Plan’deminin mirası; bir zamanlar zihni ve bedeni sağlam, sağlıklı düşünen, hisseden, davranan insanların, şimdilerde algısı daralmış, bedeni hırpalanmış, ruhsuz robotlara dönüşmesinin getirdiği moral bozucu tablo…
İzliyorum, gözlemliyorum; içlerinde 5 yıl önceye kadar kafası zehir gibi işleyen, zinde, diri, atak akranlarım, arkadaşlarım da var. Çoğu gelişim yolundaydı ancak yıllardır kendilerine sağladığı katkı bu süreçte sıfırlanmış gibi görünüyor; bir kısmı adeta başa sarmış durumda.
Titreşimleri zayıflamış, bilinçleri gerilemiş; enerjileri yerlerde. Çoğu bezgin, yılgın, yorgun; el uzatıyorum, “gücümüz yok; bırak bizi,” diyor.
Tabii sonra gelsin bedensel rahatsızlıklar…
Bu hazin tabloyu görmek bazıları için gerçekten üzücü, öfkelendirici, korkutucu, kaygı verici ancak şunu da biliyorum ki yıkıcı duygular üreterek çözülebilmiş, üstesinden gelinebilmiş herhangi bir durum yoktur, bugüne kadar böyle bir şey görülmemiştir.
Ben insanı içten içe kabak gibi oyan bu duyguların tek bir kimsenin bile derdine deva olduğu görmedim. Siz gördünüz mü?
Tanıdığın biri ölüm döşeğinde ya da bu dünyadan göçtü gitti, üzül, biri sana yan baktı, düz baktı, onu dedi, bunu söyledi, böyle yaptı, şöyle sövdü, öfkelen; olacak iş mi bu? Peki ya, yaşadığınız durumu çözdün mü? Hayır. Peki bu süreçte hastalandın mı? Evet.
Gülenle gülünür ancak ölenle ölünmez; ben bunu bilir bunu söylerim. Adına ister bencillik deyin, ister duyarsızlık ya da umursamazlık deyin, ne derseniz deyin, artık herkesin kendi başının çaresine bakması gerektiği bir dönemdeyiz; burada batan bir gemi var ve ben onun içindeyim diyen varsa, öyle hisseden, algılayan varsa kendini kurtarsın.
Eğer durum zannettiğiniz gibiyse, vallahi ben tahlisiye sandallarının birine bindim; yanımda da bol bol yer var, gelmek isteyen buyursun gelsin…





