İncecik İp Üstünde

Duygular mıdır bizi ele geçiren? Yoksa biz miyizdir duygulara hükmeden? Ya da tüm hissettiklerimiz bazen koca bir balondan mı ibaret?

Koca bir fırtınanın ortasında rüzgara karşı dimdik durabiliyorsanız, denizlere düşmeden,girdaplara kapılmadan yüzmeyi başarabiliyorsanız,hangi deprem yıkabilir sizi? İçinizdeki gücün farkında mısınız?

incecik ip üstünde

İnsanın hayatında dönüm noktam dediği zamanları vardır. Hayatta bir şeyler olur ve bir bakarsınız her şeye bakış açınız değişir. İşte tam o noktada beyninizde şimşekler çakar. Sanki bir filmin içindeki kamera, odak noktasından uzaklaşarak gökyüzüne doğru çekilir ve pencereniz genişlemeye başlar, burada büyük resim çok daha farklıdır. Öncelikle içinizdeki gücün ve yapacağınız seçimlerin sonucunda hissedeceklerinizi aslında kendinizin belirleyebildiğini fark edersiniz. Sonrasında her ne hissederseniz hissedin (aşk, nefret, öfke, kaygı, heyecan, hoşlanma vs.) hissettiklerinizi sevgiyle olduğu gibi, yaşadığınız şekliyle kabul ettiğinizde, duygularınızı olması gerekene doğru yönlendirebildiğinizi fark edersiniz. Ardından olaylar, kabullenişler ve sonuçlar bütünüyle değişir. Çok güçlü olan duygularınızı bile bu şekilde bir kabullenişle yönlendirebildiğinizde içinizde hissedeceğiniz gücün farkındalığı sizi yıkılmaz bir kale gibi hissettirecek ve size inanılmaz bir haz vermeye başlayacak. Sorunun kendisi yerine gerçeklere odaklanmanız, çözümü de beraberinde getirir. Bırakın insanlara yaptıkları veya yapamadıkları için kızmayı, bu bakış açısının içine girdiğinizde her şeye karşı sonsuz bir sevgi beslediğinizi fark edersiniz. Bu size yaşam merdiveninden bir basamak daha yukarı çıkmanızı sağlar.

Bizler, her şeyden önce insanız. Bazen farkında bile olmadan hissetmememiz gerektiğine inandığımız duyguları hissedip, kendimizi bir girdabın içine doğru çekiliyormuş gibi çırpınırken buluruz. O noktada sakin kalabilmek, kendini dinleyebilmek, kendi kendine sorular sorup, durup nefes almak en büyük hazinemiz olur. Ve kendi yaşam planımız içinde var ile yok arasındaki incecik çizgiyi çok iyi analiz etmek en önemlisi. Sonra sorular sorarsınız. Neden hissediyorum bu duyguyu? Ya da bu duyguyu hissetmemde herhangi bir etken var mı? Hissettiklerimi ben mi yaratıyorum? Bu benim hissetmek istediğim duygulara olan bir ihtiyacımdan mı kaynaklanıyor? Bütün bunlar bir illüzyondan mı ibaret? Tüm bu analitik değerlendirmenin sonucunda tüm duygularımız nötrleşir ve elinizde geriye sadece gerçekler kalır. Asıl gerçekliğiniz ve hissettikleriniz zaten sahip olduklarınızda gizli!

Aynı yanılgıya bazen arkadaşlıklar arasında da rastlanır. Dostluklar bazen incecik bir ip üstünde yürümeye benzer. Aşağıya düşerseniz duman olursunuz. Bazen sallandığınızı hissedersiniz. Ama burada önemli olan açık olmak ve yanlış anlamaları, yanılgıları düzeltip el ele o incecik ip üzerinde yürümeyi becerip karşı tarafa yani dostluğa doğru yol alabilmektir. Tabii siz her ne kadar iyi niyetli olursanız olun bazen karşı taraf aynı ip üstünde yürümek istemeyebilir. O noktada yalnızsınız ve karşı tarafa kendi kendinize geçmek zorundasınız. Tüm fırtınaya, yağmura, çamura karşı bunu başarabiliyorsanız, karşı tarafta kendi cennettiniz zaten hazırdır.

Her şeyi olduğu gibi olduğu şekliyle kabul edip, yanlışa düşmemek ve her şeyi affetmek en büyük sınavınız! Her şeyin farkında olup, sakin kalıp, saygınızı ve sevginizi yitirmediğinizde içinizde hiçbir kötü duygu barınamaz. Bu ise hayatınıza daha çok pozitif duygular sağlayıp, iyi ve güzel şeyleri hayatınıza çekmenizi sağlar.

 

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir