İletişimde üçgen etkisi

Fizikte basit bir kural vardır: Senin dokunduğun sana dokunur. Soğuk bir şeye dokunursan soğuk şey de sana dokunur, üşürsün. Cinlerle haşır neşir olursan, cinler de seninle mesai harcamaya başlar. Sen benimle agresif iletişim kurarsan benden de, agresyon görmen çok muhtemel.

Çekim yasası, secret gibi kavramlarla da ifade edenler var, neticede altındaki dinamik bu şekilde de anlatılabilir. Ama ben biraz rasyonel taraftan ifade etmeye çalışacağım.

Düşündün mü hiç; sen (veya çevrendekiler) kendi halindeyken seni kazıklamaya çalışanları, seni aldatan sevgilileri ve benzeri durumları nasıl buluyorsun?

Özellikle öğrenci olduğum zamanlarda birbiriyle alakasız kızlarla beraberdim, ama hepsinin ortak bir sorunu vardı. Başıma nasıl musallat ediyordum onları?

Alakasız bir yeni soru: Karşımızdakinin her şeyi gözümüzde kabul olmasına rağmen, neden bir şey huzursuz eder, gönlümüzde kabul olmaz ve yolunda giden her şeyi bir kenara bırakıp işi bırakırız, düşündün mü?

Ufak bir sır vereyim; bu sorunun cevapları mantıklı değil. Ama mantıkla izah edilemeyen bu durum, bilinçsiz bir şekilde hayatımızı etkiliyor.

Mesela kendimden örnek vereyim. Bireysel seanslar yaptığım zamanlarda seans bedelim piyasa ortalamasında bir fiyattı; X Lira. Geliştirdiğim teknikler ve referanslarım çok iyiydi, ama satışlarım pek de güzel gitmiyordu. Kiminle görüşecek olursam “düşüneyim” diyor ve bir sebepten dolayı iptal ediyordu. Pahalıydım sanırım. Ama hem piyasa ortalamasında fiyatım vardı hem piyasadan daha iyi hizmet verdiğim kesindi hem de aynı kişiler kısa süre sonra 3X Lira’ya başkalarıyla anlaşabiliyordu. Sonra başarısız seanslar yaşıyor, yine bana geliyorlardı.

Bir gün fark ettim ki X öncelikle bana pahalı geliyormuş, çünkü bir lokma bir hırkacı birisiyim. Karşımdakinin maddi durumu uygun olsun ya da olmasın, satış fiyatım bana fazla geliyordu, ama “bu işleri bilenler” fiyatımı düşük tutmamam gerektiği konusunda konuşmuşlardı ve onların önerileriyle bu fiyattan sunuyordum hizmetimi. Sonuçta satışa dönmüyordu. Peki neydi bu iki durumun birbirini tetiklemesinin sebebi? Az önce kısmen cevabı verdim, ama devam edelim mi?

İletişim seminerlerinde klişe bir üçgen vardır. Eğitmen bir üçgen çizer ve üstten bir kısmı ayırır, “iletişimimizin %10u bilinçli, %90ı bilinçdışıdır” der.

Özetle bilinçdışımız bilincimizi etkiler.

Bilinçdışımız (bazı kaynaklara göre bilinçaltı ile de burası ifade ediliyor) ilgi bekliyor yani.
İletişim demişken bir alt basamağa bakalım mı? Bu seminerlerde gözlediklerim ve duyduklarım hep tek üçgenden bahsediyor. Mesaj tek taraflı ise iletim olur zaten.

 

 

 

 

Eğer alıcıda anlam bulup cevap doğuruyorsa, o zaman işteş olma hali söz konusu ve iletişimden bahsedebiliriz. Dolayısıyla karşımızdakinin de üçgeni devreye giriyor. Çünkü onun da bilinci dışında %90’lık bir dinamiği var.

İşte olaylar burada, aşağı rakımlarda gerçekleşiyor.

Mesela bana X Lira pahalı geldiği için, ne kadar profesyonelce ifade etsem bile; beden dilim, mimiğim, ses tonum, neticede bir iletişim parçam bunu pahalı bulduğumu gösteriyordu. Karşımdakine her şey ne kadar uygun gelse de bende; dinlediği kişide, anlayamasa da uyumsuz, tutarsız bir şey görüyordu ve iş gerçekleşmiyordu.

Biliyor musun, mobbing konusunda (işyerinde gerçekleşen psikolojik taciz, yıldırma) başıma gelenler de bu üçgenler yüzündendi. Herkesi olduğu yerden seslenerek çağıran patronum, yanıma gelir ve müsait olduğumda odasına gelmemi rica ederdi. El üstünde tutulan bir çalışanken gün geldi, çarklar değişti. Herkese aynıyken bu sefer bana saygısızlık başladı, hatta günden güne küfürlü konuşmalar bile sıradanlaştı. Hakaretlerin ucu bucağı bitmiyordu, başkasının hatalarının da azarları beni buluyordu, başkalarının cezaları da benden soruluyordu… Peki ne değişti?

Dayanamayacağım bir nokta geldi ve oradan ayrıldıktan çok sonra fark ettim ki kendimle ilgili olumsuz bir durum, kendimi değersiz hissetmeme sebep olmuştu. Biraz altını çizeyim; işyerim, işimden ve patronumdan alakasız bir olay, bir hatam kendimi değersiz hissetmeme sebep olmuş. Yani aşağıdaki %90 lık bölgede “bende bozuk birşeyler var, hata yaptım ve utanıyorum. İlkel toplumlardaki gibi cezalandırılmalıyım” diyen bir mesaj fark ettim. Çünkü toplum ahlakına uysa da kişisel etiklerimi çiğnediğim bir şey yapmışım ve sandığım daha çok kızmışım kendime, farkında değildim bu duyguların. Onun aşağı üçgeni de bunu duymuş ve ricamı işleme sokmuş.

Benzer bir durum ilişkide bulunduğumuz eşler, ortaklar, hatta düşmanlar gibi kişilerde de geçerli.

Hepimizin hayatında benzer örnekler var, dolayısıyla günah keçisi misali yine kendimden örnek vereyim.

Yazının başında da bahsettiğim bir duygusal ilişki dönemim vardı. Aslına bakarsanız mütemadiyen bir dönemde oluyorum, gözlediğim kadarıyla hepimiz oluyoruz. Hatta bir ara flört ettiğim kişiler üzerinden kendi psikolojimi gözlemleme imkanım oluyordu. Bunlardan bir dönemi seçelim. Kız arkadaşlarımın hepsi birbirinden farklı tiplerde, farklı kültürlerde olmasına rağmen ortak sorunları olan bir dönemim oldu mesela. Hepsinin çok sorunlu bir ilişkisi vardı ve yeni bir şeylere cesaret edemiyorlardı. Nereden buluyordum bu tipleri, acaba her kızda mı bu problem var diye sorguladığım bir durumdaydım.

Ama artık anlıyorum ki bendeki üçgende bir gedik varmış, mesela kurtarıcı olma ihtiyacı gibi. Başkasının üçgenindeyse bir uzuv var, bir çıkıntı kurtarılmaya ihtiyaç duyuyor.

Bilincimiz farkında olmasa da gençler aralarında görüşüp anlaşmışlar, onun sıkıntısıyla benim ihtiyacım buluşmuş, biz de ilişkiye başlamışız.

Ne zaman ki onun çıkıntısı düştü ya da benim delik, gedik, ihtiyaç kapandı, artık birbirimizi daha fazla dürtemez olmuşuz.

Benzer durum maymun tiplerle birlikte olan kızlarda, narinliğine rağmen kaba saba ilişkiler yaşayan kişilerde ve diğer hepsinde de mevcut. Karşılıklı bir ihtiyaç cevap buluyor.

Çünkü her ilişki bir ihtiyaca cevaben var, her sıkıntı da yine bir ihtiyaca cevaben ortaya çıkıyor.

Önemli olan; bu mantıksız dinamiği mantıklı hale getirme çabasındansa duyarlı olup ilgilenmek.

Mesela X Lira yerine bizzat hak ettiğime inandığım rakamı telaffuz ederek satışlarımı güçlendirmiştim. Birisinde bir sorunu gördüğümde o sorunun bendeki izdüşümünü çözmeye başladım, böylece o da farkında olmadan kendi üzerine düşeni icra ediyordu ya da hayatımdan akıp gidiyordu. Böylece sadece kendi gediğimle uğraşarak başkasının kahramanı olmaktan kurtuluyordum.

Kendi %90’ıma daha çok hakim olarak, onu daha çok tanıyarak başkalarının %90larına daha çok yardımcı olabilirim.

Senin %90 ne durumda?

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir