Hayatın inişleri ve çıkışları, yolda olmanın tadı tam da bu sanırım. Margaret Mitchell’in de dediği gibi; “Hayatın bize, ondan beklediğimiz şeyleri vermek gibi bir zorunluluğu yoktur”.
İşte tam da burada işler celallenir. Kendi hayrımıza olduğunu sandığımız bir hayat planı oluştururuz. Ama bu hayat planı beşerilikler, zanlar, yargılar, nefs ve daha nicelerini içerir.

Bizim için işleyen ilahi planı göz ardı eder hatta çoğu zaman farkına varmaz ve kabullenemeyiz. Aslında belki de istenilen tek şey teslim olmaktır. İlahi plana güvenmek, teslim olmak -olana da olmayana da teslim olmayı seçebilmek-.
İnsanoğlunun sınavı burada başlar ve fazlasıyla celallenir. Yaratıcıya güven sınavından çoğumuz kalmış ve tökezlemişizdir. İstenilen tek şeyin şükretmek olduğunu kaçırırız çoğu zaman. Şükrettikçe daha çok şükür edeceğin şeyler artacaktır. Birçok surede şükürle ilgili hatırlatmalar vardır.
Gözlerini açtığında “bugün nefes alabiliyorum, demek ki yeni bir şansım var” diyebilmek.
Zor günlerde bile küçük güzellikleri görebilmeyi seçmek; bir dostun desteği, kana kana içilen bir bardak su, yürüyüşe çıkabilmek kolaylıkla hatta… Bunların Allah’tan bir lütuf olduğunu bilmek.
“Eğer şükrederseniz, elbette size (nimetimi) artırırım.” (İbrahim Suresi/7)
Evet istemek yaratıcıdan her şeyi, ayakkabı bağına kadar… Bunun yanında önce verilene de bolca şükretmek ve fark etmek…
Başkalarıyla konuşurken nimeti kendinden bilmeyip “Allah nasip etti” diyebilmek.
“Beni anın ki Ben de sizi anayım. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.” (Bakara Suresi/152)
Sıkıntı anında bunun bir sınav olduğu bilincine varabilmek sadece şikâyet etmek yerine, “Vardır bunda da bir hikmet, bir hayır” diyebilmek. Kaldıramayacağın yükün yüklenmediğine iman etmek belki de..
“Biz ona yolu gösterdik: ya şükredici olur ya da nankör.” (İnsan Suresi/3)
Nice hoş örnekler verilebilir. Sizlerden de fikir almayı çok isterim.
Şükür, sadece “teşekkür” değil, Allah’ın verdiği nimeti fark etmek + dille ifade etmek + onu doğru kullanmaktır.
Şükür sadece teorik bir kavram değil, yaşanan bir hâl olmalıdır.
Nice şükredici hâllere






Sevgili Nihan, bize şükrü yalnızca bir kelime olarak değil, bir hayat hâli olarak yeniden anlatmışsın. Şükretmek sadece “teşekkür etmek” değil; yaşananı bütünüyle kucaklamak, acıyı da sevinci de eşit görülebilen ruh derinliğine erişmektir. Seninki gibi bir metin, okuyan kişinin kendi iç dünyasında sessiz ama güçlü bir titreşim yaratır; çünkü şükür kelimesinin ardındaki geniş evreni, günlük yaşantının dar penceresinden çıkartıp somut bir varoluş pratiğine dönüştürüyor. Yazın, sadece duygusal bir iyilik hissi vermiyor; zihni ve kalbi birlikte çalışan bir farkındalık alanı açıyor. Okuyan, şükrün hafifliğini değil, anlamını duyumsuyor. Bu yüzden senin satırların yalnızca bir metin değil, okuyanın kendi ruhuna açılan bir pencere… Bu zarif ve derin katkın için teşekkür ederim.
Ne şahane sözler bunlar. Evet şükür yaşanılan bir hâl olunca derin bir anlam kazanıyor sanırım. Ben teşekkür ederim, katkısı ve ilhamı bol olsun…
Merhaba evet şükür bir teşekkür etmek değil.
şükür farkındalık hali bence. Şükür durağan değil aksine eylem gerektirir. Harekettir , elinden geleni yapabildiğin kadar yapıp gerisini O,na bırakabilmektir
Çaba ve gayret gösternektir eylem yani hareketlilik vardır.
Anda kaldığımız her an Nefesimiz bizim yaşamımızdır.Bunu farkındalıkla, o an musluktan akan bir damla suyun nerelerden geçerek çayımıza, kahvemize ulaştığının bilincinde olabilmektir. Farkına varmak bilinçlilik halidir Şükür.
Kaleminize sağlık
Merhabalar, şüküre giden en net yollardan biride kesinlikle farkındalık.. Her farkındalık hali, her şükür hali binbir kapı açıyor insana.. Desteğiniz ve yorumunuz için teşekkür ediyorum.