“Ben çok üşengecim. Çok şey biliyorum, okuyorum, öğreniyorum. Ama bir türlü harekete geçemiyorum. Kısır bir döngü içerisindeyim. Kendime kızıyorum ve kendimi yemeğe veriyorum. Yemek yedikçe kendime daha çok kızıyorum. Kendimden bir vazgeçmişliğim var. Bunları nasıl aşabilirim? Bir yol gösterir misiniz.”

Harekete geçmek gerektiğinde, adım adım hareketten nasıl kaçtığınızı yazmışsınız aslında ve bu kaçışınız, tekrar eden, artık derin bir alışkanlığa dönmüş, sıradan bir “davranış kalıbı” sadece. Başka bir ifadeyle “harekete geçememe davranış kalıbınız” şöyle:
- “Üşengeç” olduğuna hükmet
- Bilgi yüklenerek eylemi ertele (sana kendini iyi bir şey için zaman harcadığını düşündürtecek, kendini geçici olarak iyi hissettirecek bir şeye kaç)
- Asıl yapman gerektiğini bildiğin şeyi yapmadığın için kendini üşengeç olduğun konusunda bir daha haklı çıkar ve harekete geçmediğin için kendini yargıla.
- Suçluluk duygusu geldiğinde yemeğe saldır ve içindeki bu duygudan kaçmaya ya da onu bastırmaya çabala.
- En başından sonuna tüm bu verimsiz süreç için pişmanlık duy ve kendine daha çok kız.
- Bu davranış kalıbını tekrar ettikçe kendine saygını yitir ve kendinden ümidini kes.
- Olmadı bir kurtarıcı çağır, yeni bir kitap oku, başka bir eğitime katıl.
Temelde yapabileceğiniz iki iyi şey var:
- Zinciri; bu davranış kalıbını, en zayıf yerinden (olmadı herhangi bir yerinden) kırın. Parçalardan herhangi birinin yerine başka herhangi bir şey koyun. Komik, saçma, yersiz bir şey bile olabilir. Yeter ki, yeni olsun.
- Sizin tekrar eden bir davranış kalıbından ibaret bir makine olmadığınızı hatırlayın; o programlanmış makineyi fark ettiğiniz an nefes alın; o zavallı makineye bakın, gülümseyin ve ona şefkat göstermeyi seçin. Daima yorumsuz, suçlamasız – anda kalın. Onunla mı? Hayır – kendinizle.
İki numara en net, sade ve basit yoldur ve her basit şey gibi karışmış bir insan için anlaması ve hayata geçirmesi en zor olanıdır. O yüzden ben bir numaralı önerimi açacağım. Yani davranış kalıbındaki parçalardan herhangi birini, herhangi bir şekilde değiştir, zinciri kır diyeceğim:
Zincirin en son parçasını kırmak bile tek başına yeterince iyi bir adım olabilir. Bir kurtarıcı, bir bilen, bir otorite bakınmayı; bir başkasının bilgeliğinde sizi harekete geçirecek bir şeyler ummayı bırakabilirsiniz. Muhtemelen bir “bilenden” yardım istemek bile size kendinizi yeterince “iyi” bir şey yapmış olduğunuzu hissettirerek acınızı hafifletiyor. Oysa acı değişmek içindir, uyuşmak için değil. Üstelik size gerekeni “siz” zaten yeterince bilmiyor musunuz? Size dair bir başkasının bilip de sizin bilmediğiniz gerçekte ne var?
Ya da ilk adımdan da başlayabilirsiniz: “kendinizi etiketlemeyi” bırakabilirsiniz ya da kendinizi etiketleyişinizin arkasındaki asıl meselenizi görmeyi deneyebilirsiniz. Aslında kendinizi o ya da bu şekilde etiketlemenizin, bilinçsizce suçluluk hissinizi görünür kılmak için kendinizi yargılamak üzere bir mecra yaratma çabası olduğunu görebilirsiniz. Kendinize dair “konuşmayı” (olmadı en azından boş konuşmayı) tümüyle bırakın. Etiketlere pek de ihtiyacımız yok – olumsuz ve yıkıcı olanlarına hiç yok.
İkinci adımı kırmak da iş görür. Bilgi hamallığı yapmayı bırakın. Artık gereksiz yere “herhangi bir biçimde” biriktirmeyi bırakın. (Bu arada hayatınızda gereksiz başka neleri toplayıp duruyorsunuz bir bakmak iyi olabilir.) Artık kendi kitabınızı açıp okuyun. Önce korkularınızla yüzleşin. Kitaplara, eğitimlere (eğer tümüyle bırakamıyorsanız) biraz ara verin. Sizi bu kadar ağırlaştıran ve hep daha fazla analiz ile eylemden uzaklaştıran şeylerden biri de tüm o biriktirdikleriniz. Yol almak istiyorsanız olabildiğince hafif olmalısınız.
Eylemi ertelemeyi bırakın. Bir şey yapın, yeni bir şey, herhangi yeni bir şey. Denemediğiniz bir şey deneyin, gitmediğiniz yerlere gidin, beraber takılmayacağınız insanlarla takılın, hayatınızın sıradan rutinlerini kırın – ne bileyim… Akmakta, yürümekte, eylemde, harekette, yenilikte bereket vardır. Hareket, hareketi besler; durağanlık ya da döngülere sıkışmış tekrar eden hareket de ataleti.
Dördüncü parçayı da koparıp atabilirsiniz: kendinizi herhangi bir şekilde düşünüp yargıya varmak konusunda dürüstçe eleştirebilir, zihninizden, kurgularınızdan samimiyetle ve nazikçe şüphe edebilirsiniz. Bu, ölçüsünde yaparsanız, sizi paranoyak yapmaz; açık yürekli ve cesur – en nihayetinde de gerçek bir insan yapar…
Beşinci parça bir klasiktir: olumsuz duygu geldiğinde içinde kalın ve onu inceleyin. Suçluluk duygusu geldiğinde yemeğe kaçmayın ve yemeğe saldırmayın. İçinizdeki hep oradaydı ve siz onu görünceye dek tekrar tekrar ve büyüyerek karşınıza çıkmaya devam edecek. O halde tez elden onunla göz göze gelseniz, size ne söylediğini duysanız ve onunla helalleşseniz iyi olur.
Döngünün bir sonraki parçası – pişmanlık duymak ve böylelikle yüzünüzü geçmişe dönerek şu anın sorumluluğundan kaçmak. Olan oldu. Hep olur. Hep de ne olacaksa olacak. Kendinizi öyle çok da gözünüzde büyütmeyin derim; olanların sizinle o kadar da ilgisi olmayabilir. Sayısız değişken el ele verdi ve siz başka türlüsünü yapamadınız. Ama şu an başka türlüsü için yeni bir şansınız var. Hep var. Kullanın onu, sorumluluk alın. Hemen, şimdi…
Alamadınız mı? Kendinize daha çok kızmak yerine saçma bir şey yapın o halde – mesela “harikayım ulan ben” diye çığlık atın. “Kendime kızışıma bayılıyorum, ne de güzel kızdım” filan deyin veya kahkaha filan atın; ne bileyim… Saçmalama özgürlüğünüzü kullanın. Kopmanın türlü türlü yolları var. Hep de kendine kızarak kopulmaz ya?
Son olarak kendinize saygınızı yitirip kendinizden ümidinizi kesiyorsunuz ya bakın ona da – o halinize. Ne oluyor o zaman sizde; kendine saygı ne demek ya da kendinden uzaklaşmak nedir ve mümkün mü? Kolay mıydı öyle? Zihniniz size “kendimden uzaklaşıyorum” dediğinde fiziksel olarak deneyin bunu, kendinizden bir uzaklaşın bakalım; kendi kendinize bunu yapabilecek misiniz? Yoksa bu da diğerleri gibi boş bir kabul mü?



