Kişisel gerilim mi? kişisel gelişim mi?

Yeni bir atölye çalışmasına başlayacağımı duyurduğumdan beri çok sayıda mesaj alıyorum. İnsanların çoğu şunu soruyor: Onca kişisel gelişim programına katıldık, hayata ilişkin korkular ve kaygılar yok mu, hâlâ peşimizi bırakmıyor. Aradığımız sükûneti ve huzuru bir türlü bulamıyoruz. Neden?

Yanıt çok basit; merkezinizden şaşıp çeperlerde dolaştığınız, -bilerek ya bilmeyerek- merkezinize yönelmeyi ya da daha moda söylemiyle, ‘içinize dönmeyi’ reddettiğiniz için…

Neden mi böyle oluyor? Çoğu insan, istekleriyle ihtiyaçlarını birbirine karıştırır ve bilinçli adımlar atamaz da ondan. Tabii bu durumda aciliyeti olan işler de aynı akıbete uğrar; öncelikli olanlarla karışır. Hayatınız düzeleceği yerde daha da arap saçına döner.

İçsel pusulanız bozulur; rotanız şaşar. Tıpkı okyanusta sürüklenen bir gemi gibi, kaybolur gidersiniz.

Bana bu soruları yöneltenler; işte o gemideki denizcilerin duyguları neyse siz de aynılarını yaşıyorsunuz, haberiniz olsun!

Derken, siz dalgalarla mücadele ederken uzaktan hayal meyal bir karaltı görünür. ”Kara göründüü!” diye bağırır içinizde bir şey. Can havliyle o tarafa yönelirsiniz ancak yaklaştığınızda görürsünüz ki heyhaat, o kara sandığınız yer su çekildiği için geçici olarak ortaya çıkan ıssız, çorak bir adadır; kısa bir süre sonra tekrar sulara gömülecektir.

Issız ve çorak değildir ama yine de kalamazsınız orada; hiç güvenli bir yer değildir çünkü orası. Derdinize derman olmaz. Çaresiz, tası tarağı toplar, ”Nereden bulaştım, hay görmez olsaydım…” diye söylenerek kös kös dönersiniz yine açık denize.

Artık geç de olsa anlamışsınızdır; orada kalıp boğulmaktansa açık denizde dalgalarla boğuşmak evlâdır.

Kişisel gerilim mi kişisel gelişim mi
Kişisel gerilim mi kişisel gelişim mi

Gelişiminize hizmet etmeyen programlar da tıpkı bu ıssız kara parçaları gibidir; onlardan medet umarsanız değil ilerlemek, yerinizde sayar hatta daha da kötüsü, eski hâlinizden beter duruma düşebilirsiniz.

O zaman ”Keşke açık denizde kalsaydım da bu yersiz umuda kapılmasaydım,” der hayıflanırsınız. Sonra da ”Onca emek ve zaman harcadım, boşa gitti,” der yerinirsiniz ama iş işten geçmiştir. Üstelik burada bir sürü de para harcamışsınızdır; ona mı yanarsınız, kaybettiğiniz zamana mı, heba ettiğiniz emeğe mi?

Umutsuzluk ve çaresizlik sarar içinizi. Daha önce içinizi kaplayan duygular daha da derinleşir, bu da yetmez yanlarına bir duygu daha katılır: Öfke!

Yanlış adımlar attığınızdan dolayı kendinize yönelttiğiniz, yıkıcı duyguların en tahrip edicisi; ruhunuzda ve bedeninizde en derin yaralar açanı, en derin izler bırakanı zamanla nefrete hatta öç almaya dönüşen öfkedir.

Türkiye’de neden çok fazla şeker, siroz hastası var sanıyorsunuz?

***

Peki bu durumu nasıl aşacağız? Elbette güvenli limanlara sığınarak!

Güvenli limanlar, gelişiminize hizmet eden programlardır; oralar meskûn mahallerdir. Orada dilediğiniz kadar kalabilir, azgın dalgalardan zarar gören geminizi baştan sona onarabilirsiniz.

”Peki bunları nasıl ayırt edeceğiz?” diye soranlar; bunu daha önceki makalelerimde yer verdim, ayrıntılarıyla açıkladım.

Onları okuyun lütfen…

Ve de tabii bu güvenli limanlar nasılmış; geminizi orada nasıl onarıyorsunuz, nasıl eskisinden daha sağlam hâle getiriyorsunuz, oralarda onları da anlattım.

Bakın, okuyun bakalım, konu o okyanustaki kabus gibi mi?

Sevgiyle kalın…

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.