Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Zerdüşt Kimdir?

– Ateş, en ileri düzeyde canlı öğedir.

 – Birbirine zıt iki değeri, iyiliği ve kötülüğü, aynı açıklıkla taşıyabilen tek olgudur.

 – Ateş, değiştirme, zamanı hızlandırma ve yaşamı sonucuna ulaştırma isteği uyandırır.

 (G.Bachelard, ‘Ateşin Tin Çözümlemesi’. (s. 70, s.77  s. 17)

  

Rivayetlere göre Zerdüşt, 30 yaşında peygamber olmuştur ve ümmetlerinden bir kısmını alıp, Belhe gitmiştir. Belh yolunda önüne çıkan Gaitiya nehrini onun mucize sergilemesiyle geçmişlerdir. Daha sonra Avital gölünün civarında, 45 günlük ibadetten sonra, Miraca çıkmıştır. Orada, semavi dinlerdeki Cebrail’e denk gelen melek Vohumenah’la görüşmüştür, ki o, Zerdüşt’e dünyadan elini çekmesini tembihlemiştir. Vohumenah’tan sonra, sırayla başka meleklerle de görüşmüş ve en sonunda, Ahura Mazda’nın huzuruna girmiştir.

Ahura Mazda’yla görüşmeden sonra, elinde Avesta’yla dönen Zerdüşt, dinini yaymak için vaizliğe başlamıştır. O güne kadar süren yanlışlıklar, ‘tanrılara’ toplu halde insan ve hayvan kurban getirme adetleri, toplumsal adaletsizliklere karşın savaş başlatmıştır. Toprağı sevme, onu işleyip ekip dikme konularını teşvik etmiş. O eline Avesta’yı alıp okuduğunda şeytanlar (devler) ondan aman dilemişlerdir. Zerdüşt yıllarca arifler arasında gezindikten sonra, yine Balha’ya dönmüştür, o andaki hükümdar olan Güştasp Şah’ı kendi dinine girmeye davet etmiştir. Şah, onu kendi ruhanileriyle birlikte imtihan ettikten sonra kazandığı takdirde kabul edeceğini bildirmiştir. Zerdüşt bütün bilginleri yener. Ama, kıskanan ruhaniler onu sihirbazlıkta suçlamış, zindana atılmasını sağlamışlardır. Zerdüşt zindandayken, Şahın sevdiği atı hastalanır, memleketteki tüm bayraktarların çabasına rağmen düzeltemezler. Zerdüşt, bazı şartlarının kabulü karşılığında atını iyileştireceğini Güştasp Şaha iletir. Şartlar, şahın oğlunun ve karısının Zerdüşt’ün getirdiği dini kabul etmesi, onu sihirbazlıkta suçlayan ruhanilerin de öldürülmesidir.  O arada Şahın babası ve oğlu da ağır hastalığa yakalanır ve Zerdüşt, Avesta’dan dua okuyarak onları iyileştirir. (28.bayram m. a.g.t.sh.9, Zerdüşt’ün Gataları, sh. 9’dan naklen; 29. Rıza Doğrul, O. a.g.e. sh.)

Zerdüşt ismiyle ilgili, çağdaş insanlar arasında en yaygın olarak bilinen eser Nietzsche’nin ‘Böyle buyurdu Zerdüşt’ ve ‘Zerdüşt’e Geri Dönüş’ eserleridir. Bu eserlerde Zerdüşt kimliği 19. yüzyılın son çeyreğinde ‘üst insan‘ olarak ortaya koymuş ve bu kavramı 20-21 yüzyıllıktaki şuur evriminin yeni bir sıçraması için tohum olarak ekmiştir. Aynı anda, düşünürün kendi büyük benliğine, kendi Tanrısal özüne ulaştığı noktada, insan ve tanrısallık üzerine harmanladığı fikirlerini edebi yazıyla bir yazar olarak ortaya koyarken, Zerdüşt kimliğinden kullanmıştır.

  1. Nietzsche’nin ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ eserinden çok önemli bir parça:

‘Zerdüşt 30 yaşını doldurduğunda kendi vatanını ve kendi köyünü terk etti ve dağlara çıktı. Burada o kendi ruhu ve kendi yalnızlığıyla haz aldı. Ve on sene süresince bu mutluluğundan bıkmadı. Ama bir gün onun kalbi değişti ve bir sabahın ilk ışığıyla ayağa kalktı, güneşe doğru durdu ve ona dedi:

 ‘Büyük Işık Kaynağı! Ne için sen mutluluk yayardın ki eğer senin ışık vereceklerin olmasaydı!

            On sene devamında sen kalktın ve mağaram üzerinde durdun, sen bundan bıkardın eğer ben, benim kartalım ve mavi kumrum olmasaydık.

            Ama biz her sabah kalkardık, seni beklerdik, sendeki fazla olanı alırdık ve şükür ve methiye ederek seni kutlardık.

            Bak! Ben kendi bilgeliğimden fazla bal toplayan balarısı gibi doldum ve bana onları almak için uzanan eller lazım.

            Ben şimdi durmadan vermek ve yapmak isterdim, ta ki, insanlar arasındaki bilgeler kendi deliliğiyle, fakirler-kendi zenginliklerine sevinmeye başlamalarına kadar. Bu yüzden ben aşağıya inmem lazım: sen de her gün aynısını yaparsın, denizin arkasına geçerek ve dünyanın öbür tarafına ışık götürerek!

            Ben artık aralarına gitmek istediğim insanların dediği gibi ‘batmam’ lazım, tıpkı senin yaptığın gibi. 

             Böyleyken, kutsa beni sen, ey sakin göz, ki sen en büyük mutluluğa bile kıskanmadan bakabilensin!

            Senin nurlu suyunu her yana dökmeye hazır olan kâseyi de kutsa ki, senin bereketinin yansımasını her yere götürsün!

            Bak, bu kâse yine boşalmak istiyor ve Zerdüşt yine insan olmak istiyor’

Tabi ki, bu yazılarda alman mistik-filozofu hayal gücünü kullanmıştır, ama sonuçta, bilinen tüm peygamberler yalnızlıkta ve doğayla baş başa kalarak, kendi ruhu ve tanrısal ruhla birleşmeleri muhtemelen böyle olmuştur. Buna sadece Zerdüşt’ün değil, Buda, Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. Muhammed’in biyografileri de örnek olabilirler (Zerdüşt’ün 18-30 senelik dönemi, Hz. İsa’nın ’18 suskunluk yılı’ gibi vs).

 

Aynen bu şekilde büyük Doğa Ruhu, Ana Tanrıçanın gizemi gerçekleşir ve kendi kanallarıyla, peygamberler hem de dahiler aracılığıyla insanların kaderini etkiler.

Bu şekilde, peygamber hangi dönemde yaşamış olursa olsun, o en iyi ve uygun şekilde insaniyetin o döneme kadar yaptıkları ve ıstıraplarla, dürüstlükle elde ettikleri her şeyi kendinde konsantre eder hem de bundan dolayı sonraki hayat yolu için yeni dürtü, yaşamın yeni yorumunu ve insaniyetin yeni ruhani yükselişi için yeni yön verir.

Zerdüşt’te kurbanlıklar getirilerek tapılan zalim tanrı Moloh döneminin en güçlü döneminde doğmuştur, ilk olarak bu inancın insanlığa ters olduğunu görür ve bunu ilahi yolla aldığı bilgilerle kıyaslayarak, halkların önüne yeni inançla çıkmıştır, bu yeni inancın merkezinde insana sevgi, erdemlilik, iyiliğe inanmak ve zulme karşı savaşmak gibi olgular durur.

‘İnsan, karanlık ya da aydınlık, ikisinden birini tutmağa mecburdur. Bu ikisinin ortası yoktur’.  ‘İnsanın bizatihi mevcudiyeti, kâinatın iyilik ve kötülük karışımı olduğu misalidir: çünkü ruh ve beden insanda birleşmektedir (ve bu sebeple bedende hapsolup ıstırap çekmekte olan ruhları kurtarmak gerekmektedir). Bütün ruhlar arınıp, asıl ve tabii yerleri olan ‘Işık Göğüne’ ulaştıklarında, dünyanın özlenen sonu gelecektir’.

Ama bu sondan evvel, yaşantısı içerisinde yapması gereken bazı şeyler vardır: Her şeyden önce, Gerçeğe bağlılık, yalandan ve yalana bağlayan borçtan sakınmak lazımdır. Namuslu olmak, iyilikseverlik, evlilikte sadakat şarttır. Öldürme, çalma en büyük günahlardandır. Dini görevlerin en büyüklerinden biriside hayvanlara verilen itibardır. İnek neredeyse kutsallaştırılmıştır ve köpek, ineği beklediği için özel itibara nazildir. Özetlenecek olursa, hayvanlara verilen özel ehemmiyetin dışında, Zerdüştlüğün ahlaki görüş acısı başka evrensel dinlerinkine çok yaklaşmaktadır. Zerdüşt, sosyal sınıf kavramını ilk ele alanlardandır, onun toplumsal görüşleri, çağının çok ötesindedir. Soderblom’a göre Zerdüşt, her şeyden önce bir ekonomik ve sosyal reform gerçekleştirme amacını gütmektedir. ‘O insanları ezenleri cezalandıracak, O insanları ezenlerin başına bela olacak (Khorda Avesta 3/14). 

Zerdüşt’ün içinde bulunduğu toplumu çabaları, onu bir nevi politikacı olarak görülmeye de neden olmaktadır. Toplumun imtiyazlı olan kısmı yani aristokrat, savaşçı, rahipler imtiyazsız olan halk kısmını ezmekte, sömürmekte olduğu kanısındadır ve kendisi ziraatçı olan kısım tarafındadır. İnsanları yerleşik hayata teşvik etmek için, o zamanlarda çok olan göçebeler de yerleşik hayat sürdüren hayvancı ve ziraatçıları talan etmekte suçlamakta, Ahura Mazda’nın yaratıklarının çoğalması için, soylu ve dini bütün kadınla evlenmek, yerleşik cemiyetler kurmak, iyi beslenmek, her ailenin huzurla yaşayabileceği konut sahibi olması gibi kaygıları vardır. Perhiz ve riyazet değil, tarım çalışmaları ve aile içinde geçen yerleşik hayatın sağlanmasıdır onun dinin asıl talepler. Zerdüşt, şiddetten kaçınılması şart olduğunu vurguladığı halde, ‘Kudretsiz, zarif, korkak bir sahibe kendi inekleri bile baş eğmezler’.

Yazımızın başını, büyük usta, G. Bachelard’ın sözleri ile başladıydık, sonunu da onun güzellikte nadir olan fikirleriyle tamamlıyoruz:

-İnsan her şeyin değişmesini isteyince ateşe çağrıda bulunur.

Exit mobile version