Kuşlara yem almaya giderken yol kenarında ve arada kurtarılmış bölge misali tarlalarda açmış gelincikleri gördüm.
Bilirsiniz gelincik kırmızı rengiyle ve duruşuyla İlkbahar’ın yeşile meydan okuyan aşırı narin bir çiçeğidir. Özgür ruhludur diye yakıştırma yapabilirim, çünkü hadi şöyle getireyim de şu köşede açsın deseniz ille de bakirliği seçer. Betondaki çatlaktan baş kaldıranını bile görebilirsiniz. Ama saksıda, vazoda durdurmak zordur.

İnsan özellikleriyle karşılaştırılacak olursa, kibirli ya da gururlu değil ama nahif, hassas bir yapası var. Doğası öyle. Ancak insandaki gururu ya da kibri anlatmak için “kan tükürse, gelincik şerbeti içtim der” sözü kullanılır.
Çocukluğunuzda belki de kırmızı elbiseli çingene figürleri yapmışsınızdır. İçindeki tohum kısmı da zaten zarif bir baş gibidir.
Gelincik hiç (elitist); seçkinci bir çiçek olmamasına karşın doğaya teslimiyetçi ve zor zapt edilir olduğu da doğrudur. Fakat renginin değişmezliğini de göz önünde bulunduracak olursak her an o doğadaki akışta görülen aşk için yaşar ve aşk için ölür belki de. Her yerde her ortamda var olabilir, açabilir ama işte kendi isterse! ve özgürlüğüne müdahaleden de bilinçsizce yapılan her türlü müdahaleden hoşlanmaz. Doğal ortamında güzeldir ve kopartıldığında hemen boynunu büker, yaprakları buruşur. Ama, rüzgâra karşı direnmez, onunla salınır. Bu açıdan bakınca, sanki ‘Niyet’le bir olmuştur.
Gelincik adeta var oluşa sunulmuş bir “kişisel önemsizlik” çiçeğidir.
Castaneda kitaplarını okuyanlar bilir, oradaki Kızılderili büyücü Don Juan, kişisel önemi kaybetmek için bitkilerle eşit düzeyde var olarak davranmayı, onların hizasına inerek konuşmayı önerir. Gelinciği koparmak sanki onu sıradan bir bibloya dönüştürmek gibidir. Onu sadece görmek ve konuşmak gerekir ki sırrını size içsel sessizliğinizde fısıldasın.
Erk bitkisi olarak bakarsak aslında bana biraz ‘varlıkla yokluk birdir’ dengesi yaratıyormuş gibi geliyor. Uzun ince Elif gibi bir sap üzerinde kan kırmızısı, gözlerinizin içine bakan bir “an” çiçeği; “burada ve şimdi” çiçeği.
Kısacık ömrüne rağmen sanatçıların büyük sevgisini kazanmış, doğadaki çiçekler aleminin kelebek yansıması bence Gelincik. Hiç kuşkusuz; Kelebekler ve Gelincikler özgürdür.
Şayet dokunmaya ve toplamaya kıyabilirseniz çok güzel şerbeti oluyor. Geleneksel, güneşte bekletilen tarifi şöyle; taze toplanmış gelincik yapraklarını cam kavanoza bir kat yaprak, bir kat toz şeker halinde yerleştiriyoruz. Bir ölçü yaprak bir ölçü su koyuyoruz ve doğrudan güneş alan bir yerde 4–5 gün bekletiyoruz. Yaprakların rengi beyaza, suyun rengi kırmızıya döndü mü? Oldu demek. Gelincik yapraklarının dibindeki siyah kısım genellikle kullanılmıyor, içinde alkaloid var. Bir de doğada toplananları yıkamasanız da olur ama yol kenarından falan toplarsanız yıkamanızı öneririm.





