İnsan, kendi yaralarıyla yüzleşmeden başkalarının yüzeydeki izlerini konuştuğunda; hakikat gecikir, sevda hoyratlaşır, güç sanılan şey zehre dönüşür.

“Her tarafınız yara bere içindeyken
başkalarının sivilcelerine bakıyorsunuz.”
dedi Seneca.
Ve ben ekliyorum:
Mutsuzluktan ölürken içten içe, dışarıda tef çalıp mutluymuşculuk oyunları oynuyorsunuz.
Canınız sıkılınca “ver oyuncaklarımı, bitti oyun” deyip yarı yoldan dönüyor, sonra “niye beni bulur bu denizler” diyorsunuz.
Ve kırdığınız dallardan sapanlar,
bastığınız omuzlardan basamak yapıp,
kazdığınız çukurlara evinizi dikiyor, adına yuva diyorsunuz.
Dört nala koşuyor içinizde, damarlarınızda akan kan gibi hırslarınız.
Zehri ilaç sanıyor, kini öfkeyi güç bilip kaftan diye bedeninize sarıyorsunuz.
Öyle kalın duvarlar örüyorsunuz ki, sevda sizi aman görmesin; aşkı zayıflık sanıyorsunuz.
Çünkü korkuyorsunuz.
Terk edilmiş çocukluğunuzun karanlık odasından çıkmak istemiyorsunuz.
Sizi gerçekten sevenin şifa olmasına izin vermiyor, bilmiyorsunuz; her gün ölüyorsunuz.
Ne alınız al, ne alnınız ak; yalanı sakız ediyorsunuz.
Ve aşkı hoyratça harcıyor, sevda namelerini herkese, dışı parlak içi boş şeker gibi dağıtıyorsunuz.
Sanmayın dağlar sizin.
Gönlün taş olmuş sanıyorsun, güvendesin.
Sanma içindeki bir maden; oysa ki saklı Yecüc,
dışına taşmış Mecüc.
Yer gök belli kimin; sen var, güvenme malına, adına ve kurduğun tahta.
O dağ dediğin,
yarıp geçer de seni; kum olur, toz olur, duman olursun.
“Dağ idim ben” der, denize akıp gider; gün olur buhar olursun.
Şimdi gel sen salim ol, ben selamet, diyesim var ama ne hikmet.
Ermişlere denk gelirsen bil ki sınavdasın.
At şu kaftanını,
yıka boyanı,
çıkar elmaslarını,
yık duvarlarını,
bırak karanlık odalarını.
Sen ol çırılçıplak, geç temizce köprüden.
Silkin riyanın şerrinden.
Halit ol, Arif ol; Celali bırak, gönüllerde Melik ol.
Çok seslenmiş dervişler; duymuş mu o zalimler?
Sonra durup, duyup da düşünmüşler.
Çok şükür sayenizde cennetin gülistanları pare pare, acıyor gönüllerde.
Kötüler olmazsa, iyilerin kıymeti çıkmıyor nihayetinde.
Nurdan akan çağlayanlar göze geliyor karanlığınızda; yüzünüz karanlık ve gece.
Sayenizde iyiler kim bilir olduk, hakikat neymiş yaklaşır olduk.
Var siz bilmeyin, sizi de vazifelilerden bilen olduk.
Lakin
sizin de dönmek gibi bu kara yoldan hâlâ şansınız var.
Gel gör ki bunun için koca bir gönül ve sevgi olsun davanız.



