Her an gidebileceğini bilmek, özgürlüktür

Eskiden birini çok kolay sevebildiğimi, sevebileceğimi düşünürdüm. Bugün öyle olmadığını biliyorum. Bir ayağım kapının dışında, her an gidebileceğim bir yerde duruyorum. Gitmek için bir bahane arıyorum. Bunu tanıyorum. Orada kendimi güvende hissediyorum. Kalmayı, kalanı bilmiyorum.

Her an gidebileceğini bilmek, özgürlüktür

Varlığına alışmış, var olacağına güvenmişken, ortadan kaybolup canımı yakma ihtimali, bende gitme isteği uyandırırdı. Sanki ilk kez kaçmıyorum. Ilık bir şey akıyor içime, daha az irkiliyorum.

Bir yanım sert, duvarlarım aşıldığında, değersizleşirim zannediyorum. Çıplak kaldığımda, incitilebileceğim her şeyi eline veririm gibi geliyor.

Birini sevmek, ona kalbini açmak, ona alışmak güvenli olabilir mi? Mükemmel olmayacağını, bir gün her şeyin değişebileceğini bilmene rağmen…

Kiminle olmak iyi geliyor? Onunla ol. Kime akıyor ruhun? Ona karış. O da sana karışsın. Sert ya da yumuşak… Bunlardan birini sevdiğin için birini sevmiyorsun. Birini sevdiğinde, onunla sever hâle geliyorsun.

Sevmek, kalkanını indirmek. Sevmek, ölmek. Ölmeden de bu kapıdan geçemiyorsun. Yaşarken daha güçlü sanıyor insan kendisini; halbuki öldükçe güçleniyor ruhu, bedeni…

Kime emanet edebilir insan kendini? Ruhu, tanımaz mı evini? Öyle farklıyız, uzağız ki mi? Değil.
Aileleriyle araları pek sıkı fıkı yetişmememiş çirkin ördek yavruları, güzel dostlar bulurlar. Onlara tutsak değil, onlarla birbirlerine kanat olurlar. Arada uzaklaşsalar da bilirler. Birbirlerinin içlerinde nefes alırlar.

Birbirimizi geçmişimizin kokusundan tanırız. Birbirimizin yaralarına sarılır, kendimize duyduğumuz özlemi gideririz. İnsan olmak böyle bir şey! Hiç uzak değiliz.

Yazar Hakkında

25 Şubat 1989’da fırtınalı bir gecede dünyaya gelmişim. Üç gece ha doğdum ha doğacağım diye hastane yollarını teptirmişim. En nihayet emin olup yeryüzüne inmişim. Fırtınayı hep sevdim, sağlamcılıktan da vazgeçmedim. Lise zamanlarına kadar epey inek bir öğrenciydim. Harçlıklarımla yeni test kitapları alır, test çözerken şarkılar söylerdim. Bir müddet babaannemlerle yaşamıştım. Babaannemin bu değişik çalışma biçimime olan şaşkınlığını hissederdim. Çalışmayı hep sevdim, kendi yönetmlerimle bunu yapmayı daha çok sevdim. Fen lisesini kazanmıştım. ‘’ Bu öğretmenler beni değil notlarımı seviyor! ‘’ diye fabrikatör kızıyla fakir ama gururlu delikanlıyı andırır bir duygu krizi yaşamıştım. Bu benim için dönüm noktasıydı. Artık daha az çalışıp daha çok yaşıyordum. Rehber öğretmenimle düzenli görüşmelerim oluyordu. Kendimi sosyal çalışmalara verdim. Fen lisesinde bunu( şiir dinletisi, tiyatro ) yapmaya kalkınca biraz ortalık karışmıştı. İTÜ Mimarlık fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması bölümünü kazandım. Konservatuvar istiyordum. Üç sene boyunca her aralık ayında okulu bırakıp konservatuvar sınavlarına hazırlandım, olmayınca geri döndüm ve en nihayet ‘’ Her şeye rağmen bırakıyorum! ‘’ deyip yarı zamanlı, özel bir konservatuvara kaydım olmuş buldum kendimi! Bu zaman zarfında part- time bir fast food firmasında kasiyer olarak( bir buçuk yıl ) ve ardından bir kafede falcı olarak( üç buçuk yıl ) çalıştım. Açıköğretimden sosyoloji bölümüne kaydımı yaptırdım. Son sınıftayım. Üç aylığına Antalya’ya gidip iki buçuk sene orada yaşadım ve birçok ruhsal eğitim( Reiki Master, EFT( Duygusal Özgürleşme Teknikleri ), Şamanik rüya, Yaşam koçluğu, Meditasyon… ) alarak kendi derinliklerime bir yolculuğa çıktım. Deneyimlediğim Tarotu yeni bir bakışla yorumladım ve ona, bünyesinde barındırdığı numeroloji ile astrolojinin inceliklerini kattım. Şimdi yazıyorum, aslında okuyorum ve bunu seviyorum. Sizi seviyorum, Hüseyin Akdağ

Benzer yazılar

4 Yorum

  1. Gülay Şimşek

    Birini sevmek, ona kalbini açmak, ona alışmak güvenli olabilir mi? Mükemmel olmayacağını, bir gün her şeyin değişebileceğini bilmene rağmen

    Kaleminize sağlık Hüseyin Bey.
    Olabilir mi ?
    Bir tefekkür edeyim nu güzel soruyu sorup.
    🙂
    Sevgiler

    Yanıt
  2. Murat Tali

    insanların hayatları seçimlerden ibaret, gideceğini bilip gitmemek, gideceğini bilmemek, gitmey istemek ama bunu fark etmemek, gidiyorum diyerek gitmek…seçenekler haliyle seçimler de epeyce fazla. mutsuzluğun hikayesi tüm bu seçenekler arasında kalmakla başlıyor, gidince büyüyor ya da yok oluyor. sanırım sözkonusu insan ve ilişkisi olunca temelde baskın olan şey, korku olmakta…. ardından da merhamet ve acıma duygusu gelmekte. gidersem ne olur… bir de gidenin neden gitmek istediği konusu var ki o da ayrı bir yazı konusu sanki… konu gitmek olunca yoruldum 🙂 emeğine sağlık Hüseyin

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir