Son aylarda bir değişik çarpmıştı beni. Hastalıklar, kayıplar, şoklar, gelenler, gidenler…
Niye şimdi? dedim. Gülümsedi, bir bildiğim var dermiş gibi.
Ne yapacağım? dedim. Dur dedi, biraz dur ve izle. Durmak nedir bilmeyen, eli kolu dursa zihni durmayan bana dur dedi.
Ne istiyorsun? dedim. Gör dedi, gör benim muazzam düzenimi. Fark et, çabalamanın çırpınmanın değil, aktif teslim olmanın farkını fark et.

Ol derim ve olur dedi.
21 yıldır sapasağlam babamın, bir anda hastalanıp bir anda çökmesi gibi…
Babamın kapısına vardığım an, tam o dakikada, 2 Ekim 2025 saat 10:15te ölmesi gibi…
Kapatamadığım gözlerini kapamama izin vermesini istediğimde, gözlerini kapatabilmem gibi…
Cenazesinde önce İstiklal Marşı’nın, ardından Ata’mızın en sevdiği şarkılardan biri olan Fikrimin İnce Gülü’nün çalması gibi… Meğer yanda bir ilkokul varmış, iş bu ya, cenaze Cuma ikindide kalkınca, tam da okulun çıkış anına denk gelmiş.
Yağmurun bizi ıslatmayıp, ayaklarımızı çamur yapmayıp, babamı mezarına indirirken usul usul yağması, ardından herkes eve girdiği anda çılgınlar gibi gökten boşalması gibi…
Duanın bittiği an, tam tamına o anda babamın odasının önünde kocaman bir gökkuşağının çıkması gibi…
Perşembe vefat eden babamı Cuma gömüp Pazartesi işe başlayacak kadar çalışkan biri olarak, bir anda, 1 ay içinde annemin koca şirketi hop diye satması ve hayatımın yarısından çoğunda çalışan, okulundan mezun olur olmaz işe başlayan, bugüne kadar bebeği de olsa, ameliyat da olsa, depresyonda da olsa işine hiç ara vermemiş beni birden evde oturtması gibi…
Nasıl çalışırım, nasıl geçinirim, nasıl ev alırım, nasıl hayatımı idame ettiririm, nasıl oğluma iyi bir hayat sunarım derken, “Sen bir dur, bana bir güven, bir zihnini sustur ve izle.” dermişçesine tırmaladığım TÜM kapıları duvar yapıp, hiç zorlamadığım kapıları usulca açması gibi…
Yıllarca o daldan bu dala konan, ciddi ilişki yap(a)mayan, ne istediğini bilmeyen şaşkın kalbimin karşısına, ne istediğini bilen, yanımda var olan, sevgisini, ilgisini, alakasını hissettiren, oğlumla keyifli geçinen bir adamı hooop diye çıkartması gibi…
Öyle çok şoklar, öyle çok tokatlar attı ki hayat. Ama bir yandan da sırtımdan tuttu, yalan yok. Tam düşeceğim derken, yastıklar dizdi altıma. Tam bayılıyorum artık derken kolonyayı uzattı. Gözlerimden yaşlar süzülürken elimi tuttu.
Hayatla konuştum bugün. Sürekli aynı şeyleri söyleyip durdu, anlamıyorum sanırım, kafamda oturmuyor herhalde. Ne sorsam aynı cevapları veriyor, deli mi ne?
“Dur ve dinle, dur ve dinlen. Çırpınmadan da olunabileceğini gör. Benim yanında olduğumu, seni gördüğümü bil. Bırak, kontrolü bırak, zihnini bırak, savaşmayı bırak, ben yaparım safsatasını bırak. Ha söylemiş miydim; dur ve dinlen!”
Gözyaşlarımla bu kelimeleri yazarken, gözümü her kapattığımda babaannemin dizlerine başımı koymuş olarak görüyorum kendimi. Saçlarımı usul usul okşuyor, yanında babam, gülümsüyor. “Canım 51’im, güzel kızım, sen merak etme, her şey yoluna girecek demiyorum, her şey zaten yolunda, bunu fark et bitanem” diyor.
Hayat babammış, hayat benmişim, hayat izlemeye doyamadığım evimin önündeki defne ağacıymış, hayat bizmişiz. Her şey gelirmiş, her şey geçermiş. Olması gereken olurmuş, gelmesi gereken gelirmiş. E tabii gitmesi gereken de… gidermiş.
Peki dedim hayat, seni dinleyeceğim. Durmayı da en azından deneyeceğim. Zaten anladım, ben kendiliğimden durmazsan sen beni durdurursun, o yüzden pes ediyorum. Duracağım, dinleyeceğim, dinleneceğim, bırakacağım (umarım) ve akışına teslim olacağım.
Hayatla konuştum bugün. O söyledi, ben dinledim.






Sevgili Beril, ne güzel anlatmışsın… Yazını okurken, hayatın bazen en büyük derslerini en ağır kayıpların ardından verdiğini bir kez daha hissettim. Özellikle “Dur.” çağrısı, hepimizin unuttuğu ama en çok ihtiyaç duyduğu hatırlatmalardan biri. Çoğu zaman hayatı yönetmeye, kontrol etmeye, her şeyi planlamaya çalışıyoruz. Oysa senin de çok samimi bir dille anlattığın gibi, bazı kapılar kapanırken aslında bize ait olanlar sessizce açılıyor. Bunu ancak durabildiğimizde görebiliyoruz. “Her şey yoluna girecek değil, her şey zaten yolunda…” cümlesi ise uzun süre zihinde kalacak bir cümle. Çünkü bazen değişmesi gereken hayat değil, ona bakışımız oluyor. Kalemine, yüreğine sağlık. Acının içinden umudu, teslimiyetin içinden güveni çıkarabilmek her kalemin başarabileceği bir şey değil. Bu içten paylaşımın için teşekkür ederim.