22 Eylül, 2026

Eksiklerini birbirine silah etmeyen insanlar

Sevdiğin kişide eksik gördüğün her ne varsa, onu tamamlamayı hiç denedin mi?

Bu soru, insan ilişkilerini izlerken zihnimde uzun süredir dolaşan bir düşüncenin özeti. İnsanlar çoğu zaman karşılarındaki kişide eksik gördükleri şeyleri dile getirmekten, ondan daha fazlasını istemekten geri durmuyor. Fakat aynı insanlar, o eksikliği birlikte gidermek, nedenlerini anlamak ya da kendi sahip oldukları imkânı paylaşmak söz konusu olduğunda aynı isteği göstermeyebiliyor.

Bir insanın eksikliğini fark etmek kolaydır. Zor olan, kendine dönüp şunu sormaktır: Karşımda eksik gördüğüm ne varsa, onu tamamlamak için ben ne yaptım?

Belki de ilişkilerimizde en çok unuttuğumuz soru budur. Çünkü bir başkasından beklemek, insanın kendisinden vermesinden her zaman daha kolaydır.

Eksiklerini birbirine silah etmeyen insanlar

Neden ilk refleksimiz eksiği söylemek oluyor?

Bir insanı tanıdıkça, onun güçlü yanları kadar zorlandığı alanları da fark ederiz. Bu doğaldır. Ancak zamanla bazı farklılıklar, taraflardan birinin gözünde eksikliğe dönüşmeye başlar.

Bir çift düşünün: biri, yıllardır bütçe yapmayı, birikimi, faizi anlamayı hiç öğrenmemiş. Diğeri finans okumuş, tabloları seviyor. Aylardır aynı cümle tekrarlanıyor evde: “Sen zaten bu konulardan anlamazsın, her şeyi ben düşünmek zorundayım.” Cümle her söylendiğinde, karşı taraf biraz daha küçülüyor ve tuhaf olan şu ki, hiçbiri oturup bir kez birlikte bütçe çıkarmayı denemiş değil.

Bu cümlenin arkasında gerçek bir ihtiyaç vardır. Fakat ihtiyaç, suçlamanın içinde kaybolduğunda, karşı tarafın onu duyması zorlaşır. İlişki, ihtiyacın konuşulduğu bir alan olmaktan çıkar; iki insanın birbirine ne kadar yetersiz olduğunu kanıtlamaya çalıştığı bir mücadeleye dönüşür. Ve o noktada artık kimse diğerinin eksikliğini gidermeyi düşünmez herkes kendi haklılığını savunmaya başlar.

Eksiklik nedir, kabul etmek ne demektir?

Bir insanın bir alanda yetersiz olması ile bizim ondan beklediğimiz özelliklere sahip olmaması arasında önemli bir fark vardır. Biri finansal planlamada deneyimsiz olabilir, diğeri bu konuda daha bilgili büyümüş olabilir. Bunların her biri, iki insanın birbirinden öğrenebileceği alanlardır birinin diğerinden *eksik* olduğu anlamına gelmez.

İnsanları yalnızca sahip oldukları bilgi, gelir, eğitim veya duygusal ifade kapasitesi üzerinden değerlendirmek, onları bir ölçüm tablosuna indirgemektir. Oysa insanın değeri, bir ilişkide sunduğu faydaların toplamından ibaret değildir.

Bu ayrımı yapamadığımızda, farklılıkları eksiklik olarak görmeye başlarız. Belki de bazı ilişkilerde sorun, gerçek bir eksikliğin bulunması değil; bir insanın farklılığının diğeri tarafından kabul edilememesidir.

Peki “olduğu gibi kabul etmek” ne demektir? Bu söz iki uç arasında sıkışabilir: bir tarafta bütün davranışları sorgusuzca onaylamak, diğer tarafta beklentilerimize uymayan her yönü değiştirmeye çalışmak. Oysa kabul etmek bu ikisinden birine mahkûm değildir. Bir insanı olduğu gibi kabul etmek, onun varlık değerini yalnızca sahip olduğu özelliklere bağlamamaktır ama bu, ilişkide hiçbir beklentimizin olmaması anlamına gelmez.

Sorun, beklentinin diğerinin insanlık değerini belirleyen bir ölçüte dönüşmesidir: “Sen bunu yapmadığın için değersizsin.” Bu tür cümleler bir insanı kendi özelliklerinin toplamına indirger. Kabul etmek, karşımızdaki insanı kendi varlığından dolayı sürekli bir sınavın içinde tutmamaktır her koşulda birlikte kalmak zorunda olmak değildir.

Bazen bir insan “seviyorum ama umurumda değil” der “ sanki karşısındakinin eksiği hiç önemli değilmiş gibi. Bu cümle bazen gerçek bir kabuldür. Ama çoğu zaman, aslında çok önemsenen bir şeyin, incinme korkusuyla küçültülmüş hâlidir. “Umurumda değil” diyen kişi, çoğunlukla en çok önemseyendir.“ sadece bunu söylemekten korkar.

Onda eksik gördüğün şey sende varsa, onu paylaşmayı denedin mi?

Bir insanda eksik gördüğümüz bir özellik, bazen bizim sahip olduğumuz bir imkândır: bilgi, deneyim, maddi olanak, duygusal dayanıklılık, iletişim becerisi. Peki bunları nasıl kullanıyoruz, karşımızdakini küçümsemek için mi, yoksa onun da yararlanabileceği bir imkân olarak paylaşmak için mi?

“Sen bunu bilmiyorsun, ben biliyorum.” ile “Ben bu konuda biraz deneyimliyim, istersen birlikte bakalım.” arasında yalnızca bir ifade farkı yoktur. İlkinde bilgi üstünlük kurmanın aracı olur; ikincisinde paylaşılabilir bir imkâna dönüşür.

Ama burada başka bir gerçeği de unutmamak gerekir: bir şeyi paylaşmak, karşı tarafın onu kabul etmek zorunda olduğu anlamına gelmez. Sevgi yardım teklif etme hakkı verebilir; diğer insanın iradesini ortadan kaldırmaz.

Eksiklerini birbirine silah etmeyen insanlar

Tamamlamak mı, birlikte çoğalmak mı?

“İnsanlar birbirini tamamlar” cümlesini çok sık kullanırız. İçinde romantik, umut verici bir anlam vardır. Ama bu cümleyi biraz daha dikkatli düşünmek gerekir.

İnsan, ilişkiye başlamadan önce tamamlanmamış bir nesne değildir. Her insan kendi varlığıyla değer taşır. İlişki, bir insanın bütün eksiklerini kapatmak üzere kurulmuş bir zorunluluk değildir.

Belki de “tamamlanmak” dediğimiz şey, iki insanın birbirinin bütün eksiklerini ortadan kaldırması değil; birlikteyken birbirlerinin hayatına yeni olanaklar katabilmesidir. Bu, yin-yang‘ın asıl gücüdür de aslında “ iki karşıt unsurun birbirini yok etmeden bir bütün oluşturması. Ama bu metaforu bir ilişki reçetesi değil, biraradalık felsefesi olarak okumak gerekir: birinin sakinliği diğerinin hareketliliğiyle, birinin deneyimi diğerinin merakıyla yan yana durabilir.” biri diğerinden *üstün* olduğu için değil, farklı oldukları için.

Bir olmak, iki insanın birbirinin yarısı olması değildir. Belki de bir olmak, iki ayrı insanın kendi varlığını koruyarak ortak bir hayatın içinde birbirine yer açabilmesidir, birbirinin eksiklerini kapatmak zorunda olmayan, ama birbirinin eksik kaldığı alanlarda katkı sunabilen; güçlü yanlarını üstünlük gerekçesi yapmayan iki insan.

Her eksiklik tamamlanmak zorunda mıdır?

Her eksiklik tamamlanabilir değildir. Her ihtiyaç karşılanabilir değildir. Her farklılık uzlaştırılabilir değildir.

Bir insanın değişmek istemediği bir alan olabilir. Bazı davranışlar, karşı tarafın sürekli anlayış göstermesiyle çözülmeyecek kadar zarar verici olabilir. Bu yüzden bir insanı olduğu gibi kabul etmek ile onun her davranışına katlanmak arasında ayrım yapmak gerekir.

Kabul etmek, kendi ihtiyaçlarımızı yok saymamız gerektiği anlamına gelmez. Bir insana yardım etmek isteyebilirsin ama yardım etmek ile kendini sürekli bir onarım görevinin içinde bulmak aynı şey değildir. Onun gelişimine eşlik edebilirsin; bütün gelişim sorumluluğunu üstlenmek zorunda değilsin. İlişkide sevgi kadar sınırlar da gereklidir. Çünkü sınırların olmadığı bir ilişkide destek zamanla zorunluluğa, kabul de kendinden vazgeçmeye dönüşebilir.

Karşılıklılık: veren ve alanın yer değiştirebildiği bir ilişki

Karşılıklılık, her şeyin aynı miktarda verilmesi anlamına gelmez. Hayatın her döneminde iki insanın olanakları aynı olmayabilir; bir dönem biri daha güçlü, başka bir dönemde diğeri daha fazla destek sunar. Önemli olan katkıların eşit olması değil, iki insanın da kendi imkânları ölçüsünde katılma isteğinin bulunmasıdır.

Bir de şu sahneyi düşünün: biri, duygularını hiç ifade edemeyen biriyle yıllardır birlikte. Her tartışmada aynı cümle: “Sen zaten hiçbir şey anlatmıyorsun.” Bir gün, suçlamak yerine sormayı dener: “Bu konuda zorlandığını görüyorum, istersen ben dinlerim, acele etme.” Karşısındaki hâlâ hemen açılmaz. Ama ilk kez, konuşmamak bir suç değil, birlikte üzerinde çalışılacak bir alan hâline gelir.

Ama bir ilişkinin gelişebilmesi için yalnızca sunan tarafın çabası yeterli değildir karşı tarafın da sunulan desteği duyabilmesi, değerlendirebilmesi gerekir. Sürekli daha fazla destek bekleyip hiçbir katkıya açık olmamak, ilişkiyi tek taraflı bir talep düzenine dönüştürebilir. Bir ilişkide üç ayrı yeteneğe ihtiyaç vardır: sunabilmek, alabilmek, birlikte hareket edebilmek.

Kendi payımızı görmek

Bir tartışmada yalnızca diğerinin hatasını gördüğümüzde, kendimize ait payı incelemeyebiliriz. Bazen karşımızdaki insanda eksik gördüğümüz şey, aslında kendimizin de ihtiyaç duyduğu bir özelliktir, diğerinin daha sakin olmasını isterken, kendi sabrımızı hiç sorgulamamış olabiliriz.

Bu, bütün sorunların iki tarafın eşit hatasından kaynaklandığı anlamına gelmez. Ama kendi payımızı görebilmek, diğerinin payını da daha gerçekçi biçimde değerlendirmemize yardımcı olur.

Sevgi, bir insanı değiştirmek için mi vardır?

Sevgi bazen değişim için bir motivasyon yaratır. Ama diğer insanın değişimini garanti eden bir güç değildir. Birini sevdiğimiz için onun istediğimiz kişiye dönüşmesini beklemek, ilişkiyi bir proje hâline getirebilir.

Destek şöyle der: “Bu konuda zorlandığını görüyorum, istersen birlikte bir yol bulabiliriz.” Kontrol ise şöyle der: “Benim istediğim gibi olmadığın sürece bu ilişki yürümez.” İkisinde de bir değişim talebi vardır ama birincisi karşılıklı iradeye alan açarken, ikincisi değişimi ilişkinin devam koşulu hâline getirir. Sevgi bir insanın gelişimine eşlik edebilir; onun kimliğini tek başına belirleme hakkını vermez.

Birlikte öğrenmek

İnsanların birbirini tamamlaması dendiğinde aklıma yalnızca birinin diğerine bilgi aktarması gelmiyor. Bazen iki insanın da bilmediği bir şeyi birlikte öğrenmesi, ilişkinin en değerli deneyimlerinden biri olur, birlikte bir bütçe çıkarmak, yeni bir konuyu araştırmak, daha önce konuşulmamış bir meseleyi ilk kez açıkça tartışabilmek.

İlişki, bir insanın diğerine sürekli ders verdiği bir okul olmak zorunda değildir. İki insan aynı sorunun karşısında eşit derecede acemi olabilir ve ortak merak, aradaki hiyerarşiyi azaltabilir.

Adalet ve yol bulmak

Eşitlik, her zaman her şeyin aynı miktarda paylaşılması anlamına gelmez. Bir tarafın imkânı diğerinden fazla olabilir; bu, diğerinin bütün sorumluluğu üstlenmesi gerektiği anlamına gelmez. Adalet, koşulların ve katkıların dikkate alınmasını gerektirir ilişkinin bütün yükünün sürekli aynı kişide kalması, zamanla tükenmeye yol açar.

Bazen de iki insanın eksiklikleri, birlikte aşamayacakları kadar büyük bir uyumsuzluk yaratabilir. Böyle durumlarda “sevgi var diye her şey çözülür” demek gerçekçi değildir. Bir insanı anlamak, onunla aynı hayatı sürdürmek zorunda olmak anlamına gelmez. Bir insanın eksikliklerine anlayış göstermek, kendi ihtiyaçlarını sürekli ertelemek anlamına gelmez.

Eksiklerini birbirine silah etmeyen insanlar

Eksiklerini birbirine silah etmeyen insanlar

Birbirimizde eksik gördüğümüz şeyleri dile getirebiliriz; bir ilişkide neye ihtiyaç duyduğumuzu söyleyebiliriz. Bunların hepsi doğaldır. Fakat bir insanın eksikliği, onun üzerinde üstünlük kurmak için kullanılmaya başladığında ilişki başka bir yere taşınır: birinin bilmediğini sürekli yüzüne vurmak, maddi imkânı üstünlük ölçüsü hâline getirmek, duygusal zorlukları küçümsemek için kullanmak, geçmiş hataları sürekli gündeme getirerek değişmeye zorlamak.

Bütün bunlar, eksiklik kavramını bir dayanışma alanından çıkarıp bir güç aracına dönüştürür. Oysa bir insanın eksik kaldığı yerde onu aşağılamak yerine destek sunmak, ilişkinin daha insani bir biçimde gelişmesine katkıda bulunur. Bunun gerçekleşmesi için iki tarafın da kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve sorumluluklarını görebilmesi gerekir biri paylaşmaya gönüllü olacak, diğeri sunulan katkıyı değerlendirmeye açık olacak, ikisi de gerektiğinde öğrenmeye istekli olacak. Ve bütün bunlar, zorunluluk ya da üstünlük üzerinden değil, özgür irade ve karşılıklı saygı üzerinden kurulacak.

Çünkü bir insanın eksikliğini görmek, onu küçümsemek için bir neden olmak zorunda değildir. Belki de o eksiklik, birlikte öğrenilecek bir şeyin başlangıcıdır.

Son söz: sevgi, birbirimize sunduğumuz imkândır

Sevdiğimiz insanın eksikliklerini gördüğümüzde, neden ilk refleksimiz çoğu zaman ondan daha fazlasını istemek oluyor? Neden sahip olduğumuz şeyi paylaşmak yerine, karşı tarafın sahip olmadığını sürekli hatırlatıyoruz?

Belki de bunun tek bir cevabı yok. İnsan kendi ihtiyaçlarını korumak ister; anlaşılmak, sevilmek, değer görmek ister. Ama bütün bunların içinde kendimize sorabileceğimiz bir soru var: Ben sevdiğim insandan ne bekliyorum ve onun hayatına ne katmaya gönüllüyüm?

Sevgi yalnızca “Beni anla” demek değildir bazen “Seni anlamaya çalışıyorum” diyebilmektir. Yalnızca “Bana destek ol” demek değildir bazen “Senin zorlandığın yerde elimden ne gelir?” diye sorabilmektir. Yalnızca “Sen değiş” demek değildir bazen “Bu konuda birlikte ne öğrenebiliriz?” diyebilmektir.

Ama bütün bunlar tek taraflı bir sorumluluk değildir. Birbirimizin bütün eksiklerini gidermek zorunda değiliz; birbirimizin her ihtiyacını karşılamak zorunda da değiliz. Fakat birbirimizin eksikliklerini bir silaha dönüştürmeden, farklılıklarımızın içinde ortak bir yaşam alanı oluşturmanın yollarını arayabiliriz.

Çünkü hiçbirimiz tamamlanmış olarak gelmiyoruz hayata. Belki de birlikte olmak, bütün eksiklikleri ortadan kaldırmak değildir. Belki de birlikte olmak, eksikliklerimizin arasında birbirimize geçecek bir yol bulabilmektir. Ve o yolun adı, bazen sevgi, bazen sabır, bazen karşılıklılık, bazen de birbirimizi olduğumuz hâliyle görmeye cesaret etmektir.

 

Instagram : Murat Tali

Yazar

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir