22 Ağustos, 2018

Hikayemin Adı Kırmızı: Aynadaki Yansımalar

“Herkes  senin içindeki bir yanını aynalamak için karşına çıkıyor. Yani karşına çıkan her şey seni sana anlatmak için… Bu hem insan olma sorumluluğunu eline almak hem de kendini tanımlayabilmek için yegane fırsat kendimce…Biz oyunculara takıldığımız için bu fırsatı göremiyoruz… Aynaya vuran aksimizden kaçmak itiraf edelim daha kolay. Ve böylelikle sahip olduğumuz bu muhteşem mekanizmayı okumaktan bir ömür aciz kalıyoruz.”


Kaufmann, gözde, üç rengi toplayıcı hücre olduğunu söyler. “Bu üç toplayıcı hücre tipi kırmızı, yeşil ve maviye duyarlıdır ve bütün öteki renkler bu üçlü sistemin renk sinyalleri karışımı ile görülebilir.” Kırmızının çeşitli tonlarına güç, saldırganlık, seks gibi farklı anlamlar yüklenmektedir. İngiltere kraliyetinin rengi de kırmızıdır, Amsterdam’da fuhuş sektörünün yürütüldüğü bölgenin ışıkları da. “Renk psikolojisi” adıyla ortaya çıkan yeni bir bilim dalı, kırmızının ruh halimiz, algımız ve hareketlerimiz üzerinde derin bir etkisi olduğunu söylemektedir. Elliot, renklerle ilgili araştırmaların kırmızı üzerinde yoğunlaşmasını ise şöyle açıklar: “Kırmızı ile ilgili algıların oluşması önemli olaylarla ve tecrübelerle ilgili. Kırmızı, olgun meyvenin, karşınızdaki öfkeli yüzün, cinsel uyarılmanın rengidir.” Bu nedenle kırmızı daima hayatta kalmayı işaret eder.

Gizem Serra Sözen’e göre, hayatta kalmayı işaret eden kırmızının tek sorusu vardır:

“Kimim ben ve rengim olan ‘hayat amacımı’ bulmak için ne kadar istekliyim?”

Yazar metinlerinde bu sorunun yanıtını arar. John Berger, “Görme Biçimleri” metninde bu durumu şöyle açıklamaktadır: “Geçmiş hiçbir zaman olduğu yerde durup yeniden keşfedilmeyi, aynıyla, olduğu gibi tanınmayı beklemez. Tarih her zaman belli bir şimdi’yle onun geçmişi arasındaki ilişkiyi kurar. Demek ki, şimdi’den korkmak eskiyi bulandırmaya yol açıyor. Geçmiş içinde yaşanacak bir şey değildir. Eyleme geçerken içinden bir şeyler çekip çıkarttığımız bir sonuçlar kuyusudur.” Sözen, “şimdiyi” odak noktasına koyar ve geçmişi bulandırmadan kırmızının peşine düşer.

Kırmızı, hayat yolunda aşılması gereken yedi imgenin ideal olan sonuncusudur.

Gizem Serra Sözen’in kitabında, tüm bu eyleme geçme hallerinden önce geçmişin kuyusunda neleri bıraktıklarını okuruz.

Geçmişin kuyusunda ne olabilir? Hakikat vadisinde yürünürken geçilmesi gereken kibir, riya, ümitsizlik, kararsızlık, şehvet, himmet ve vefa vardır.(s:50) Bu yedi vadiyi aşabilenin ödülü, “Simurg”u görebilmek olacaktır. Simurg’la tanışmak için yaptığı yolculuğun anlamı kendisi ile özüne yapılan yolculuktur. Hakikat yolunun karşılığı olan yedi imge renk vardır:

“…çoğu kişi dördüncü rengi dahi göremeden üçüncü rengin büyüsünde kalarak aşkın yedi rengini görmeyi kaçırmış. Dördüncü renkteki beşinci odayı, beşinci renkteki altıncı odayı, altıncı odadaki ise yedinci odayı göremeden oyunu tamamlamış.” (S:26)

Yedi oda veya yedi vadi aşkın dikenli olan hakikat yoludur. Aşılan her renk veya her vadi aşkın dikenli olan yoludur. Okur yedinci renge vardığında kendini küllerinden yaratabileceğini fark edecektir. “Gerçek aşkın yolu dikenlerle örülüdür,” çünkü; cesareti ile birlikte, en çok da sahip olduğu aşkı kadar dikenlerden çıkıp güle ulaşabilecektir. (s: 46)

Geçmişin kuyusunda bulunan ise geçilen vadiler ve görülen odalardaki renklerdir. Sözen, metinlerinde bu yolu yürürken vardığı noktalarda durup geriye cesaretle bakıyor ve bu cesareti, onun “geçmiş”ini bulandırmıyor. Çünkü, “hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, kendisinin seçmeden çok öncesinde kendisine özel hazırlanmış bazı yolların olduğunu ama öncelikle yürüme cesaretine kavuşması gerektiğinin bilincine,” varması gerektiğini biliyor.

“Sadece sevmeyi bilenler yaşayarak ölecek ve diğerleri belki de yaşama hiç doğmadan gidecek”tir. (s:63).

Sevmeyi bilmek, zaman ve yer sınırlamasından kurtulmakla olasıdır. Evrenin her bir noktası, Gizem Serra Sözen’e göre nerede olmasını istiyorsa oradadır. Hikayemin Adı Kırmızı’nın metinleri işte tam da bu noktaları düzenleyerek ve kurgulayarak okura alternatif bir yol sunmaktadır. Bu yol, evrenin ve dünyanın yepyeni bir biçimde algılanmasına giden yoldur. Sözen, bu yolu şöyle anlatmaktadır:

“Ben sadece uçmak istedim, düşersin dediler…Onlar düşmemek uğruna kanatlanmayı seçtiler. Bu yüzden cesaret edemeyenler kanatlarının ne kadar büyük olduğunu asla bilemezler… Ben zor seçilen bir yolu seçtim. Sonunda uçmak olmayabilirdi de gerçeğim…Denemeden bilemezdim…”

Denemeden evrenin ve dünyanın her bir noktasını kim görüp, kurgulayıp  düzenleyebilir ki?

Kitapta “Ayna” metaforu, okurun karşısına sıklıkla çıkmaktadır. Neden ayna? Sözen, paralel evrenin imgesini ayna metaforu ile belirtir. Hiçbir eylem sona ermemektedir, hiçbir canlı ölüp yokluğa karışmamaktadır. Yazarın varlığı hareketlerinde, metinlerindeki fikirlerinde, yaşama karşı duruşunda, giysilerinde, seçtiği yol ve çevrede, zevklerinde ortaya çıkmakta ve bu durumu ayna metaforu ile okuruna anlatmaktadır. “Herkes  senin içindeki bir yanını aynalamak için karşına çıkıyor. Yani karşına çıkan her şey seni sana anlatmak için… Bu hem insan olma sorumluluğunu eline almak hem de kendini tanımlayabilmek için yegane fırsat kendimce…Biz oyunculara takıldığımız için bu fırsatı göremiyoruz… Aynaya vuran aksimizden kaçmak itiraf edelim daha kolay. Ve böylelikle sahip olduğumuz bu muhteşem mekanizmayı okumaktan bir ömür aciz kalıyoruz.”

Erkek mülkiyetinde çevrelenmiş bir dünyada kadının varoluşu, onun toplumsal kişiliğini sınırlandırılmış, koşullandırılmış bir alanda yaşayabilme yeteneğini geliştirmesi anlamına gelmektedir. Bu durum Berger’in de sözünü ettiği gibi, kadının öz varlığının ikiye bölünmesi pahasına oluşur. Gizem Serra Sözen, kendini her durumda/eylemde seyretmek zorundadır. Her zaman kendi imgesi ile dolaşmak zorundadır. Bir odada yürürken (yedi odadaki yedi farklı renk) ya da babasının/annesinin ölüsünün başucunda ağlarken bile ister istemez kendini yürürken ya da ağlarken görür. Çocukluğunun ilk yıllarından başlayarak hep kendi kendisini gözlemesi, bunun gerekli olduğunu öğretmiştir ona. “O zaman ispatla bana, zamansızlığı, mekansızlığı, her şeyin aynı anda, hatta tüm boyutların bile yan yana yaşandığını ispat et…” (s:190). Yazar, içindeki gözleyen ve gözlenen kişilikleri kadın olarak, onun kimliğini oluşturan ama birbirinden ayrı iki nesne-özne çelişkisinde görmeyi başarmıştır.

Gizem Serra Sözen’in gözleyici yanı, gözlenen yanını öylesine etkiler ki, sonunda tüm benliğiyle okurundan nasıl bir tutum beklediğini gösterir. Yazarın, bir eşi daha bulunmayan bu kendi kendini etkileme/gözleme süreci okuru tarafından da kabul görür. Yazar ve kadın varlığı kendi içinde nelere izin verip nelere izin vermeyeceğini metinleri aracılığı ile düzenler. “Zamansızlık ve mekansızlığın olduğu bu yerden tekrar zamanın ve mekanın olduğu yere uyanıyorum,” (s: 190). Kitap bittiğinde okur yazarı ile birlikte “Kırmızı” bir aydınlanmaya uyandığını hisseder.

Kitap: Bayram SARI

indigobayram@gmail.com

Hikayemin Adı Kırmızı: Gizem Serra Sözen;

Ceres Yayınları, 2017;  (s: 232)

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir