16 Aralık, 2017

Sakin Ege Kasabası

Emekli olup sakin bir Ege kasabasında huzurla yaşama hayali var ya,
ben o sakin kasabada mutlu olamam. Siz olursunuz belki çiftçilikten ya da balıkçılıktan sonsuz bir haz alıyorsanız, domatesleri salça yapmayı, biberleri güneşte kurutmayı, zeytinleri kırmayı seviyorsanız, belki olursunuz ama ben olamam.
Ben emekli olduğumda yine İstanbul’da olacağım. Vapura binip Eminönü’ne geçeceğim, vapur yanaştığında inmeyip geri dönüp sonra bir daha geri döneceğim denizin, vapurun, manzaranın, martıların keyfini çıkaracağım.
Eminönü’nde inince, Mısır çarşısında her baharatı ayrı ayrı koklayarak, “Bu ne? Peki bu ne?” diye sorarak dolaşacağım, öyle ki, Tahtakale’ye varana kadar gün bitecek, Tahtakaledeki boncukcuları gezmeyi ertesi güne bırakacağım.
Sultanahmet köftecisinde nostaljiyi koklayarak karnımı doyurduktan sonra her köşesi ayrı bir enerji barındıran Ayasofya’nın, Sultanahmet Meydanının, Camisinin ruhunu içime çekerek dolaşacağım.
Yazın bitip sonbaharın gelmesini, tiyatroların perde açmasını heyecanla bekleyeceğim, ne oyunlar olacak kimbilir bu sezon. Her birine bilet alıp, bir sürü tiyatro, bir sürü konser, bir sürü film izleyeceğim.
Emirgan’a gidip kahvaltı edeceğim denize nazır, lale zamanı, lale bahçesinde dolaşacağım, tüm renklerin ruhunun huzurunu içime doldurarak.
Yıldız parkında, ağaçların altında sevgilileri görüp gülümseyeceğim, genç olmanın heyecanını hatırlayarak.
Birkaç haftamı sadece Beyoğlu’na ayıracağım, koşuşmaktan gezilemeyen kiliselerini, her köşesinden ayrı geçilen gizli avlularındaki çay bahçelerini keşfedeceğim, o gizli avlulardan gökyüzünü izlerken yaşamak ne güzel diye düşüneceğim.
Bu şehri doya doya içime sindireceğim, iyi ki iyi ki buradayım diyerek.
Başka bir gün, bir türlü gidemediğim Yedikule zindanlarını gezme günü planlayacağım.
Arada dinlenmek istediğimde Moda ya da Caddebostan sahilinde çimlere uzanıp, ağaçları, kuşları, gökyüzünü izleyeceğim, doğayla, dünyayla bir olduğumu hissedip, şükredeceğim.

Sakin Ege Kasabası

Bir gün Kariye’ye gideceğim, o muhteşem mozaikleri bir bir incelerken, anlattığı hikayenin üzerinde derin düşüncelere dalacağım.
Maltepe’e gokart süreceğim bir gün.
Bir gün seramik kase yapımı kursuna, bir gün camdan kuş yapımı kursuna gideceğim, ateşte eriyen camın aşkına aşık olacağım.
Bir gün arkadaşlarımla evden kaçış oyunlarından birine gideceğim. Evladım bizim süreyi uzun tut biraz, ancak çıkarız diyerek gireceğiz ve daha girerken başlayıp, çıkana kadar gülmekten öleceğiz.
Kadıköy’de gezerken Baylan’da oturup Kup griye yiyeceğim, Hacı Bekir’den oğluma çifte kavrulmuş lokum, Cafer Erol’dan anneme badem ezmesi alıp devam edeceğim yoluma, bu şehrin kıymetlilerini, şehrin kıymetini bilenler bilir diye düşünüp gülümseyerek.
Miniatürkü sabahtan gidip akşama kadar bitirsem, Rahmi Koç müzesini gezmeye kaç gün yeter acaba?
İstanbul Modern’deki sergiyi de kaçırmamak lazım.
Ya Piyer Loti! Ah ilk gördüğümde “Ben daha önce hiç yaşamamışım, Cennet burasıymış!” dediğim o muhteşem manzara. Bir demli çay eşliğinde simidimi ısırırken, şükürler akacak gönlümden.
Adalar’ın her birine birer hatta ikişer gün ayırmak gerek, daha saymadığım Kalamış var bir tatlı huzur almaya gideceğim.
Yeni açılan bir sürü mekan, gezilecek görülecek bir sürü yer var. Karaköyün yeni halini gördünüz mü, ya Yeldeğirmeni’ni? O şirin kafelerin her birinde oturmak, her köşede fotoğraf çekmek istiyor insan.
Daha Kuzguncuğa gidip Dilim pastanesinden kuru puaça bile almadık. Sanırım bahar bitti kış geldi. Olsun kışı da güzel memleketimin. Karda yürümenin tadını çıkarıp kendimi Bostancı’ya attım mı, hem denize yağan karı izleyip, hem sıcacık sahlebimi içip, hem de kitabımı okurum, deymeyin keyfime!
Kısacası o sakin, huzurlu Ege kasabasında 3. günden sonra içim sıkılır benim. Ben şehir severim, insan severim, kalabalık severim, bol etkinlik severim. O hayal, benim hayalim değil. Belki sizin de değil, ama size dayatılmış bir hayal, bu yüzden, yeniden düşünün derim.
Benim hayatın her anından keyif alarak yaşama alışkanlığım var, size de tavsiye ederim.
Gerçekte ben, emekli de oldum, yukarıda saydıklarımın pek çoğunu da yaptım, çok da keyif aldım, şükürler olsun.
İçiniz huzursuz olduktan sonra aradığınız huzuru, o sakin Ege kasabasında da bulamazsınız. Orada da sümüklüböcekler çileklerimi yemişler diye dertlenecek, bu bakkal ne kadar suratsız diye eleştirecek, bu komşu bahçesinin çitini benim bahçeme taşırmış diye sinirlenecek bir şeyler bulacaksınız.
Kendinizi bir yere taşımaktan çok, huzuru içinize taşımayı hedefleyin çünkü içlerine huzuru oturtanlar her yerde sakin ve huzurludurlar.
Herkesin içindeki huzura ulaşması dileğiyle…

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.