İnsan olmanın dayanılmaz hafifliği

Bilinen tarihle 7-8 bin yıllık bir geçmişi var insanın. Göbeklitepe ile 12bin yıla çıkardılar süreyi. 12bin yıldır, insanlar aynı sancılar ve öykülerle devam ediyorlar yolculuklarına. Adına din, öğreti, inanç, fikir, ideoloji ne dersen de bu süreç içerisinde her zaman insanlığın iktidarında yer aldı. Kimse uyanmadı, kimse bir yere gitmedi. Tarih; yönetenler ve kölelerle (halk, asker) örüntülenmiş bir gerçeklikle önümüzde duruyor. Köle tacirleri, aşiret ağaları, büyük toprak sahipleri, gün gelip sanayileşme ile birlikte iş adamları haline döndüğünde de bu sistem daha içinden çıkılamaz hal aldı..,

İnsan olmanın dayanılmaz hafifliği

Tabi hayat bu kadar olumsuz değil. Teknoloji gelişti ve insan dünyanın her yerindeki bilgiye her an erişebilir hale geldi fakat bu onu özgür kılacağı yerde daha fazla bağımlı ve köle kıldı. Özünde sorumluluk sahibi olmak bilgisi olmayan herkes günün sonunda tüm çağlar boyunca, kendi kahramanını ya da önderini ortaya çıkartıp onun peşinden gitti. Dayak yemek hatta ölmek pahasına o lider ya da önder gördüğü insanları terk etmedi. Çocuklarını bu kişilerin emrine verdi. Daha fazla ölüm daha fazla özgürlük getirecek diyerek, binlerce yıldır katliamlarla ilerledi insan.

İnsanlık tarihi aydınlanmalar ile değil, savaşlar ve katliamlar ile yazılmıştır. Her aydınlanmış insan, toplumun düzeneğine çomak soktuğu ve oraya ışık tuttuğu için yakıldı, yok edildi, dışlandı. Çok azı ayakta kalıp küçük bir döngüyü kırabildi. Onlar bile krallara ve liderlere akıl hocalığı yaptılar ve asla onlarla çatışmadılar. Budha’nın aydınlanma sürecinde yaşadığı ülkede yoksulluk ve sefalet vardı ve krallar ile zenginlerde vardı. Budha’nın öğretileri bu süreci yorumlamaktan uzak, kralların sofrasında çokça bulundu. Hatta Budha’nın ölümü bile bir yoksul insanın kendisini davet edip ona sunduğu yemekten zehirlenmesi ile olmuştur.

Bunların bu hale gelmesine sebep hiçbir zaman fikirler ve inançlar olmamıştır. Aydınlanmış ya da farkındalıklı insan doğru soruları sorarak kendi cevabını bulabilirdi. Fakat BİR olamayan, derebeylerine, ağalara, aşiret reislerine, krallara, kraliçelere hizmet etmek pahasına tüm varlığını ve çocuklarını feda eden halklar günün sonunda, değersiz bir meta gibi kullanılmıştır. Bugün yaşadığımız şeyler ile dört bin yıl önce yaşanan şeyler arasında hiçbir fark yok. Tek fark zamanı gösteren rakamların büyümesi o kadar. Geri kalanı safi yoksun zihinler ve iç evrimini tamamlayamadan doğup, büyüyüp ölen kitleler. Özgürlük, herkese gelmeyecek bunu da biliyorum. Sekiz milyar insan varsa şu anda dünyada bunlardan sekiz yüz bilemedin sekiz bin kişisi farkındalıkla ayrılacak bu yolculuktan. Geri kalan her canlı bir bitki formunda yaşamaya devam edip sonlandıracak yolculuğunu.

Böyle bakınca da konuşmak da yazmak da ahmaklık gibi geliyor bana. Ama bir tek kişi için “sesimi duyan var mı?” demek gerektiğine inanıyorum. Çünkü bu hayatın çok fazla “ya öyle değilse”leri ve “kral çıplak”ları var…

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir