İnsanlık yararlı olmak sanatıdır

Nereden geldik? Nereye gidiyoruz? Kendimizin, yaşadığımız anın, insan olmanın amacının farkında mıyız? Ne amaçlıyoruz? Ne üretiyoruz? Bu yanlışların neresindeyiz? Bu yanlışların önlenmesinde bireysel sorumluluğumuz nerede başlıyor? Sorumluluğumuzu yerine getirmek için ne yapıyoruz? Toplumu oluşturan, kendinin farkında ve sorgulayan bireyler olarak durup, silkelenmeliyiz.

‘’Ben de bu dünyada biraz iyilik yapmak, isterdim. Ama ne çare ki işlerimin çokluğundan başımı kaşıyacak zaman bulamıyorum. Hayatım boş geçiyor,’’ derler. Bu düşünce çok sık rastlanan tehlikeli bir hatanın ürünüdür. İnsan, yanındakilere yardım ederek hayatına bir yön verebilir ve böylelikle gerçek bir dinginlik ve mutluluğa ulaşabilir. Bu mutluluğu elde etmek için günlük görevleri ihmal etmek ya da göz kamaştırıcı hareketlerde bulunmak gerekmez. Ruhumuzu zenginleştirmek için başvuracağımız hareketlere, en büyük görevimiz adı verilmesi uygundur. Bu hareketlerden dolayı alacağımız ödül de onları yapabilmek ayrıcalığıdır. Böylece ahlakımız da güçlenecektir. Ve ayrıca insanın ahlakı insanla bitmemeli, evrene yayılmalıdır; bir parçası olduğu büyük hayat zincirinin yeniden farkına varmalıdır. Tüm varlığın bir değeri, anlamı olduğunu anlamalıdır.

Kendimizi bugün, maalesef seyrek görülen, başkalarına yardım etmek işine, bütün gücümüzle vermeliyiz. Bu hareketimizden gerek biz, gerekse de yardım ettiklerimiz faydalanacaktır. Ruhu uyuklayan erkek veya kadın karanlıklar ülkesinde yaşıyor, demektir. Modern dünyanın yaşam döngüsü içinde duygulardan uzak mekanik yaşarken buluyoruz kendimizi. Bir şeyler yaratmak ve kişiliğimizi ifade etmekten uzaklaşıyoruz. Bu nedenle gerçek bir gelişmeye ulaşmamız gecikiyor.

‘’Peki çare ne?’’ diye soracaksınız. Tek çare var. Her insan, önüne çıkan ruhunu zenginleştirme fırsatlarına dört elle sarılarak kişiliğini gösterebilir. Böylece insanlara yardım ederek en büyük görevini gerçekleştirmiş olur. Bunu gerçekleştirmemizi sağlayacak fırsatlar, sanıldığından daha çoktur.

En büyük hatamız yaşam yolunda kapalı gözlerle ilerlememiz ve önümüze çıkan fırsatlardan kaçmamızdır. Uyanık olsak, dünyada önemli nedenlerden değilse bile, ufak şeylerden dolayı yardımımıza gereksinim duyan kişilerin dolup taştığını görürüz. İnsan ne tarafa dönerse dönsün, orada kendisine gereksinim duyan birini bulabilir.

Genellikle çekingenlik hislerimiz bir yabancıya yaklaşmamıza engel oluyor. Bu dünyadaki soğukluklarının çoğunun nedeni; terslenmek korkusu, utangaçlık, bananeciliktir. Manevi varlığını güçlendirmek isteyen kişi, bu engelleri aşmayı bilmelidir. Akıllıca ve tedbirli hareket edersek, önümüzde bütün kapıların açıldığını görmekle kalmaz, başkalarına cesaret veririz.

Özellikle büyük kentlerde kişilerin birbirine yaklaşmasını engelleyen soğukluğu ortadan kaldırmalıyız. Kişi, kalabalık kentlerde kendini, başka her yerdekinden yalnız hissedebilir. Köylüler ve kasabalılar birbirlerini az çok tanıdıklarından aralarındaki bağı da hissederler, fakat kentliler, birbirlerine selam bile vermeden geçip giden yalnız, umutsuz kişilerdir. Bunun için kentlerde, insansal duygularını güçlendirmek isteyenler için pek çok fırsat vardır. En büyük görevimize istediğimiz yerde; dairede, iş yerinde, tramvayda başlayabiliriz. Ufak bir gülümsemenin, her şeyden umudu kesmiş kişilere, yaşamak arzusunu aşılaması ender olaylardan değildir. Bazen dostça bir bakış, tatlı bir söz, varlığının farkında olmadığımız bir karanlığı yırtan güneş ışığı gibi etkili olur.

Hepimiz, birbirimize çok şey borçluyuz. Başkaları da, bize borçlu olacaklar mı? Bu sorunun yanıtını bilemeyecek olmamıza karşın yaptığımız iyiliklerin sonuçları cesaretimizi artırmaktan geri kalmayacaktır. O zaman yaşamımızın etrafımızdakilerin üzerindeki etkisinin ne kadar büyük olabileceğini daha iyi anlayacağız ki başkalarının bize borçlu olmalarını sağlamak için iyilik yapmıyoruz. İyilik yapmış olmanın vermiş olduğu muhteşem hazzı yaşamalıyız. İnsanı en çok mutlu eden eylemlerle ilgili yapılan istatistiklerde çıkan sonuç; ilk üç sırada; inanmak duygusu, sevdiğimiz işi yapmak duygusu ve yardım etmek duygusu yer almış.

Bir çok kişinin ‘’Zengin olsaydım herkese yardım ederdim,’’ dediklerini duymuşumdur. Zengin olmak için mutlaka para sahibi olmamız gerekmez. Sevgi ve cömertlik bakımından zengin olabiliriz. Yaşamda acı çekmiş olanların başkalarına yardım etmeleri için de pek çok fırsat vardır. Bir hastalıktan yada maddi acıdan kurtulanlar, başkalarını da aynı dertten kurtarmaya çalışmalıdır. Bizi başkalarından üstün kılan , talihimize olan minnettarlığımızı, başkaları için biraz özveride bulunarak ifade etmeliyiz.

Etrafımızdakilerin en çok neye gereksinim duyduklarını anlamaya çalışır ve onlara yardım edersek, onlara yaptığımız bu iyilik, yeri gelir dünyanın bütün servetinden daha değerli olur. Ayrıca zayıf ve güçsüzlere yardım etmek bizi manen kuvvetlendirir. Bazen sırf anlayış yeteneğimizin kıtlığından veya şefkatten yoksun oluşumuzdan kötülükler yaparız. Kendimizi gerçekleştirdiğimiz, etrafımızdakileri anladığımız ve onlara şefkatle yaklaştığımız zaman, daha temiz bir dünyada yaşamaya başlarız. Bu şekilde kişi bulunduğu yerde özveri ve sevgi dolu bir yaşam sürebilir. Böyle bir yaşama kavuşmak için irade gücüne , sevgi dolu bir kalbe, sabıra ve cesarete gereksinim vardır. Fakat en büyük görevi başarabilen kişi, gerçek mutluluğa ulaşmış olur.

İnsan olmak, insanın kendi elinde… İnsanlık, yararlı olmak sanatıdır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir