Ruhumuzun ilacı meditasyon

Boston şehrinin dünyaca ünlü beş yıldızlı otelinde kalmakta olan bir bayan, bir gün hışımla otel müdürünün odasına girer:

       “Bunca senedir otelinizin müşterisiyim, böyle bir rezaleti hiç yaşamamıştım. Artık dayanamayacağım, otelinizi terk ediyorum!”

       “Lütfen sakin olun bayan. Ne olduğunu anlatır mısınız?”

“Yirmi dördüncü katta kalıyorum. Yanımdaki odada adamın biri sabahtan beri piyano çalıyor. Ha  sustu ha susacak diye bu saate kadar bekledim, ama artık sabrım kalmadı. Bu gürültüyü bir dakika daha çekemem. Bu terbiyesizliğe mutlaka bir çare bulmalısınız.”

       “Affedersiniz efendim ama maalesef bir şey yapamam. Çünkü o piyano çalan şahıs, ünlü piyanist Paderevski’dir ve birkaç gün sonra şehrimizde vereceği konsere hazırlanıyor.”

“Ne! Paderevski mi dediniz? Hani Polonya Cumhurbaşkanlığını, sanatı için terk eden meşhur piyanist öyle mi?”

       “Evet efendim. İzin verirseniz odanızı değiştirelim, sizi başka bir kata alalım.”

       “Sakın haaa! Bu şikâyetimi unutun gitsin.”

Ertesi gün, şikâyetçi bayanın odası tüm tanıdıklarıyla doluydu. Hepsi hayatlarından memnun, bedavadan ünlü piyanist Paderevski’yi dinliyorlardı. Peki değişen neydi? Hiçbir şey…

Her şeyin düşüncelerimizde şekillendiğine dair geçenlerde okuduğum güzel bir örnektir bu hikaye. Değişen sadece bayanın düşünceleriydi, piyano aynı piyano, çalan aynı şahıs. İlk önceleri bayana gürültü gibi gelen sesler, bir anda kendini rüyalar alemine götüren tatlı, yumuşak nağmeler haline gelmişti. Onu yargılamaya götüren bu eylem, özgür bir zihinden değil, yorgun ve filtrelenmiş bir zihinden ve düşüncelerden filizlenmişti. Hiç durmadan çalışan bir zihin elbette ki düşüncelerinde özgür ve dengeli olamaz. Yorgun düşen zihin artık yenilenmek yerine, yargılama sistemini geliştirir. Zihni rahat bırakmak, arındırmak, temiz, sakin bir akışta bir süreliğine bile olsa düşünmeden kalmak gerekir. Bazılarınızın, Düşünmemek mi? Bu nasıl olacak peki? Dediğini duyar gibiyim. Benim de danışanlarımla yaptığım çalışmalarda en çok deneyimlediğim şey bu kavramdı; Düşünmemek. Birçoğumuz aynı dertten muzdarip olduğu bu kavrama gelin biraz daha farkındalıklı ve sistemli bakalım. “Böyle bir şeye imkân var mı? İnsan düşünmeden durabilir mi?” dememekle başlayalım. Çok zor da olsa, bilinçli olarak düşünmemeye gayret ettiğimiz durumlar vardır. Yoğun bir çalışma sonrasında zihinsel olarak kendimizi çok yorgun hissettiğimiz zamanlar olur. Ya da meslek icabı böyle durumları sık yaşayabiliriz. O anda bile düşünmemeyi durduramayız,günün kritiğini yapar ya da başka sıçramalarla yine düşünmeye devam ederiz. Peki ya yok mu bunun bir ilacı, elbette ki var; Meditasyon yapmak…

Meditasyon sözcüğü tedavi etmek anlamına gelen Latince mederi sözcüğünden gelir. İçsel özü tedavi etmek ilaçlar alarak değil, fakat kendini bilme yoluyla dengeyi yeniden kurmayı, doğru tutumlara sahip olmayı ve zihinsel ve duygusal enerjinin doğru kullanımını sağlamayı içerir. Kaygı, endişe, korku ya da heyecan barındırmaz, zihin sessizliğine bırakılırken tıpkı bir nehirde yol alır gibi anın keyfini çıkartır. Aktığı yolda farkındalıkla gözlem yapar. Nefes alış verişlerini dinler, bedeninde ki kanın damarlarında nasıl dolaştığına odaklanır. Etrafında ki her şey sakinleşmiştir, huzur vardır artık. Düşünülmesi gereken tek şey ana odaklanmak ve kendi farkındalığında kalmaktır.

Elbette ki fedakarlık ister, özveri bekler meditasyon. Her gün düzenli Meditasyon yapmak,bir zaman sonra yaşam biçiminiz olmaya başlar. Meditatif kalmayı başarmak için artık tütsülere, mantralara ihtiyaç kalmamıştır. Zihin karmaşadan arınmış, nefesin desteği ile berraklaşmıştır. Bu meşakkatli yolda ağır ağır,sakin sakin yol alırken yaşamınızın yük ettiklerinden,streslerinden,kaygılarından arınırsınız. Daha sağlıklı kararlar sinsilesi başlar. İyi bir başlangıç, en az 21 günlük öz veriyi getirir. Kendi iyiliğiniz için yapacağınız bir öz veriden söz ediyoruz.

Meditasyon yolunda mantralar en iyi kılavuzlardır. Zihnin dağılma ve sıçramalarını engeller, imgelemek için bir çaba göstermez zihin, aramaya kalkmaz, onu görüyordur, duyuyordur, hissediyordur. Elbette ki, Meditasyon çalışma teknikleri vardır. Örneğin renk terapide meditasyon yaparken mantralar, renklerin bizzat kendisidir. Yedi ana çakramız ve yedi özel rengi ile çalışırız. Kök çakranın rengi olan kırmızı ya da boğaz çakrasının rengi olan mavi gibi. Meditasyon yaparken, tek düşünmeniz ve hissetmeniz gereken renklerin kendileridir. Renkler titreşim yüklü olduklarından, sizinle çabuk temasa geçerler.

Günlük telaşlarımız içinde, kimi zaman farkında olmadan bir rengin enerjisine maruz kalırız. Renk terapi size renklerle gelen mesajı anlatır, çakralarla doğrudan çalışarak, ruhsal ve bedensel dengemizi oluşturur. Evimizin duvarlarını boyarken bizi uyarır, renkleri farkındalıklı kullanmayı ve onlardan faydalanmayı anlatır. Başka terapötik şifa alanlarından desteklenir, titreşim ve dengedir her şey. Renklerle yapılan Meditasyon bir arınma ve yeniden şarj olma, dengeyi kurma anıdır.

Meditasyon ile elde edilen yüksek bilinç, insana sonsuz bir mutluluk ve huzur verir. Meditasyon, fiziksel bedenin kontrol altına alınmasıdır. Meditasyon sırasında tüm duyu ve hareket organlarının susturulması ve çevrede tam bir sessizliğin olması gereklidir. Meditasyon fiziksel enerjinin ruhsal enerjiye dönüştürülmesi ve ruhsal enerjinin ise kozmik bilinçte kullanılmasıdır.

Meditasyon, ruhumuzun en iyi ilacıdır…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir