Milliyetçilik karmaşası

Şu sıralar anlam veremediğim bir soğuk savaş var. Bir süre, bu durumu yalnızca bir kavram yanılsaması olarak nitelendirip yalnızca izledim. Ancak zaten zarar görmüş milli bütünlüğe daha da zarar veren bu konu ile ilgili yazmadan edemedim. Öncelikle belirtmeliyim ki, bu bir siyaset yazısı olmayacak. Bu, yalnızca bir uyandırma yazısıdır. Sevgili ülkemiz çok zorlu zamanlardan geçiyor. İnsanlar; yani düşünebilenler; kime, neye veya hangi ideolojiye sığınabileceklerini her zamanki gibi farkındalar. Bu ideolojinin adı ‘MİLLİYETÇİLİK’. Yazıda, bir süredir devam eden “Sen daha milliyetçisin, ben daha milliyetçiyim” savaşının kaynağını araştıracağız. Bizleri birleştirmesi gereken ‘Milliyetçilik’ kavramı son yıllarda nasıl ve neden farklı algılanır oldu?

milliyetçilik

Gelin şimdi bir göz atalım, Milliyetçilik kelimesinin kökenlerine:

“Millet” sözcüğü aslen Arapça olup (Ar: ملة), “din veya mezhep; bir din veya mezhebe bağlı olan cemaat” anlamındadır. Osmanlı Türkçesi’nde 20. yüzyıl başlarına kadar bu anlamda kullanılmıştır. 19. yüzyıl ortalarından itibaren aynı sözcük Fransızca/İngilizce “Nation” kavramına karşılık olarak kulanılmıştır. Türkçe “Ulus” (Orhun Yazıtları’nda uluş olarak yer alır.) sözcüğü, 1932 yılında aynı kavramın Yeni Türkçesi olarak benimsenmiştir.Orhun Yazıtları ve Kâşgarlı Mahmud’un yılları arasında yazdığı 1072-1074 Divânu Lügati’t-Türk adlı kitabında millet sözcüğünün Türkçe karşığı budun sözcüğüdür. Latince kökenli olan “nation”, kök anlamı itibariyle “aynı atadan gelenler topluluğu” demektir. Dolayısıyla esasen Türkçe kavim veya aşiret karşılığıdır. Türkçe ulus ise siyasi amaçla bir araya gelmiş olan boylar konfederasyonunu ifade eder (ayrıca eski Türkçedeki budun sözcüğü de aynı anlamı verir).

Sanırım, bu kadar bilgilendirmeden sonra esas konuya gelebiliriz. Kökeni Türkçe bile olmayan Milliyetçilik kelimesini Türkiye’de milli bütünlük için kullanıyoruz. Endişelenmeyin, aslında bu çok doğal. Çünkü kabul etmeliyiz ki biz çok renkli, mozaik bir ülkeyiz. Coğrafyamızda farklı dinler, farklı mezhepler yüzyıllardır yaşıyor. Arapça, Farsça, Osmanlıca kelimelerin Türkçemizi zenginleştirmesi de kaçınılmaz olanı elbette. Kültür mozaik, inanış mozaik, ırk mozaik… Peki…

Milliyetçilik kavramı neden ortaya çıktı?

Milliyetçiliğin oluşumunda ki en önemli etken; daha önce hükümdar ve sülale zemininde tanımlanan siyasi aidiyet duygusunu, hükümdardan bağımsız olarak, “halk”a maletme gereğiydi. Siyasi aidiyet ve itaat, “halk”ın ortak iradesine dayandırılmalıydı. Bu nedenle 19. yüzyılda milliyetçilik, radikal, devrimci, anti-monarşist, yerleşik düzene zıt bir siyasi düşünce olarak değerlendirildi.

Ancak: “Halk”ı tanımlamanın güçlüğü, milliyetçi düşünürleri, bazen olguları ve mantığı zorlama pahasına olağanüstü duygusal anlamlar yüklemeye sevketti. Şimdilerde yaşadığımız aşırı duygusal yüklenmeler milliyetçilik kavramının boyutlarını değiştirdi.

Milliyetçilik kavramını milletin terazisi olarak düşünelim. Bu bağlamda bir tarafın ağır basması milletsizlik ise; diğer tarafın ağır basması durumu da faşizmdir. Dengedeki değer ise vatanseverliktir veya gerçek milliyetçiliktir. Yaşadığı yoğun duygusal tepkileri mantığına sığdıramayan ve bütünü göremeyen milliyetçilerin yaşadığı durum; uç noktalara kaymak olmuştur. Günümüzde tartışma ve bölünme konusu haline gelen: “Sen daha milliyetçisin, ben daha milliyetçiyim” kavgasının esas nedeni budur. Sıkılan ve bunalan milliyetçi; milletsizlik tarafına kaymış, aşırı yüklenen duygusallar ise faşizme yanaşmıştır. Herşeye rağmen güçlü durup teraziyi dengede tutmak arzusunda olanlar ise gönüllü, gönülsüz hedefler haline gelmişlerdir.

Peki ne yapılması gerekiyor?

sinemaYapılması gereken önce her durumda dengeye gelmeyi başarmaktır. Hiçbir koşulda ayrımcılık yapmamaktır. Mozaik olduğumuzu kabul etmezsek: Anadolu topraklarında bulunan mozaik eserleri parçalayan, üzerine basanlardan farkımız kalır mı? Sanmıyorum.

Öyleyse: O bizden değil, bu bizden değili bırakıp onu bizden yapmayan unsuru doğru algılamalıyız. Çünkü aslında o da bizden, bu da. Din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin ülkemize, insanlarımıza sahip çıkmazsak bölüne bölüne elimizde milliyetçi olabileceğimiz bir millet bile kalmayabilir. Sahiplenin, sevin… Hayata dair tüm kavramları doğru algılarak yaşayın…

Yazardan günlük tavsiye: Filmlerde savaş sahnesine odaklanmadan önce senaryoda savaşın kaynağını doğru anladığınızdan emin olun… İyi ve kötü oyuncu yoktur. Dramatik senaryolar ve kurnaz yönetmenler vardır. Ha bir de yönlendirilen, şaşırtılan seyirciler vardır. İyi seyirler…

 

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir