Düşünüyorum da ‘’Sonsuzluk’’ alelade bir gecede ortaya çıkan dipnot mudur yoksa hipnozun ta kendisi mi. Bunun etkisinde kalan yığınlar değil miyiz biz? Gerçekler ortaya çıkmadıkça güzel geçiyor tabii ki günler. Katlanarak çoğalıyor her türlü servetlerimiz…

Mükemmel bir gün sizi ne kadar mutlu edebilir acaba bir düşünün. Kayıp bir sırrın ortaya çıkması kadar mı yoksa daha farklı bir anekdot mu aklınıza geliyor. Bir düşünün. Zamanın buhranı, bizi kollarıyla sardıkça hüzünlenir ve içli ezgiler söyleriz. Sancılar içimizde büyür dev bir ura dönüşür. Bizi süründüren ve öldüren kanser, tam burada ortaya çıkar işte…
Uğraşlarımız uğraklarımıza bitmeyen yol olur. Kıskaç daraldıkça Ateş harlanır. Yandıkça yok olan küle dönüşür. İçine düştüğümüz anaforlarda kelimeler an gelir metafor söylemlere dönüşür. Kayboluş, küllerinden yeniden doğuştur aslında…
Sırlanmış insanlar yeryüzünde nerelerde kaybolmuştu acaba? Bize ne anlatmaya çalışıyorlardı ve biz duymuyorduk? Keşke bile bilseydik bütün bunları? Yanıtını aradığımız sorular çoktur bizim. Ama cevaplarını bulamayız, çoğu zaman…
Üretimi yarım bırakılmış evrenin fakir kiracılarıyız şimdi. Yolculuk bizi nereye kadar götürürse oraya… Kalbimizin mührünü açabilirsek ne mutlu bize… Ah ah bizi hiç yalnız bırakmayan kuşkularımız… İçimizi yiyip bitiren kurt gibiler. Kuru bir dalın yeşeremeyeceğini bile biledir söylemlerimiz… Ağzımızdan bir bir çıkarcasına…
Sevinç ve hüzünlerimize asılı kalan hayallerimiz bizi beklemektedir her dem. Bıçak ucunu kalemle bileriz biz yine de. Hırslarımızı benliğimize katık ederek. Çoğu zamanda tepemize inen rızaya dayalı bir hegemonya bekleriz…
İçimde kevgirden süzülen sözcüklerim vardır yüreğimi yakan. En tehlikeli olanlar kevgirin üzerinde kalanlardır. Genelde ruhumu rahatsız edenler bunlardır. Diğerleri süzülür gider usulca sanki eviyeden. An geldiğinde; ‘’Hakkımızda en iyisi en hayırlısı düşünmeyi bırakmaktır’’ diye düşünürüm en sonunda… Netice itibariyle bırakıyorum binaenaleyh…





