20 Kasım, 2018

Kadersel Döngü ve İnsan

Düşüncelerin birçoğu tanrının egemenliğine teslim edilmiş iradeleri içinde taşıdığı için, insanların görev ve sorumluluk anlayışları tamamen kadersel bir çizgide seyreden ne olacaksa olsun, benim işim değil, takdiri mukadderat ve her şey ondan gelir düşünce ritmiyle ilerliyor.

Tanrının ya da yaratıcının varlığını kendi içinde yanlış anlamış kitleler yüzünden, okullardan ziyade ibadet yerleri, bilim yerine dogmatik düşünce modelleri, sanat yerine dini ritüellerin baskın olduğu yaşam modelleri öne çıkıyor. Rönesans ile kendi karanlığından kurtulan Avrupa uyanışının temelinde yer alan tüm öğretileri ve bilgileri bir silah olarak kullanarak dünyanın diğer ülkelerini kendi orta çağ karanlığına çevirerek salt kapitalist büyümeyi sağlamıştır. Bugün, dünya genelinde dinlerin baskın olduğu ülkelerde engizisyonist bir bakış açısı ile -ki kaynağın kesinlikle dış güçler 🙂 olduğu kati bir bilgi- insanların yaşamları ve düşünceleri engelleniyor.

Kadersel Döngü ve İnsan

Özgür iradesine kert vurulmuş ve geleceği konusunda kaygı taşıyan gençliği ve onun içinde bulunduğu toplumu kendi karanlığında tutmak adına yapılan her çalışma da baskın olan tek şey, bu yaşananların kadersel bir döngüsünün olduğu yönünde. Bu karanlığın içinden çıkmanın tek yolu ise, kaderin yaratıcı tarafından değil, bireyler tarafından inşa edildiğini öğrenmekten geçiyor. Fakat etrafımızı saran öğretiler, düşünceler, inanç modelleri, toplumsal kurallara işlemiş din temalı bilgiler, siyasi yapılar, siyasi yapıları yöneten arka planda yer alan derin sistemler sayesinde bu bilgiye erişmemiz ne yazık ki imkânsız hale geliyor. Yani akla karanın birleştiği o yin yang döngüsünde gördüğümüz şeyler sadece görmemizi istedikleri olmaya başlıyor.

İnsan, yapısal olarak özgür olmanın güzelliğini deneyimlemeyi tamamen unutmuş durumda yaşamını sürdürüyor. Bağımlı olduğu şeylere tutsak kalarak ve onları elde etme çabası içinde yollara düşerek, asıl olan şeyi yani kendisini yitirmeye de devam ediyor. Kendisine dayatılan metazori gerçeklikleri içselleştirerek, yaşadığı her şeyin tanrısal bir getiri olduğuna inanarak ve talep ettiği şeyi de ona adayarak kazanması gereken bir yaşam oyununu baştan sona kaybederek sonlandırıyor. Özgür irade, karar alma mekanizması, değişimi gerçekleştirecek eylemlerde bulunmak, kendi kaderini tayin etme hakkı, yeni bir dünyayı ortaya çıkartma gücü ve meşalenin ateşini ihtiyacı olan yere taşıma gayretini, kendisine dayatılan kadersel teslimiyetten dolayı ne yazık ki gösteremiyor.

Bugün dünyayı kötüler yönetmiyor, bugün dünyaya kötülük hâkim değil, bugün dünya da her şey kötü gitmiyor. Bugün sadece ve sadece insanlar bütün bu olanlara kadersel bakış açısıyla bakıp, olan biteni tanrıdan bilip, onun isteğiyle her şeyin olduğuna inanmasından dolayı sarpa saran bir farkındalık dışı ahmaklık yaşıyor. Tanrı dünyayı kirletmeye, silahlar üretmeye, şehirleri bombalayıp insanları öldürmeye, nehirleri kirletip balıkların soylarını tüketmeye çalışmıyor, bunu yapan insanların aç gözlülüğü ve daha güçlü olma hırsıdır. Bu yüzden, her şeyi tanrıdan bilip, her şeyi ona bırakıp, sonra da yerinizde oturup, bu boktan dünyada yaşamak ne zor şeklinde sızlanmalarını bırakmanın zamanı geldi. Özellikle kişisel gelişim dünyasının da artık diline pelesenk olan ne gelirsen ondan ne olursa ondan ne dilerse o diler ve o yüzden olur sözlerine de itibar etmeyin, insan olarak sorumluluklarınızı alıp, değiştirmeniz ve dönüştürmeniz gereken ne varsa onu gerçekleştirin.

Evrenden bir şey istemeyin, evrene bir güzellik katın ve onun iyileşmesi için çaba harcayın. Şimdi aynı duayı bin kere okuyup paranın gelmesini beklemek değil, suyu zehirlendiği için ölen canlıları hayata kazandırmak için uyanmanız gereken bir zaman. Yok edilen ormanlar yüzünden soyları tükenen hayvanları yeniden kendi yaşam döngülerine katmak için daha fazla ağaç dikmeniz gereken bir zaman. Zaman, uyanmak ve BEN olmanın sorumluluğunu almak zamanı.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir