Ya Evde Yoks’An’?

Ya Evde Yoks’An’?
Bu sabah uyandığında kendinle konuştun mu?
İlk günaydını kendine söyleyip, kendini selamladın mı?

Ya Evde Yoks’An’?

Bugün güne kahvaltıyla başlamak istiyor mu, sordun mu? Belki sadece 1 fincan kahve veya süt içmek istiyor…Belki de aç uyandın hemen bir şeyler yemek istiyor… Neye ihtiyacın var, bedensel duyumsallığının farkında mısın? Belki duşa ihtiyacın var ama duş yapacak vaktin yok… Ne renk giyinmek istiyorsun? Dünden mi hazırladın kıyafetlerini yoksa? Kafanda planını yapıp hazır ettiğin ama belki de sabahın değişen ruhuna uygun olmayan kıyafetlere mi sığınmaya çalışacaksın? Örnekler uzar gider ama en basit soruların cevabının hakkını vermek, en büyük marifet An’da…

Hayatı; yapmak istediklerimizi yapamadan geçirerek, anda sıkıştırdığımız basit arzularla dolu, lokması boğazına dizilmiş şekilde yaşıyoruz… Büyük arzular, hedefler daha önemli ya! Anı kaçırsak da olur nasıl olsa…Daha araba değişecek, ev alınacak, çocuklar okutulacak, para biriktirilip emekli olunca da tatil köyüne yerleşilecek…Tüm hayaller o tatil köyüne ertelenmiş… Vay anam vayy…

Derken emekliliği gelmiş, hayata iştahı kaçmış gözlerle dolu bakan, kendinde kaybolmuş, var mı yok mu belli değil veya egosuna zehirlenmiş insansılar… Tatil köyünde hayalleri saklı bir hayalet… Ara ki bulasın, anda kaybolmuş ama emekliliğinin geldiği gelecek bir zaman diliminde var olma çabası veriyor zihninin evcilik oyununda. An’da yok hükmünde ama zamanın bir yerinde ben de varım diyor… YOKSUN…

Bedenine dokunmuyorsan, nefesini izlemiyorsan, nefsinin arsızca isteklerine sürekli göz yumuyorsan, Öz’ünün isteklerine kulak asmıyorsan; -mış gibi yaşıyorsan, zihninden egosantrik bir şekilde varlık buluyorsan YOKSUN… An; nefesinde kapını çaldığında sen, beden evinde yoksan; YOKSUN… Yoksun çünkü muhabbet ikilik gerektirir kendinden kendine de olsa…

Kendine muhabbet etmeden kendine muhatab olmak, dengiyle muhatab bulmak mümkün mü? Sen kendine şefkatle dokunmadan, şefkatle dokunan bulunur mu? Aşk kapıyı çalar mı, bedenin zihninin taksi durağı haline gelmişken? Kimin indiği kimin bindiği belli olmayan evcilik oyununda başrolü müşterilere vermişken…

Kendine muhabbetle Aşk ile yaptığın fiillerde aşkın kendisi olursan aşık da sensin maşuk da. Aşk kapıyı An’da çalar, emekliliğin gelince gideceğin tatil köyünde değil. Aşkla yaratılmış kainatın, kalp çocuğu insAN, AN’da unutAN ve unuttuğunu hatırlamak için yol alan.. An’ı; nefesine Aşk’la katık ederse İNSAN; ve işte o zaman VARSIN…

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir