Mutluluk

Bir çoğumuz hayatımızın bir döneminde yaşamımızı değiştirmeye karar veririz. Bu değişim çabası küçük çaplı da olsa, tüm yaşamımızı baştan aşağı değiştirecek kadar büyük de olsa amacımız hep aynıdır: Daha iyi şartlarda yaşamak ve daha mutlu hissetmek!

Bireysel gelişim hakkında binlerce yıldır bilinen ve bunlara her gün bir yenisi eklenen bilgi bombardımanı altında yaşarken kitapçılarda, internette, seminerlerde birbirine benzeyen konuları farklı tekniklerle ve isimlendirmelerle anlatan birçok kaynak var. Bunların bazıları ucuz, bazıları çok pahalı, bazıları az zaman az emek isterken, bazıları hayat boyu sürmesi gereken bir adanmışlık gerektirmekte.

Kendimizi, bulunduğumuz durumdan daha iyi hissettirebilecek bir yere taşıyacak yöntemlere ve sistemlere çok ciddi miktarlarda para, zaman veya enerji harcamıyor muyuz?

Gelelim bahsettiğimiz bu yöntemlerin bize ne kadar faydalı olduğu konusuna. Günümüzde yüksek standartlarda klasik eğitim gören kişi sayısı her geçen gün artmakta. Eskiden lise, üniversite mezunu olmak yeterliyken artık birçok kişi yüksek lisans, doktora yaparak kendisini güçlendirme çabası içerisinde. Kişiler arası eğitim rekabeti had safhada… Ancak okullarda alınan bu eğitimlerin kişilerin farkındalığını ne ölçüde arttırdığı ve onlara ne derece mutlu bir yaşamı vaat ettiği belirsiz. Klasik eğitimler kişinin yeterliliğini arttırırken bireysel gelişime yönelik teknikler de, kişinin bu yeterliliği kendisini en çok mutlu edecek şekilde kullanabilmesine hizmet etmekte.

Pekiyi, bunların içinde nihai anlamda arayışlarımızı sonlandırabilen bir yöntem var mı?

Olması imkansız!

İmkansız olmasının nedeni Cem Yılmaz’ın gösterilerinde çok esprili bir şekilde söylediği bir cümlede saklı aslında : “Mutluluk içimizde saklı…”

Bu ifadenin altında yatan anlamı çözümleyebilmek için tabii ki öncelikle mutluluk kavramının ne anlama geldiğini bilmemiz ya da en azından bize ne ifade ettiğini ortaya koymamız gerekir. Belki o zaman içimizde neyin saklı olduğunu ve onu nasıl arayabileceğimiz konusunda fikir sahibi olabiliriz.

Her birimizin birbirinden farklı düşünce felsefelerimiz var… O da, belki mutluluğun değil ama mutluluk formülünün içimizde saklı olduğunun bir göstergesi. Mutluluk, duygulardan oluşan ruhsal bir durumdur. İçimizdeki mutluluğun formülü ise bizi mutluluğa taşıyacak içsel bilgilerden oluşan bir yol haritasıdır. Sokrates boşuna “Kendini bil” dememiştir…

Bu haritayı ele geçirebilecek, anlayabilecek ve gerektiği şekilde kullanabilecek tek bir kişi var. O da kişinin kendisi! Herhangi bir kimse, teknik, yöntem veya sistem kişinin gerçekten ne istediğini önceden bilemez, ancak kişi kendisi hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak isterse dışarıdaki tüm bu kaynakları kendi hayrı doğrultusunda kullanabilme özgürlüğündedir.

Farkında olalım veya olmayalım, hatırlayalım veya hatırlamayalım geçmişte yaşadığımız tüm anılar bugün bizi etkileme gücüne sahiptir. Yaşadığımız olumsuz deneyimler ve onlara bağlı acı verici duygular şuan zihnimizi sürekli bir şekilde rahatsız ve meşgul etmiyor mu?

Zihnimizi sürekli meşgul eden olumsuz deneyimler sonucu oluşmuş acı veren duygular yeme seçimlerimizi yaparken de bizleri etkisi altına alır. Yeme seçimlerimizi yaparken geçmiş deneyimlerimiz ile ilişkili olumsuz duyguların etkisinde kalarak, yanlış seçimler yapabiliriz.

Değişmek için karar alırız, daha zayıf olmak veya daha çok para kazanmak için, hedefin ne olduğu çok önemli değil. İlk etapta ancak değişim kararını zihnimizdeki olumsuz duyguların ve bunlara bağlı düşüncelerin etkisi altında aldığımız müddetçe bu hedefler sınırlı ve yeteri kadar güçlü olamaz. Bu da bizi mutlu edecek duyguları yaşatacak hedeflere ulaşmamızı sağlayacak motivasyonu elde etmemizi engeller. Motivasyon yetersiz olunca da, değişim çabası başarısız olur. Ve bir an gelir değişimden korkar halde buluruz kendimizi. Hem mutsuzuz hem de çaresiz. Çaresizliği öğreniriz ki buna da öğrenilmiş çaresizlik diyoruz. Bir kurban oluruz, hayatın kontrolü elimizden çıkar, çevresel şartlar tarafından yönetiliyormuşuz gibi hissederiz.

Yaptığımız diyetler sonucu verdiğimiz kiloların, çoğu zaman diyet bitiminde tekrar geri alınması bizleri bir çaresizlik içerisinde bırakır. Bu çaresizlik içimizde mutsuzluğu yaratır.

Çözüm, sadece ve sadece bizim elimizde, kimse bizim için mutlu olamaz. Hayatımızın kontrolünü ele geçirmemiz gerekiyor. Bunun için neyin yanlış gittiğini, nelerin sizi mutsuz ettiğini ancak siz bilebilirsiniz. İşte bu nedenle mutluluk içimizde saklı; daha doğrusu mutluluk formülü içimizde saklı… Tabii ki birçok teknik ve kişi bu değişim çabasında size yardımcı olabilir ancak öncelikle değişimi sizin istemeniz ve değişecek olanın da sizin düşünce sisteminiz olduğunu bilmeniz ve kabul etmeniz ile mümkün olacaktır.

Değişimi isteyecek olan SİZSİNİZ… Değişecek olan düşünce sisteminizdir. Düşünce sistemini değiştirecek olan da sizsiniz. Eğitimlerle, kitaplarla, yardım alarak bu süreci geçirebilirsiniz, ama en önemlisi yaşamış olduğunuz acı verici olaylarda saklı kalmış, çözülmemiş olumsuz duygularla yüzleşme cesaretine sahip olmalısınız. Bu cesareti kimse sizin için gösteremez ancak yardımcı olabilir.

Düşünce sistemi, yaşamış olduğumuz her anıyı duygu ve enerji olarak kayıt altında tutan bir yapıya sahip. Kızgın olduğunuz birisini düşünün. Şimdi onunla muhatap olduğunuz bir anı hatırlayın. Anıyı bir resimmiş gibi hayal edin. Resimde kendinizi görün. Resimdeki siz, ne hissediyor? İşte o anıdaki olumsuz duygular hala şimdi burada zihninizin içinde ve size sıkıntı veriyor. Ve o olumsuz duygular ve buna bağlı inançlar, şu anınızı ve geleceğinizi sınırlandırıyor. Belki de aynı şekilde tekrar öfkelenmemek için, sizi çok mutlu edecek yeni bir kişiye sırf sizi öfkelendiren kişiye benziyor diye sınır koyuyorsunuz.

Bu olumsuz duygulardan kurtulmaya başladığımız zaman, bugün bizi güçsüzleştiren sınırlayıcı inançlardan, ataletten, umutsuzluktan da kurtulmaya başlayacağız.

Bu çabaların kolay olmamasının nedeni, düşünce sisteminin sürekli kendini yenileyen bir yapıya sahip olması. Programı değiştirecek becerilere sahip olup, ondan sonra da değişimi yapabilecek fırsatları kollamak için uyanık olmak gerekiyor. Yani farkındalık geliştirmeliyiz.

Tüm bu çabalar mutlu olmak için oysa henüz mutluluğun tanımını yapmadık. Bunun sebebi öncelikle mutluluğu neyin oluşturduğunu ve nasıl yönetilebileceğini ortaya koymak. Artık biliyoruz ki geçmişte yaşadığımız anılarda gizli olan duyguların etkisi altındayız. Farkındalığımızı geliştirirsek düşünce sistemimizi dolayısıyla şu anki ruh durumumuzu değiştirebilecek becerileri geliştirebiliriz. Değişecek olan düşünce sistemimiz, değiştirecek olan biziz. An’da oluşan olumsuz duyguları fark edeceğiz. Duygunun kaynağını bulacağız. Düşünce sisteminde temizlik ve değişim yapacağız. An’a dönüp farkındalığımızı koruyacağız ve geleceğe yönelik bizi mutlu edecek seçimler yapabilmek için kararlar alacağız.

Bu süreç bir, iki kere yapılıp bitecek bir çalışma değil. Soğan kabuğu gibi temizledikçe alttan bir katman daha çıkıyor. Ancak gittikçe kolaylaşıyor. Sürekli farkındalığı koruyarak ve içsel çalışma yaparak korunabilir bir değişim. Değiştim ve bitti demek mümkün değil çünkü ego da kendine göre programı sürekli güncelliyor.

An’da geçmişte yaşadığımız olumsuz deneyimlerin etkisinde olmayan sağlıklı bir düşünme sistemine sahip olduğumuz zaman geleceğe farklı bakacağız. Bu tamamen geçmişimi temizleyeyim sonra geleceğe bakarım demek değil. Bazen gelecek ile lgili çalışmalar bazen de geçmiş ile ilgili çalışmalar yapmak gerekiyor. Hangisinin öncelikli olduğuna karar tabii ki anda veriliyor. Yani göstergeler ne diyor. Negatif duygular var, geleceğe bakamıyorsun diyorsa geçmişe dön… Yok gelecek ile ilgili hayal kurup bunları hedef haline getirebiliyorsan geleceğe odaklan. Geçmişi temizleyip, geleceğe odaklanmıyorsan geçmiş ile de çalışmanın çok anlamı yok çünkü gelecek de bir süre sonra geçmiş olacak. Önemli olan anlarını olumlu duygularla geçirebilmeyi başarmak. O zaman da gelecek ile ilgili hayatın kontrolünü ele almak gerekiyor. Sevmediğin bir iş yaparak ne kadar olumlu duygu üretebilirsin ki…

Mutlu olmak için ne istediğini bilmek gerekiyor. Daha önce de dediğimiz gibi zorluk da burada başlıyor. Eğer anda olumsuz duygular ve sınırlandırmalar içindeyseniz hayal etmekten korkuyorsunuz. Bu duyguları fark edip değiştirmeye başladığınızda ise sizi kısıtlayan sınırların sebeplerini bulabiliyorsunuz. Çoğunlukla çocuklukta oluşmuş olan düşünme kalıplarını kırmadan daha iyi şartlarda yaşamak veya mutlu olmak için gösterdiğiniz çabalar başarısız olur. Farkında olup, sorumluluğu üstlenin, olumsuz duygularla yüzleşme cesareti gösterin ki sınırlarınızı kırıp tekrar bir çocuk gibi hayal kurmaya başlayabilesiniz.

Hayal kurmazsam ne olur diyebilirsiniz. Yani hedeflerimi büyütüp, sınırsızca düşünmeden kendimi daha iyi hissetmeye çalışsam olmaz mı? Paulo Coelho’nun Simyacı isimli kitabında kişisel menkıbe diye ifade edilen kişinin hayatının ana amacı veya misyonu ancak bu hayal edebilme becerisi elde edildikten sonra tespit edilebiliyor. Misyona sahip olmak ise yapmış olduğumuz işler sonucunda tatmin duygusu yaşayıp yaşamayacağımızı belirliyor. Çok başarılı insanları görüyoruz intihar ediyorlar veya tam tersi başarısız biri, ama mutlu.

İnsanlar hayal etmekten, hedef koymaktan korkuyorlar çünkü hayal ettikleri şeylerin gerçekleşmemesinden, başarısız olmaktan korkuyorlar. Hayal etmeden bizi neyin mutlu edeceğini bilmek imkânsız. Küçükken çok daha fazla hayal kuruyorduk,gerçekleşmezse diye korkmuyorduk. Yaşadığımız hayal kırıklıkları, küskünlükler, kızgınlıklar artık hayal etme çünkü gerçekleşmezse mutsuz olursun dedirtti bize. Şu anki durumumuzdan memnun değilsek ve bir değişim yapmak istiyorsak gelecek ile ilgili sınırsızca hayal kurabilir duruma gelmemiz gerekiyor. Farkındalıkla !

Hayaliniz çok güzel bir eve sahip olmak olabilir. Sonuçta amaç o eve sahip olmak değildir. Amaç, eve sahip olursanız sahip olacağınız değerdir. Kimisi o evi ister çünkü o şekilde kendini güvende hissedecektir bir başkası ise o evi ister çünkü o şekilde zenginliğini gösterebilecektir. Öyleyse birinci kişiyi güvende hissettirecek her hedef ve vizyon ile ikinciyi zengin ve gösterişli hissettirecek hedef, vizyon ve buna bağlı davranışlar tatmini sağlayacaktır. Evin satın alınması ile bu değerlerin tatmin edilmesi arasında ilişki yoktur.

İnsanlar hayal kurmaktan korkuyor çünkü yaş ilerliyor imkanlar kısıtlanıyor. Sınırsızca hayal kurmaya teşvik ettiğimiz bir danışmanımız aslında mimar olmak istediğini ama şartlar nedeniyle olamadığını aslında mimar olsa bir çok şeyin daha farklı olacağını anlattı. Mimar olsa hangi faydayı sağlayacağını sorgulayınca, üretmek ve para kazanmanın onun için önemli olduğunu fark ettik. Aynı değerleri bugünkü şartlarda tatmin edip edemeyeceğini sorgulayınca bir çok alternatif yarattı.. Oysa mimar olamamış olmanın hayal kırıklığı ile kendini sınırlandırıyor, duygularını örseliyordu. Anda mutsuz olduğunun farkındaydı ama gelecek ile umutsuzluk içindeydi. Oysa şimdi kendisini tatmin edecek bir vizyon doğrultusunda bir çok gerçekçi hedefe sahip; çünkü onu neyin mutlu edeceğini biliyor. Bunu da sınırsızca  hayal edebilmek için  sahip olduğu cesarete ve  farkındalığa borçlu.

Tüm çabalar mutluluk için. Mutluluk, kişinin ihtiyaç halinin olmamasıdır. Bulunulan durumdan  hoşnut olma ve tatmin olma duygularını içerir.

Mutluluk duygu değildirbir durumdur.

Mutluluk durumunda kişi, canlı, neşeli, sevgi dolu, şükranlık duygusu içerisinde, tatmin olmuş, hoşnut, doyum sağlamış ve  enerji doludur. Mutsuzluğun işareti ise en hafif düzeyde can sıkıntısı ve boşluk duygusudur. Mutluluğun ne olduğunu anlamak için geçmiş anılarınıza doğru bir yolculuk yapın ve gerçekten kendinizi her anlamda çok mutlu hissettiğiniz bir anı bulun. O anıyı bir resim haline getirin ve resmin içindeki duygulara bakın. Bazen danışanlar, mutlu bir anı hatırlamakta zorluk çekerler. Bunu sebebi sizin de bildiğiniz gibi bastırılmış duygular, sınırlamalardır. Anda oluşmuş olan baskı geçmişteki olumlu duyguları hatırlamayı engeller. İşte bu nedenle anda olumlu duygulara sahip olacak farkındalık çalışmaları yapılmalıdır ki mutluluğun bize ne ifade ettiğini bilebilelim.

Hayal kurarken karşılaştığımız hatalı bir durum da huzurun mutluluk ile karıştırılması durumudur. Huzur, güvende hissetme duygusudur. Huzur, asla mutluluk değildir. Huzurlu olmayan uzun süreli kalıcı olarak mutlu olamaz ancak, huzurlu olan da kendini gerçekleştiremezse kalıcı mutluluğu yaşayamaz. Çoğu durumda huzur, mutluluğa tercih edilir. Huzurlu olayım mutlu olurum diyerek yanlış eşleştirme yapılır. Kişiler, huzurunu kaybetmemek için eylemsizliği tercih ederler, böylece mutlu olma olanaklarını kaybederler.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir