17 Nisan, 2026

P Kuşağı: Pandemi dönemi kuşağı

X kuşağı, Y kuşağı, Z kuşağı hepsinin pabucu dama atıldı. Artık taptaze bir nur topu gibi bir kuşağımız oluşuyor: Pandemi Kuşağı ya da bir kuşaktan ziyade, bir tür kırılma biçimi.

İnsanın doğasında en önemli gerçeklerden biri çoğalmaktır ve ne kadar zor koşullar olursa olsun türünü sürdürmek için içgüdüsel olarak harekete geçer. Tarihe baktığımızda büyük kırılmaların ardından doğumlarda artışlar yaşandığını görürüz ve savaş sonrası dönemlerde ortaya çıkan “baby boom” bunun en bilinen örneklerinden biridir.

P Kuşağı: Pandemi dönemi kuşağı

Coğrafi olarak da zor yaşam koşullarına sahip bölgelerde nüfus artışının daha yüksek olduğu görülür ve bu durum doğadaki diğer türlerde de benzer şekilde gözlemlenir; canlılar bulundukları koşullara göre uyum sağlar ve varlığını sürdürür.

Örneğin 1946-1964 yılları arasında doğanlara “baby boomer” deniyor ve özellikle Amerika’da II. Dünya Savaşı sonrası başlayan ekonomik toparlanma ile birlikte doğum oranlarında ciddi bir artış yaşanmıştı. Ancak pandemiyle birlikte beklenenin aksine dünya genelinde doğum oranlarında belirgin bir artış öngördüyseniz; yanıt: Hayır!. böyle bir artış görünmüyor.

İnsanları eve kapattığınızda sıkıntıdan cinsel birleşme arayışının artacağı ve bunun çoğalmayı tetikleyeceği düşünülebilir ancak bu süreçte insanlar dışarıdaki belirsizlik ve tehdit algısı nedeniyle kendilerini güvenli hissetmemişler sanırım. Bu nedenle kriz anlarında ortaya çıkan çoğalma refleksi bu kez geri çekilmiş ve yerini korku, belirsizlik ve zihinsel yük almış. Bu durum bize insan davranışının yalnızca biyolojik içgüdülerle açıklanamayacağını, bilinç ve koşulların belirleyici rol oynadığını gösteriyor.

Pandemi ile birlikte doğan yeni kuşak, insan türünün, krizlere verdiği tepkiyi değiştirmiş olabilir. Bu durum, insan davranışında yeni bir kırılmaya işaret eder. Bu nedenle P Kuşağı doğum oranlarıyla tanımlanan bir kuşak değil, yaşanan psikolojik kırılma ile şekillenen bir kuşak olarak tanımlanabilir. Y kuşağının son evresi ve Z kuşağı pandemi sürecinden en fazla etkilenen gruplar arasında yer almış, gelişimlerinin önemli bir döneminde eğitimleri kesintiye uğramış, sosyal ilişkileri zayıflamış ve günlük yaşamları büyük ölçüde dijital ortama, sosyal medyaya taşınmıştır.

Yani, 2000’li yılların çocukları olan Z kuşağı çocuklarının en büyükleri şu an 26 yaşında ve çoğu buluğ çağının tam ortasında denk geldi bu küresel boyuttaki Pandemi safsatasına ve onun zincirleme gelişen etkilerine. Eğitimleri yarım kaldı, tek eğlenceleri teknolojinin sunduğu kapalı alan oyunları vs. oldu.

Ruh ve beden sağlığına bir bütün olarak bakarsak; bu dönemde, el yüz yıkayıp, maske takıp, misafire kolanya ikram edip, ilaç ve aşı geliştirmek kadar önemli olan şu olmalıydı: Pandeminin psikolojik etkileriyle baş etmek için yapılması gerekenler ve alınması gereken önlemler. Yoksa Pandemi bitmiş olsa da bilinci zedelenmiş yığınlarla karşı karşıya kalınabilirdi ve zaten öyle de oldu. Korku ve endişenin yaratacağı gelişmeler, hem bedensel sağlıkları hem de insanların psikolojilerini olumsuz etkilemekte artık. Bu öncelikli olarak ele alınması gereken bir durum. Uzmanların bunu iyi araştırıp değerlendirmesi gerekir.

Yeni nesil ruhsal gelişim uzmanlarının da bu konuya öncelik vermeleri yerinde olur. Ruh ve beden sağlığı bir bütün olmasına rağmen pandemi sürecinde ağırlıklı olarak fiziksel korunmaya odaklanıldı ve psikolojik etkiler ikinci planda kaldı. Pandemi sona ermiş olsa bile bu dönemin etkilerinin tamamen ortadan kalkmadığını söyleyebiliriz. Bu süreç insanların algı dünyasında ve psikolojisinde kalıcı izler bıraktı. Bu nedenle yalnızca tıbbi değil, psikolojik ve sosyolojik değerlendirmelerin de yapılması ve bu alanda yeni yaklaşımların geliştirilmesi gerekli. Belki 1960’larda Amerikalı araştırmacı John B. Calhoun’un yaptığı fare deneyi bu konuda ışık tutabilir. Fareler kadar şapşal olmadığımızı öngörüyorum!

Ve buraya şunu sıkıştırmadan geçemiyorum, küçük ölçekte ülkemizde, 80 darbesi, çocukların masumiyetini ve neşesini çalmıştı. Uzun süre içten gülemedik. Ama artık gülümsememizi, neşemizi geri alalım her şeye rağmen! Her şeye rağmen.

Son söz olarak, insanın gerçeği yalnızca yaşadığı acılar değil, bu süreçte geliştirdiği farkındalık ve kurduğu ilişkilerle anlam kazanır. Acı, insanın gerçeği değil, yürüdüğü yolun döşeğidir. İnsanın gerçeği yürüdüğü yolda aldığı ve verdiği sevgi ve farkındalıkla iz sürmesidir. Şairler, yazarlar melodramla anlatırlar, felsefeciler gerçekçidir.

Bilimle entegre olmayı bilen niyet ve veya istenç, genellikle insana unutturulmuş olan büyüdür. Büyü evrensel gerçekliğin sonsuz potansiyeline gebedir. İnsan bu büyüden doğar ve bu büyü ile ölümsüzleşir. Bu yüzden korkunun yerine dengeyi, belirsizliğin yerine anlayışı ve hayattan psikolojik kopuş yerine bu psikolojik dengeyi yeniden kurmayı merkeze alan bir yaklaşım geliştirmek daha sağlıklı olacaktır. Belki o zaman yeniden gülmeyi başarabiliriz. Bahar kapıda. Ağaçlara sarılalım. Virüsler bizden eski olsa da biz onlardan ileriye yürüyoruz.

 

Instagram : Feryal Çeviköz

Yazar

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir