19 Ekim, 2018

Gül – Aşk’ın Sembolü

Doğu ülkelerinin “lotus çiçeği” gibi, batıda da gülün yorumsal açıklamalarda çok başvurulan bir sembol olduğunu görüyoruz. Hıristiyan İkonografisinde, İsa’nın çarmıhtan dökülen kanının toplandığı bir kap (kupa) veya bu kan damlalarının değişerek aldığı biçim olduğu gibi, gene İsa’yı sembolize ettiği ileri sürülüyor. Gül çoğu kez kanla ilgili olarak mitolojide Athena ve Afrodit’e adanan bir çiçek olmuştur. Bu bakımdan dişi prensibe sahip olduğu varsayılır. Mitolojik verilere göre, aslında gül önceleri beyaz renkteydi. Ama bir gün güzel küçük bir çocuk olan Adorûs, Zeus tarafından Afrodit’in koruması altına verilir. Ancak Afrodit çocuğa âşık olur. Onun bu aşkını kıskanan diğer tanrılar, özellikle Artomis, Adonis’i feci bir şekilde yaralayarak öldürürler. Çocuğun çok kanı akar ve bunlardan beyaz güller biter. Durumu gören tanrıça Afrodit ona yardıma koşarken, ayağına bir diken batar ve bu yaradan akan kanlar o beyaz güllere bulaşarak, onların rengini kırmızıya çevirir. İşte o günden bu yana, mezarlık üstüne kırmızı gül koymak ve temiz masum olan aşkını ifade etmek için sevgiliye kırmızı-beyaz güllerden oluşan bir buket verilmesinin adet haline geldiği söylenir… Renginden ötürü gülün kanla olduğu gibi, ateşle de ilintisi görülüyor. Ancak bu ateş, için için yanan sevgi ve aşk ateşidir. İşte dostlar bu mitolojik hikâye aslında bizi anlatır, şimdi birlikte güle olan düşüncelerimle yolculuğumuzu başlatalım…

Gül - Aşk

 

Mezar deyince; geçen hafta Kaz Dağları-Tahtakuşlar Köyü’nü ziyaretimin Hıdırellez’e denk gelmesi ve köyün her evinin kapısına Gül asılması, mezarlıklara gül götürülmesi, benim bu yazım için de ayrı bir mana kattı, güzellik oluşturdu. Doğum ve ölüm arasında ve ebedi sonsuzlukta gülün çok özel bir yeri olduğunu düşünüyorum. Ve ölüm sadece bir geçiş, ışıkla sevgi ile bir olma hali… Bu dünya, acısı, tatlısı, iyiliği, kötülüğü, barışı, savaşı, hırsı, intikamı, kıskançlığı, korkusu, evlilik, ayrılık, ihtirası, arzusu ile GÜL, ışığa yürüyenler için çok özel bir deneyimdir. Eğer gülü anlamaz isen; ikiliğin üzgün tarafı olan acıyı, terk edilmeyi, aşk acısını, bir sevgiliye duyulan özlemin bitmez, tükenmeyen gecelerin, kaçışların içinde sevgiyi arar durursun.

SEVGİ güldür. Eğer sevgilinden beklenti, sahiplenme, kıskanma gibi duygular ile bir ilişki içinde isen veya bu yönde takılı kaldıysan sadece ve sadece gülün dalını koparırsın, gülün içindeki bülbül olamazsın. Ya gülü koparırsın ya da özgür olup onu olduğu gibi kabul edersin. İşte sevgi budur; gülü kokusu ve dikeni ile kabul etmek. Bülbül gibi içine konabilmek ve bülbül gibi zamanı geldiğinde uçabilmek. Bunun içinde özgür bir duyguya ihtiyacın var. Eğer kendini seversen bir gülü olduğu gibi seversin. Çünkü gülün rengi, kokusu sensin ve gül sana ayna olur… Eğer özgür olursan gül de özgür olur. O olduğu gibi kalır kimse koparmaz… Eğer farkına varmazsan sevgilini sadece gülün kokusu sanır onu sadece şehvet olarak görürüsün sadece sevgilini değil hiçbir kadını anlayamazsın!

Gülün kokusu bu dünya için deneyimdir ama onun özü varoluştan insan deneyimi için var olur. Bu yüzden ki gül insan deneyimi için çok önemlidir…! Tüm spiritüel dünyada biraz derine inersen her şey simgedir ve bu simgeler bilinçaltında kodlanmıştır. İşte bu yüzden uyanan güle tutunamaz, sadece gülü izler. Gülün en yüksek frekans olduğu duymuşsunuzdur. Kokusu rengi ile az önce saymış olduğum nedenlerin en önemlisi sevgi ile olan bağlantısı ile Gül en üst frekans olduğu varsayılır. Yaşam içinde doğum ve ölüm gibi hep oradadır tüm yaşamın en temel ihtiyacı sevgidir. Şimdi sizleri gül konusunda başka bir düşünceye davet ediyorum. Gül en yüksek frekans olamaz! Nedeni de şudur; Gül buram buram kokar ve bu kokuya rengi de dahil edersek, biz de çağrıştırdığı şey maddesel dünyadır.

Gül maddeseldir. Cinselliği çağrıştırır. Az önce bahsetmiş olduğum gibi ayrılık, kavuşma, terk etme ve tekrar barışma gibi birçok sebebin, aslında bunlara deneyimin bir parçası olduğunu söylersek; gül senin bu dünya için en önemli deneyimin olur, yüksek frekans olmaz, yüksek deneyim olur. Yüksek olması için sürekli seni neşeli mutlu yapması lazım, bu mümkün değil! Onu bir deneyim olarak kabul edersen işte o zaman yükselir insan farkına varır. Ve iste gerçek yüksek frekans olan zambağa ulaşır. Evet dostlar zambak gülden daha yüksektir! Bu sizi şaşırtabilir, AMA Öyledir… Zambak saf beyazdır. Kokusu yoktur. Zambağın simgesi ruhun enerjisi bilinçtir. Ruhun zambağa ulaştığında gül senin için sadece farkındalıkla kucaklayacağın, onu olduğu gibi kabul edeceğin bir koku olur. Zambakta korku yoktur. Gül de korku vardır… İnsanın gül içinden geçip zambağa ulaşması lazımdır. Başka türlü ilişki yürüyemeyecektir, sevgi arayışı devam edecektir. Gül geçmiştir. Zambak bu gündür…

Zambağın saflığı ile ilgili; geçen hafta okumuş olduğum Ata Nirun’un Panaya Kapulu kitabında yer alan Meryem Ana’nın evlenmesi için seçilen adayın nasıl bulunduğu ile ilgili şu bölümü paylaşıyorum. “Meryem 14 Yaşına geldiğinde Baş rahip Zaccaharia ona; artık genç kızların evlendikleri yaşa geldin der. Ve o gece yaşlı rahibe rüyasında bir melek görünerek; -Merak Etme Zaccharia, yarın sana ellerinde asalarıyla talipler gelecek… Kutsal Ruh, kimin Meryem’in kocası olacağını anlaman için sana bir işaret verecek- der. Gerçekten de ertesi gün, tapınak talipler ile dolar. Her birinin elinde bir sopa yani asa vardır. Diz çökerler ve dua ederek işaretin gelmesini beklerler. Birden orada bulunan marangoz dul Joseph’in asasında bir zambak çiçeği açar ve kar beyaz bir güvercin gelip asaya konar” … İşte masumiyetin, sevginin, saflığın simgesi olan İsa’nın ANNESİ Meryem Ana’yı zambak karşılamıştır.

Gül ile ilgili son birkaç cümle yazmak istiyorum. Az önce söylediğim gibi gül, bilinç olan, farkında olan bir ruh için düşüktür. Ruh özgürdür. Gül ise kısıtlı… Ruhun kokusu yoktur. Gülün yani senin kokuya ihtiyacın vardır… Bu koku senin sürekli sevgiyi arayışındır. Ruh olduğu gibi izler ve Gül gün gelir arayışlarının beklentilerinin sonunda solar gider… Gül bu dünya, yani maddesel için frekansı yüksektir… Bu sadece insanın deneyimi için böyledir ve öyle olması gerekli, gül olmasa gelişemeyiz. Gülün içindeki her şey senin deneyimindir… Bunu anladığımızda; kabul ettiğinde, uyandığında, Gülü daha iyi anlar onu olduğu gibi kabul edersin, sevgiyle savaşmaz onu izlersin … Gül bu dünya için önemlidir, FAKAT Zambak ışığa giderken senin yükselişin farkındalığındır…

Yaşama bir çocuğun gülüşü, neşesi gibi bakın ve çocuk olun. Çünkü bu dünya için en yüksek frekans çocuk neşesidir, onu içinizde bulun…

Sanmayasın ki; aşk akıl işidir. Gül ki her gönlün mürşididir. Kimini kokusuyla şad eder. Kimini de dikeniyle irşat eder. Şemsi Tebrizi.

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir