Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Kurt’un izinde, İnsan izi

Bir Geri Dönüşüm Hikayesi

Doğada hiçbir şey tam olarak bitmez, sadece form değiştirir. Bizler bu dönüşümün bekçileri gibi eşlik ederiz tüm olup, biten ve dönüşenin seyrine… Algı ve yorum farklılıklarımız penceresinde, “Dönüşüm”ün manası değişkenlik gösterebilir. Bir mücadele, güç savaşı, sorun ve benzeri gibi görünebilen bu konuyu farklı bir perspektifle irdelemek istedim.

Evren, hem kendini var etmek hem de yaşayan tüm canlıların döngülerini sürdürebilmek için, sonsuz sayıda hammadde üretme potansiyeline sahiptir. Esas güç, tüketmekte değil, döngüyü sürdürmektedir. Bu anlayışla her şey yeniden kazanılabilir. Kaybetmenin, tükenmenin olmadığı, hiçbir şeyin bitmediği, maddi veya manevi her şeyin yeni bir forma bürünebileceği olasılığıyla yaşamı sürdürürken; mikro düzeyde yaşadığımız olaylar bize sandığımızdan çok daha fazla şey anlatır. Görünenin ardını anlamak, içsel yolumuzla kurduğumuz bağlantıyla gerçekleşir. İnsanlar, hayvanlar ve tüm canlılar her şeyi anlatmaya muktedirdir, duymayı isteyen kulaklarımıza ve görmeyi isteyen gözlerimize…

Kadim ormanın en bilge, en sessiz gözcüsü olan kurdun söylediklerini işitmeli belki. Bir kurdun yaşam felsefesi minimalisttir; her eylem hayatta kalma döngüsüne mükemmel uyum sağlar. Ne artığı ne de fazlalığı vardır. O doğanın kusursuz döngüsünün en usta uygulayıcılarından biridir. Avından geriye kalacak tek şey, toprağa karışacak bir kemiktir.

Kurt doğadan bir hammadde alır, onu bir yaşam enerjisine dönüştürür ve sonra onu tekrar kaynağa iade eder. Kurdun, doğal olarak bilmeden bilerek yaptığı şey, insan dünyasında “Geri Dönüşüm” olarak ifade bulur. Kurdun, evrenden aldığı bu hammaddeyi, tekrar kaynağa iade etmesi ise yüce bir onurlandırmadır.

İnsan olarak, buradan edinebileceğimiz en değerli bilgi bir şükran niteliğindedir.

“Sana tüketmen ve yaşamını sürdürmen için verilmiş olan o hammadde, dünyamızın bir parçasıydı ve ona yeni bir görev vererek onurunu iade et”

Geri dönüşüm, modern insanın, yeryüzünün kadim ve bilge bekçisi olan kurttan aldığı bir derstir:

En büyük güç, tüketmekte değil, döngüyü sürdürmektedir. Bu döngüyü sürdürdüğümüz sürece, doğanın dilini yeniden öğreniriz ve kurdun sessiz onurunu kendi yaşam tarzımıza yansıtırız.

Kurt’un izinde, insanın bıraktığı ize baktığımızda; bu iz ne bir tüy ne de kırılmış bir dal parçasıdır. Bu iz “çöp” adı verilen ne çürüyen ne de yok olan tuhaf, parlak, yapay bir yığındır. Bu yığın kurdun bilmediği bir kuralın habercisidir. Tüketmek ama bitirmemek…

Her bir plastik şişe, her bir karton kutu, insanın savurganlığının sessiz bir ulumasıdır. Geri dönüşüm, o parçalanmış değersiz sanılan atığı alıp, onu bir kez daha ormanın döngüsüne katma çabasıdır. Bu kurdun uluması gibidir. “Dur!” diyen bir uyarı olduğu kadar, “Yeniden başla” diyen bir çağrıdır da. Geri dönüşüm, bu çağrıya bir cevaptır. O sadece atığın form değiştirmesi değil, insan vicdanının da form değiştirmesidir. Bıraktığımız izi temizleme, ziyan ettiğimiz enerjiyi yeniden kazanma uyanışıdır. O ziyan edilmiş kaynakları toplayıp, onlara yeni bir post, yeni bir can vermek, atığı bir kez daha avlayıp ona yeni bir döngü sağlamak ister. Bu aynı zamanda bir uyanışı temsil eder. Çünkü doğanın yasası nettir. Her parça değerlidir. Ve en bilge olanlar, kaybolanı geri kazanmayı bilenlerdir. Kurt fısıldar;

“Yeniden yürümelisin. O çöpü görmezden gelmek, kışı unutup avlanmamak gibidir.”

Bir kurt gibi, atığımızın izini sürmeli, onun yok olduğu yere değil, yeniden doğacağı yere rehberlik etmeliyiz. Kurt’un kadim yasalarından alınan bu ilham, yaşamın somut veya soyut olan tüm alanlarında rehber olarak alındığında çarkı döndüren bir formül niteliğindedir.

Özlem Demirkan Özcan

Yazar

Exit mobile version