An’ın kabullenilmesi ve tam teslimiyet

Bazı insanlar için teslimiyet olumsuz çağrışımlar yapabilir; yenilgiyi, vazgeçmeyi, yaşamın zorluklarıyla başa çıkamamayı, uyuşuk hale gelmeyi vb. durumları anlayabilirler. Ancak gerçek teslimiyet tamamen farklıdır. O içinde bulunduğunuz duruma pasif bir biçimde katlanmak ve o konuda hiç bir şey yapmamak değildir. Tam teslimiyet hayattaki hedeflerden, isteklerden vazgeçmek anlamına da gelmez.

Yaşamın akışına karşı koymak yerine ona izin vermektir. Teslim olmak, şimdiki an’ı koşulsuz kabul etmektir. Koşulsuz teslimiyet yaşamda olana içsel direnmeyi bırakmaktır. İçsel direnme özellikle işler ters gittiğinde her şeye hayır demek ve kabule geçmemektir. Teslim olunduğunda kabul edilmesi gereken şey mevcut durum değil, an’dır.

Teslim olmak, hayatta başımıza gelen felaketlere katlanacağım, sabredeceğim demek de değildir. Arzu edilmemiş durumları kabullenmemiz gerekmez. Teslimiyet, artık hiçbir şey canımı sıkamaz, hiçbir şey umurumda değildir tutumuyla da karıştırılmamalıdır. Yapmamız gereken mevcut durumu zihinsel olarak hiç etkilemeden, an’ı hiç yargılamamak ve an’da olanı kabul edip yaşanılan olumsuzluktan nasıl çıkılacağına bakmaktır. Böyle davranmak umutsuzluk, üzgün hal ve öfkeden kaynaklanan olumsuz eylemlerden çok daha etkilidir. 

Teslim olmamak, psikolojik formumuzu yani egomuzu daha da katılaştırır ve diğer insanlarla güçlü bir ayrılık duygusu yaratır. Bu durumda tüm dünya ve insanlar tehdit edici bir unsur olarak algılanarak hükmetme, yok etme dürtüsü ortaya çıkar. Sadece psikolojik değil, fiziksel formumuz da yani bedenimiz de direnme sonucunda katılaşır. Bedenin farklı yerlerinde gerilmeler ve kasılmalar, hastalıklar ortaya çıkar. Bu durumda da bedenin sağlıklı olarak işlevini gerçekleştirebilmesi için gerekli olan yaşam enerjisinin akışı engellenir. Bedende meydana gelen bu durumlar modern tıp, alternatif tıp, fiziksel terapiler,  masaj vb. yöntemlerle tedavi edilebilir. Fakat tam teslimiyete geçilmedikçe yani direnç kalıbı ortadan kalkmadıkça, insanların fiziksel ve psikolojik rahatlamaları uzun sürmez.

İnsanların farkına ve bilincine varmaları gereken en önemli şey, içlerinde hiçbir şeyden etkilenmeyen öz’lerinin yani gerçek varlık’larının varolmasıdır. Ve buna ulaşmak gerekir, çünkü yaşamdaki tek gerçek budur. Varlığın bilincine varıldığı anda yaşam daha kolay daha huzurlu olur. Gerçek varlığa ancak koşulsuz teslimiyetle ulaşılabilinir. Teslimiyet eyleme geçmekle, hedeflere ulaşmakla bağdaşır. Fakat teslimiyet hali içindeyken yaptığımız şeylere tamamen farklı enerji akar; çünkü teslimiyet hali, varlığın kaynak enerjisine insanı yeniden bağlar. Ne tür bir gelecek yaşayacağımız da, an’daki bilincimizin niteliğine bağlıdır. Böylece teslim olmak, olumlu bir değişim yaşamak ve huzurlu bir hayat yaşamak için yapacağımız en önemli şeydir. Teslimiyet halinde ne mutsuzluk ne de doyumsuzluk vardır. Hz. İsa bu durum hakkında şöyle demiştir: ”Zambaklara, onların nasıl geliştiklerine bakın; onlar ne çırpınıp didinir, ne de fırıl fırıl dönerler.” Bu sözden de anlaşılacağı gibi insanlar yaşamlarını katlanılamaz buluyorlarsa yapmaları gereken şey direnmeden, an’ı sevgiyle kabul edip koşulsuz teslimiyete geçmektir.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir