Boynuzla(n)ma Üzerine Bir Analiz 

İlişkisini bitirip, uygar insanlar gibi ayrılmayı seçenlerin dışında; bu birlikteliği devam ettiren ve toplumun boynuzlu suçlamasını kabullenen, statüsünü kaybetmeyi göze alamayan, toplumsal imajını bozmak istemeyen, hatta içten içe boynuzlanmanın afrodizyak etkisine inanan, ilişkisini şirket ortaklığına dönüştüren çok değerli “çaresiz”ler; “Boynuz” simgesini/sembolünü tarih boyunca hep yanlış algıladınız. Şimdi bu simge/sembolü insanların size yakıştırdıklarını biliyor, arkanızdan güldüklerini hissediyorsunuz. Bu simgeyi/sembolü, aldatılan erkek için kullanan diğer erkeklerin bir boynuzdan, Gergedan boynuzundan iktidarsızlıklarına çare aramaları ise harika bir “ironi”dir.

Slavoj Źiźek diyor ki; “Gücü elinde bulunduranların düşündüğü tek şeyin, insanların ‘appetite’leri (iştah/arzu) ve kayıtsızlıkları (insanların neyi arzuladığı ve neye kayıtsız kaldığı…); iktidar da zaten iktidara karşı kayıtsızlık istiyor ki, bunun için her şey üretildi: Pornografi, uyuşturucu, oryantalist spiritüalizm/Budizm vs. Hatta bir de şu motto dayatılıyor: Çalış ve dua et!” Gücü elinde bulunduranların, yönettiklerini sisteme kayıtsız kılabilmek için simge ve sembollere ihtiyaç duyar. Sistemin ahlaki yapısına başkaldıranların da bu sembol ve simgeler ile kitleler tarafından işaretlenmesi kaçınılmazdır.

Modern psikolojinin kurucusu J.Lacan, semboller için şöyle der: “Semboller yapısal bir dildir. Sembollerin nereden geldiğini değil, ne anlatmak istediklerini çözmek gerekir.” Karşılığı bir başka şeyi ifade eden, hazır olmayan veya algılanması olanaksız olanı, doğal bir ortamda zihne davet eden her kişisel işaret bir sembol, simgedir. Bunlar bir desen, bir eşya, bir resim, isim, diyalog, alegori, kişi, kuruluş olabilir. Fromm’un söylediği gibi “Bir sembolün özel anlamı, ancak kullanıldığı olay ve kişinin deneyimi ışığında anlaşılabilmektedir.”

Bir sembol evreninin içinde yaşamaktayız. Çevremizi kuşatan her şey; sayılar, renkler, şekiller birer semboldür. Yaşamsal her bir olguyu simgelerle/sembollerle kavradığımız bir gerçek. Sembol/simge, yakıştırmak, yansıtmak, benzetmek, bir araya toplamak olarak da tanımlanabilir. Simgeler/semboller açık ve net olmaktan öte kapalı ve örtülüdürler. Simge/sembol, gerçekliğe ilişkin, yoğun duygu ve aklı kapsayan, anlam ilişkilendirmeleriyle anlamlandırılan bir nesne, bir biçimdir. Bu biçim, gizil öğelerle, görünmezliğin, gizemin kendisi haline dönüşmüş olabilir. Bir simgenin/sembolün kendisinin ne olduğu değil, iletmek istediği mesaj önemlidir.

“Boynuz” simgesinin/sembolünün ilettiği mesaj, aldatılan erkeğin toplumun gözünde küçümsenmesidir; iktidarının devrilmesi şakaklarında çıkan boynuzlarla simgeleşir. İlişkisini bitirip, uygar insanlar gibi ayrılmayı seçenlerin dışında; bu birlikteliği devam ettiren ve toplumun boynuzlu suçlamasını kabullenen, statüsünü kaybetmeyi göze alamayan, toplumsal imajını bozmak istemeyen, hatta içten içe boynuzlanmanın afrodizyak etkisine inanan, ilişkisini şirket ortaklığına dönüştüren çok değerli “çaresiz”ler; “Boynuz” simgesini/sembolünü tarih boyunca hep yanlış algıladınız. Şimdi bu simge/sembolü insanların size yakıştırdıklarını biliyor, arkanızdan güldüklerini hissediyorsunuz. Bu simgeyi/sembolü, aldatılan erkek için kullanan diğer erkeklerin bir boynuzdan, Gergedan boynuzundan iktidarsızlıklarına çare aramaları ise harika bir “ironi”dir.

Egzotik pazarın en değerli ürünüdür Gergedan boynuzu; tıpkı fildişi, kaplan penisi, maymun beyni, zürafa kuyruğu gibi. Birçok türün aksine, Gergedan boynuzu salt kemik değildir. İnsan saçı ve tırnağında bolca bulunan “keratin proteini” boynuzun yapısını oluşturmaktadır. Boynuz kesilip, kopsa bile yeniden büyüyebilmektedir. Yasalara aykırı olmasına rağmen, Güney Afrika, Gergedan boynuzunun kesilebilmesi için lisans vermektedir. Güney Afrikalı gergedan yetiştiricileri, yılda ya da her iki yılda bir hayvanları okla uyuşturup bir gergedandan iki kilo civarında boynuz kesiyor ve gün gelip yasal olarak satılacağı ümidiyle banka kasalarında ya da farklı güvenli alanlarda saklıyor. Gergedan boynuzunun afrodizyak etkisine inanan iktidarsız erkek sayısı kim bilir ne kadar ki, boynuza talep hayli fazladır.

Geleneksel Çin Tıbbı uzmanı Johann Birkel,

“…maalesef sapıkça bir batıl inanca dayanıyor bu. O da gergedan boynuzunun dimdik yukarı bakan, istikrarlı bir güç olduğu inancı tabii ki bu sapıkça düşüncelere yol açıyor. Ve bunların Çin tıbbı ile de uzaktan yakından bir ilgisi bulunmuyor,”

açıklamasından da anlayacağımız gibi, Gergedan boynuzunun dik duruşu eril zihniyette ereksiyon çağrışımı yapmaktadır.

Ateşin ve zanaatkarların tanrısı Hephaistos’un varoluş nedeni defalarca boynuzlanmasıdır. Athena’yı tek başına dünyaya getiren Zeus’tan öç almak amacıyla, Hera’nın, Hephaistos’u, Zeus’un katkısı olmaksızın doğurduğu miti söylenir. Çirkinliğinden ve topal ayaklarından dolayı Hera tarafından istenmediği için denize atılır. Daha sonra Zeus tarafından, kendisini denize atan annesini savunması için tekrar Olympos Dağı’na çıkarılır. Hephaistos, çirkin görünümüne rağmen en güzel tanrıçalarla evlenir. Yunan şair Hesiodos’a göre, Kharislerin en genci olan Aglaia (görkem) onun karısıdır. Ama geleneksel kaynaklarda Aphrodite’yle evlendiği belirtilir. Karısı onu Ares’le aldatınca, “Boynuzlanan” Hephaistos, diğer tüm tanrıların acımasız alaylarına uğrar.

Hera’nın çirkinliğinden dolayı Olympos Dağı’ndan attığı Hephaistos, annesini, cezalandırmak için, yaptığı bir “altın taht”a onu sıkıcı bağlar ve kaçar. Onu kurtaracak tek kişi olması nedeniyle, Tanrılar, Olympos Dağı’na dönmesi için Hephaistos’a  yalvarırlar. Geri dönüşünü, Şarap Tanrısı Dionysos’un onu sarhoş etmesi sağlar. Hephaistos, annesi Hera’yı serbest bırakmayı, Aphrodite’nin kendisine eş olarak verilmesi koşuluyla kabul eder. Aphrodite’nin, Tanrı Ares’le kaçamak ilişkisinden birçok çocuk doğar. Hephaistos onları lanetlemeye yemin eder. Ares ve Aphrodite’nin kızı Harmonia’nın (uyum) Thebai’nin kurucusu Kadmos’la evleneceğini duyunca, bu evliliğin başına bela getirmeye karar verir. Düğün gününde Harmonia’ya kendi eliyle yaptığı lanetli bir gerdanlık verir. Harmonia ve Kadmos Thebai’de hüküm sürdükleri dönem boyunca bu gerdanlık yüzünden sıkıntılar çeker ve sonunda ikisi de birer yılana dönüşür.

Pan, Hermes’in, Arkadya’lı bir periden doğma oğludur; tüm mitoslarda yarı keçi yarı insan, boynuzlu ve kuyruklu tasvir edilir. Satirlerin, çobanların, sürülerin, dağlık ve tenha arazilerin yabani Tanrısıdır. Ürküten bu görüntüsünün tersine çoğunlukla kırlarda dolaşıp flüt çalan, sevimli bir figür olarak betimlenir. Ancak Pan, birçok kaynakta çığlık atarak düşmanlarını kaçırma, panik yaratma yeteneğine sahiptir ve nedeni olmayan korkulara onun sebep olduğuna inanılır. “Panik” kelimesinin kökeninin “Pan” olduğu söylenir.

Simge/sembol, Frolov’un ifadesiyle; “hem işareti (imi), hem de imgenin gizil güçlerini (potansiyellerini) bir araya getirir; bunları iletişim bağlamında gerçekleştirir.” Dolayısıyla en basit simgesel bir ifadenin bile aslında geniş ve derin bir içeriğe sahip olduğu söylenebilir. Eril tanrısallıkla özdeşleşen boynuzun, kadim zamanlarda görülen boğa kültünden geldiği bilinmektedir. Boynuz, otorite güç, uzun yaşam ve özellikle saf eril enerjinin sembolüdür. “Boynuz”un, aldatılan biri için simge olarak kullanılması ise saçmalıktır.

Gücü simgeleyen tanrısal bir işaretin, aldatılmanın suç olarak görüldüğü kitleler arasında “aşağılama” için kullanılması, eril zihniyetin de kendi kodlarını tanımamasıdır. Ya da şunu diyebilir miyiz: Boynuz, aşağılanma değil de tanrısal bir gücün sahibine teslimi midir? Şiddetin reddine, affetmeye, uyuma; gerektiğinde yollarını ayırma cesaretini gösterebilen bir erkeğe, “Boynuzlu” demek, onu mitolojik tanrıların seviyesine yükseltmek değil midir!

Hiç’lik  Penceresi: Bayram SARI

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.