17 Nisan, 2026

Zamanın içinde kalanlar

Bazı tarihler vardır, takvimden silinmez. Üzerinden yıllar geçse de insanın içindeki yerini korur. 1 Nisan… Benim için sadece bir gün değil; bir eksikliğin adı.

Annemi o gün kaybettim. Bazı vedalar bir anda olmaz; zamanla yaklaşır, yavaş yavaş hazırlar ve hayatımızdan parçalar koparan uzun bir sürece dönüşür. Ve insan aslında o vedayı gün gün yaşadığını sonradan anlar. Yine de insan, ne kadar hazırlanmış olursa olsun, bir annenin gidişine hazır olamaz. Hele ki hayatın tam ortasında, daha zamanı varken giden biriyse…

Zamanın içinde kalanlar

Babamı ise çok daha önce kaybetmiştim. 24 Nisan… Henüz 38 yaşındaydı. Ölüm bazen yavaş gelir, bazen de kapıyı çalmadan girer. Onunki öyleydi.

Çocukken kaybettiğiniz birini, aslında o yaşta tam kaybetmezsiniz. Çünkü anlamazsınız. Yokluğun ne demek olduğunu, eksikliğin neye benzediğini zaman öğretir. Ben babamın gidişini o gün yaşayamadım belki, ama büyüdükçe içimde başka bir yere yerleşti o kayıp. Onu tanıyamamış olmanın, birlikte yaşayamadığımız yılların ağırlığı… İnsanın kalbinde sonradan büyüyen bir boşluk gibi.

Annemin gidişi ise daha başka bir yerde duruyor. Daha hissedilmiş, daha yaşanmış bir vedaydı. İnsanın bir şeyleri anlayabildiği ama değiştiremediği bir çaresizlik.

Peki ölüm nedir? Bir bedenin susması mı, bir kalbin durması mı, yoksa bir insanın bir başkasının hayatından çekilmesi mi?

Belki ölüm, sadece gidenin değil, kalanın içinde de devam eden bir şeydir. Çünkü biz kaybettiklerimizi sadece toprağa bırakmıyoruz. Onları hatıralarımıza, cümlelerimize, bazen bir kokunun içine, bazen bir sessizliğin ortasına yerleştiriyoruz.

Zaman geçiyor. Acı değişiyor. İlk günkü gibi yakmıyor belki ama yok da olmuyor. Şekil değiştiriyor.

Ben bugün o acıyı ilk günkü gibi hissetmiyorum. Ama bu, unuttuğum anlamına gelmiyor. Sadece hayat, acıyla birlikte yaşamayı öğretiyor insana.

Babamı düşündüğümde artık daha çok erken gitmiş olmanın eksikliğini hissediyorum. Yaşayamadığı yılları, göremediği şeyleri… Belki de bir insanı kaybetmek, sadece onu değil; onun yaşayabileceği bütün ihtimalleri de kaybetmektir.

Ve annem… Bir insanın yokluğunun, bir evin içindeki sessizliğe nasıl dönüştüğünü öğretti bana.

Bugün geriye dönüp baktığımda şunu anlıyorum: Ölüm sadece bir son değil, aynı zamanda bir devam. Ama bu devam, yaşayanın içinde oluyor.

Biz kaybettiklerimizle birlikte yaşamayı öğreniyoruz. Onları yanımızda taşımayı… Bazen bir cümlede, bazen bir bakışta, bazen hiç kimseye anlatamadığımız bir duygunun içinde.

Ve belki de en gerçek soru şu: Ölüm gerçekten bir ayrılık mı, yoksa sadece görünmez bir varoluş biçimi mi?

Cevabını tam bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Bazı insanlar bu dünyadan gider ama hayatımızdan asla çıkmaz. Çünkü bazı yokluklar, varlığın en derin hâlidir. Ve insan, en çok kaybettikleriyle tamamlanır.

Ben Nisan’ı sevmiyorum. Ayın bir suçu yok elbette… ama insan, bazı zamanları kalbinden silemiyor.

İnstagram : Gülnur Eskici

 

Yazar

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir