Kadın olmak

Kadın olmak, ‘’anne’’ olmaktır. Yavrusunda, ışığını bulmaktır. Kadın olmak, seni ürküten bir topluma yüreğini açmaktır! Kadın olmak, senin güçsüzlüğüne inanan bir yaşamda, gücünün senin yüreğin olduğunu hatırlamaktır! Savaşmaktır kadın olmak! O kadınlıkta savaşının, ‘’yaşamda olmak’’ ve ‘’yaşatmak’’ olduğunu hatırlamaktır! İnsan olmaktır kadın olmak ve yaşamın aslında ‘’doğuran ana’’ olduğunun farkına varmaktır! Kadın olmak, bedenin ötesinde bir ışıktır. Kokusunu hatırlamaktır zamanın, gizli dokunan ışıktır yüreğine… Yalnızlığında dökülen yaşları, sıcacık yüreğiyle silen ve sana umut verendir.

‘’ Siz hiç kadın oldunuz mu? ‘’ Bu soruyu soruyoruz zamana ve insana… Zaman diyor ki: ‘’ Her ana, yüreğindeki yaşları toprağa gömüp yüreğinde doğan yarına, ışığını yaktığında, yaşam duydu onu ve insan tam da o zaman bulabildi kendini… ‘’ İnsan dedi ki: ‘’ Erkek ve kadın bir bedenin kendisidir, onlar birbirlerinden ayrılmaz ki! ‘’ Güneşin olmadığı bir yaşamda umut mu olur? Karanlığında içinden süzerek geçirmese ışıklarını Ay,  o gecede doğup da sabah uyandığımızda artık yüreğimizde olan ışık mı olur? ‘’

Kadını anlamak için erkeğin yüreğine inmek gerekir! Onun yüreğinde yol, cevabını arayan bir yürek ışığından ibarettir! Kadın arar, erkek bulur ve kadın olur; erkek, o olanda, doğumu olur da kendini bulur. Aynalarda insan, yaşamındaki ışığı bulur! Erkek, kendini, kadının yüreğinde bulur. Kadın, kendini, erkeğin ona doğurduğu ışığında! Sanılır ki erkek tohum, kadın doğum! Erkek doğum, kadın ona ektiği tohumda, doğumu olan ışıkla buluştuğunda, sen yolu bulurdun! Ayrı okunmazdı iki dünya; çünkü iki dünya da ancak birbirlerinde yolu bulur.

Ölüm, yaşamdan ayrı okunmaz, yaşam da ölümden! Herkes kadın, herkes erkektir biraz ve içindeki o parçayı bulup da onların el ele tutuşmalarına izin veremeyen, hep eksiktir. Bir kadının yüreğinde aşk olur ki erkek de o aşkın doğumu olduğunda, kendini bulur. Annelik ve babalık; doğuran ışık, koruyucu ışık! Anne korur, baba doğurur; insan doğurur ve insan korur, kendi olur, yaşam olur, ışık olur.

Bugün ‘’kadınlar günü’’, bugün içimizdeki dişi ışığın yarattığı dünyayı kutlama günü! İçindeki dişi ile barışı olmayanın, yaşamda yolu mu olur? Anasını hak edemeyenin doğumu mu olur? İçindeki erkeği okuyamadığında kadın, onun ışığında, yüreğinin kapılarının ışığı mı olur? Kimin kime ihtiyacı olur? Bilin ki kimsenin kimseye ihtiyacı yoktur! Herkesin ihtiyaç duyduğu tek ışık vardır ki o da kendi ki o kendilik, her an hissedip, duyup görebildiklerimizden ibaretti! Kim ki kiminle barışır, o onda, kendiyle barışır! Olur mu incitebilecek bizi? Benim incitmekten vazgeçip onarmayı seçtiğim bir beni, incitemezdi ki!

Bugün barış günü! İçimdeki barış ve bütünlüğü kutlama günü! Bugün o kutsal ışık kaynakları anaların, ayaklarının altındaki cennetin, tüm yaşamın ışığı olduğunu hatırlama günü! Bugün güzel bir gün! Bugün umutlu bir gün! Bugün insana duyulan saygının, yaşama ışık olup doğduğu bir gün! Bugün onurlu bir gün! Akan suyun, kaynağının kutlu olduğu bir gün! İşte bugün! Her ana olur konuşurum: ‘’ Yüreğim ışık, yolum ışık, anım ışık! İyi ki o ışık olup da yüreği bugüne almıştık! ‘’ İşte şimdi! Koru beni dünya, koru beni ana, koru beni ışık; çünkü biz her birinde koruyan olduğumuzu hatırlamıştık! Sınırları kaldırdık ve şimdi, ‘’İNSAN’’dık!

Sizi seviyorum,

Yazar Hakkında

25 Şubat 1989’da fırtınalı bir gecede dünyaya gelmişim. Üç gece ha doğdum ha doğacağım diye hastane yollarını teptirmişim. En nihayet emin olup yeryüzüne inmişim. Fırtınayı hep sevdim, sağlamcılıktan da vazgeçmedim. Lise zamanlarına kadar epey inek bir öğrenciydim. Harçlıklarımla yeni test kitapları alır, test çözerken şarkılar söylerdim. Bir müddet babaannemlerle yaşamıştım. Babaannemin bu değişik çalışma biçimime olan şaşkınlığını hissederdim. Çalışmayı hep sevdim, kendi yönetmlerimle bunu yapmayı daha çok sevdim. Fen lisesini kazanmıştım. ‘’ Bu öğretmenler beni değil notlarımı seviyor! ‘’ diye fabrikatör kızıyla fakir ama gururlu delikanlıyı andırır bir duygu krizi yaşamıştım. Bu benim için dönüm noktasıydı. Artık daha az çalışıp daha çok yaşıyordum. Rehber öğretmenimle düzenli görüşmelerim oluyordu. Kendimi sosyal çalışmalara verdim. Fen lisesinde bunu( şiir dinletisi, tiyatro ) yapmaya kalkınca biraz ortalık karışmıştı. İTÜ Mimarlık fakültesi Şehir ve Bölge Planlaması bölümünü kazandım. Konservatuvar istiyordum. Üç sene boyunca her aralık ayında okulu bırakıp konservatuvar sınavlarına hazırlandım, olmayınca geri döndüm ve en nihayet ‘’ Her şeye rağmen bırakıyorum! ‘’ deyip yarı zamanlı, özel bir konservatuvara kaydım olmuş buldum kendimi! Bu zaman zarfında part- time bir fast food firmasında kasiyer olarak( bir buçuk yıl ) ve ardından bir kafede falcı olarak( üç buçuk yıl ) çalıştım. Açıköğretimden sosyoloji bölümüne kaydımı yaptırdım. Son sınıftayım. Üç aylığına Antalya’ya gidip iki buçuk sene orada yaşadım ve birçok ruhsal eğitim( Reiki Master, EFT( Duygusal Özgürleşme Teknikleri ), Şamanik rüya, Yaşam koçluğu, Meditasyon… ) alarak kendi derinliklerime bir yolculuğa çıktım. Deneyimlediğim Tarotu yeni bir bakışla yorumladım ve ona, bünyesinde barındırdığı numeroloji ile astrolojinin inceliklerini kattım. Şimdi yazıyorum, aslında okuyorum ve bunu seviyorum. Sizi seviyorum, Hüseyin Akdağ

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir