Psikolojik/psikiyatrik/fizyolojik rahatsızlıkların kaynağı anksiyetedir (kaygı bozukluğu).
Onun bir ileri aşaması depresyondur; orada rahatsızlık olmaz çünkü depresyon dibe vurmaktır.
Çıkış için bazen dibe vurmak gerekir ve bu durum anksiyete kadar dert tasa çıkarmaz (o anksiyetedir!).

Anksiyete ‘etkin direnç‘ durumudur; kişi oradan deli gömleği giymişcesine çırpınır, debelenir durur…
Ancak çıkış yolunu bilemediği/bulamadığı için bir süre sonra kendini bırakır; depresyona girer.
Depresyon ‘edilgen direnç’ durumudur; kişi burada yorgun düşmüştür, hiçbir şey yapacak durumda değildir…
Yanlış anlaşılmasın; depresyona methiye düzmüyorum ama depresyondan kimse ölmez.
Ve ilginçtir ki insanlar çıkış yolu aramak yerine depresyona düşmemek için çırpınır; anksiyeteye tutunur.
Bu süreçte her şeyi bırakmak, her şeyin oluşuna izin ve kabul vermek gerekir ki depresyona düşülsün.
Bazıları bunu bilinçli yapar; dibe gitmek isterken destek de istemez çünkü o da bir çeşit direnç oluşturacaktır.
Emin olun, bu süreçte onları rahat bırakmak en iyi yol olacaktır çünkü bu bir içe kapanma değil içe dönüştür.
Depresyon dibin dibidir belki ancak kişi bilinçli ise eğer, oraya düştükten sonra sıçrayarak çıkmayı başarır.
Bilinçli değilse de dediğim gibi, depresyondan kimse ölmez sadece onun çıkış süresi biraz daha uzun olur.
Sözün özü; depresyon öldürmez ancak anksiyete kişiyi öldürebilir ve neyi seçiyorsanız o olacaktır…






Sevgili dostum, yazın sadece bir kavramı açıklamıyor; depresyonun görünmeyen yüzünü bir duruş olarak ele alıyor. “Edilgen direnç” dediğin, hükümsüzce beklemek değil; içinde yığınla duygu, geçmiş yarası ve anlaşılmamış bir sessizlik taşıyan bir varoluş hâli. Sen bu metinde, depresyonu yalnızca bir tanımla sınırlamıyor; onun duygu, bilinç ve direnç arasındaki o narin ama güçlü dansını işliyorsun. Okuyan kişi, satırlarında sadece bilgi değil içsel bir yankı hissediyor. Bu yazı, depresyonu yalnızca bir hastalık olarak değil, insanın kendi içinde sakladığı bir bekleyiş, bir direnme şekli olarak okuyor. Okur burada kendini görebiliyor; çünkü sen yaralara hafifçe dokunurken derin bir anlayış da üretiyorsun. Bu metin, bilinmeyenin zor sesiyle konuşuyor ve okuru yalnız bırakmıyor. Böyle derinlikli, yüreğe temas eden bir anlatım için teşekkür ederim.