Kendinizi oynayın yeter

Bugün çok değer verdiğim mütevazı bir mekanda Türk Sanat Müziği eğitimi veren bir dostumu ziyaret için evden çıktım.

Birkaç gündür yağmur yağıyordu Adana’da, sokakların belirli yerlerinde su birikintileri oluşmuştu. O birikintilerin birinde yaşı sanırım, dört veya beş olduğunu tahmin ettiğim bir çocuk elindeki plastik kayığı suda yüzdürmeye çalışıyordu…

Ayakkabısı ile suyun içindeydi ve dizlerine kadar ıslanmıştı pantolonu, birkaç yeri de çamur olmuştu…

Hava akşam yağan yağmurun etkisiyle “serinceydi.”

***

Yanına yaklaştım; hava serin üşürsün, bak üzerin de ıslanmış hasta olursun, dedim. Yüzüme baktı, tekrar oynamaya başladı “kayığı” ile…

Gidemedim, bak üzerinde çamur olmuş, pantolonun çamur içinde, git istersen değiştir, dedim kafasını bile kaldırmadan cevap verdi:

– Olsun, annem değiştirir…

Annem değiştirir, sonra da “yıkar…”

***

Önce kendi çocukluğum geçti gözlerimin önünden, sonra içimdeki “duvarlar…”

***

Farkında mısınız? Çocuklar dünyanın neresinde olursa olsunlar, oyun oynuyorlar. Ne yağmur dinliyorlar, ne çamur ne sıcak ne de soğuk…

Yaşadıkları koşulların da, zorlukların da hiç önemi yok; çocuklar mutlaka oynuyorlar…

Üşüdüklerinin bile farkında değiller, belki de hiç üşümüyorlar ama biz büyükler “üşüdüklerini” sanıyoruz…

Su çamurlu olmuş, temiz olmamış, hiç umurlarında bile değil, oynuyorlar ve eğleniyorlar…

Yaşam bir oyun” aslında.

Çocuklarımız henüz yaşamın bir oyun olduğu gerçeğini unutmak istemiyorlar. Bu yüzden de, istedikleri her şeyi yapmak keşfetmek ve olabildiği kadar çok “eğlenmek “istiyorlar…

***

Büyümeye başladığımız andan itibaren “hayatın bir oyun olmaktan” çıkmaya başladığını hayatın gerçekleri ile baş başa kaldığımı hatırladım da, keşke dedim kendi kendime yaşamı bu kadar ciddiye almasaydım da “yaşamın bir oyun” olduğu algısının peşinden gitseydim…

Yuvadan kopuşla başlayan ve yaşam boyu devam eden yolculukta ne kadar çok kimliklere büründük, kendimizden bir çok parça yarattık, kendimizi öylesine kaptırdık ki bunlara bunları ciddiye alıp yaşamın güzelliğini “hayatın bir oyun” olduğunu ıskaladık…

Yargılarımızın tahammülsüzlüklerimizin, yanlışlarımızın doğrularımızın ve tüm tanımlamaların esiri olduk, değişime ve yaşamı gerçekleriyle kucaklamaya kapılarımızı kapattık…

***

Düşünüyorum da; biz yetişkinler neden yaşamı “çocukların” gözleriyle görüyor onlar gibi algılamıyoruz acaba?

Dünya denilen tiyatro sahnesinde onlar gibi her role girip şen şakrak ve özgürce oynamıyoruz, bize verilen rolleri…

Her yanımızı kurallar sarmış sarmalamış, öğrendiğimiz doğru ve yanlışlardan, inancımızdan kendi hapishanelerimizi inşa ediyoruz…

Evet bize anne baba oğul kız, kardeş, iş adamı çalışan patron vb. gibi roller verilmiş ama bunların hepsinin bir “oyun” olduğunu” göremiyor, onlarla yaşamaya çalışıyoruz…

***

Oysa gerçek benliğimiz hiçbir zaman sınır tanımaz “duvarların” arkasına saklanmaz. Oyunun içinde kaybolmadan deneyimlerimizi yeteneklerimizi, hayallerimizi ve aklımız kullanabiliriz.

İşte ancak bu durumda çocukların masum neşeli ve sorunsuz oyunlarına dönüşebilir yaşam…

Önce sınırları ve duvarları kaldırıp gerçek benliğimize kavuşmamız gerekir…

Şimdi derin bir nefes alın “olduğunuz” kişinin rolüne bürünün ve bazı alışkanlıklarınızdan vazgeçip yeni deneyimlere yelken açın…

***

Ve lütfen yol alırken de “içinizdeki” yüklerden kurtulmaya bakın…

Hayat farkındalıklardan ve bu farkındalıkların deneyimlerle değişimle süslendiği bir “oyundur”

Unutmayın yaşamı ve kendinizi sevmeye, mutlaka birden çok “sebebiniz” vardır.

Sebepler için “sadece kendinizi oynayın” yeter…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir