Zehirlenmek ve Şifalanmak

Gece ve gündüz, siyah ve beyaz, iyi ve kötü, zehir ve panzehir, hastalık ve şifa… Hayatımız sürekli olarak ikili sistemler üzerinde ilerliyor. Seçim ve sonuç, güzel ve çirkin, art niyetli ve iyi niyetli. Şifa ve hastalık demiştik bunun insana evirilmiş halini ise zehirleyen ve şifalandıran olarak değiştirerek Yin ve Yang’ımızı anlatmaya başlayabilirim.

Zehirlenmek ve Şifalanmak

Çevremizde her tutum ve davranışın iki ucunda yaşayan insan vardır. Biri; varlığı, sözleri, bakışları, eylemleri ile zehirler, diğeri ise şifalandırır. Ortada kalanları uçlara koymadım çünkü onlar her iki tarafın ustalığını sergilediği alanda yani araftadırlar. Zehirlemek her zaman çok kolaydır ve sadece duygusuna, düşüncesine ya da bedenine bir an içinde zerk etmen yeterli olur. O zehir hızla bütün bedene yayılır ve panzehiri yoksa yakınlarda ölüme götürür. Bazı zehirler ise ağır ağır işler bedende ve düşüncede. İlk dozu aldıktan sonra kişi farkında olmadan o zehri hücre hücre gezdirir içinde ve sonuçta “dönülmez akşamın ufkundayım” şarkısı eşliğinde eceline imza atar ve kaybedilmiş zamanlarının şerefine içer hapları…

Varlığı kendi içinde değer görmemiş her birey bu zehri almaya ve onu büyütmeye müsait bir varoluş sergiler. Kendisini sevmeyen ve varlığı ile barışık olmayanlar da zehri içmeye hazırdır. İşin ilginç yanı, dünyada on zehirli insan, seksen dokuz potansiyel zehirlenme adayı ve bir şifacı vardır. Bu kabataslak bir rakam tabi. Ortalamada bu tarz bir sonuca üç aşağı beş yukarı sende çevrendeki insanlara bakarak erişebilirsin.

Bu resme bakınca kim daha güçlü ya da evrensel öğretilerde sürekli olarak bir dengeden söz ediliyor, bu alanda bir denge var mı sence? Yani zehirleyenler ile şifalandıranlar arasında bir denge söz konusu olabilir mi? Bunun için tekrar gözümüzü kelimelerden kaldırıp sağımıza ve solumuza bakıyoruz ve anlıyoruz ki şifacılar ya da ruhumuza iyi gelenler sayıca çok azlar. Onların azlığı ve çokluğu zehri temizlemeye yetiyor mu? Pek mümkün görünmüyor! Peki zehirleyenler güçlü mü? Aslında bu denge çarkındaki en zayıf halka onlar. Fakat başarılı olmalarının sebebi güçleri değil, zehirlenenlerin ahmaklığı, aymazlığı, farkındasızlığı ve inatla hatta ısrarla aynı yanlışı yapıp aynı hataları tekrarlamalarıdır.

Dünya üzerinde vücut bulmuş tüm insanlar aynı duygu ve korkuları yaşarlar. Gülümsemek, gözyaşı, acı, tatlı, aşk, sevgi, şefkat, sarılmak, sevmek, dokunmak, hissetmek bedenlenmiş her insan çocuğu için aynıdır. Şiddetleri farklı olabilir fakat bu duyguları tetikleyici eylemlere maruz kaldıklarında aynı salgıları üretirler ve benzer tepkiler verirler. Bu alanda insanlar arasında bir birlikten söz edebiliriz. Ayrıştıkları yerler genelde inanç, dil, ırk ve siyasi ideolojileri oluyor. Bunlar da aslına bakarsanız insan çocuğunu zehirleyen diğer unsurlar ama yazının konusu bu değil… Daha çok insandan insana akıtılan zehir ve onun şifalanması idi fakat konuya da bir türlü giriş yapamadım gördüğün gibi.

Evet, bu kadar dolandığım yeter gelelim sadede. Bir insanı nasıl zehirleyebilirsin, onun değersiz olduğunu hissettirmeyi ilk sıraya koyabiliriz. Bunun için; küçümseyici ve alaycı davranıp karakterini ezebilirsin. Görmezden gelip incitebilirsin. Sözlerini boşa söylemiş cümleler haline getirip boğazını düğüm düğüm yapıp anlaşılmadığını düşündürtebilirsin. Sevilmediğini ve önemsenmediğini söyleyip ya hissettirip bu değersizlik duygusuyla onu iyice boğabilirsin. Bir insanı değersizleştirdiğin anda onu iyileştirecek olan şifacıyı bulması bile yılları alacaktır. Çünkü kişi önce kendisini değersizleştiren kişiye rüştünü ispat etme derdine düşecektir. Bunun için çabalayacak, emek verecek, fedakarlık yapacak, kendisinden hepten vazgeçecek, kahrolacak, ağlayacak, şiddete uğrayacak ve pes ettiği yerde -ki orası genelde hastalığının son aşaması oluyor- şifalanma ihtiyacını fark edecek. Ne kadar zahmetli bir yolculuk değil mi? Üstelik bu bahsettiğim şeyleri dış mihrakların yetiştirdiği ajan ve provokatörler değil aileler yapıyor. Yani anne, baba, kardeş, sevgili, eş, çocuklar, arkadaşlar, akrabalar ve komşular… En yakınları ile yüzleşemediği için yüklenip duruyor insan çocuğu tüm acıları ve haliyle panzehiri geç bulunan zehirler ile de ölüme taşıyor bedenini. Zehirli, kötü, akla zarar benliğe ziyan insanlar ile çevrili olduğunu düşünüyorsan dur ve derin bir nefes al… Ne kadar izin veriyorsun bütün bu olanlara. Zehri ne kadar alıyorsun bedenine. Dayak yemediğin günü problemlimi görüyorsun? Bugün sorun olmadığında içinde bir huzursuzluk mu var? bir şey olacağına dair. İyiler ve kötüler diye ayırdığın dünyada sen iyi misin? Kötülüğün büyümesine bu garip tavırların sence izin veriyor olabilir mi? Sorun var, oh her şey normal mi diyorsun? Sorunsuz bir yarını ve günü düşünemiyor musun? Farkında mısın? Kötülüğe olan açlığın ile var olan olumsuzluğu beslediğinin ve onunla birlikte kendini de zehirlediğinin.

Haydi uyan artık, iyilik ve güzellik, erdem ve sevgi kolay üretilen ve dağıtılan insan çocuğuna ait gerçekliklerdir. Bu gerçeklik içinde kendini var edip, zehri sahibine teslim et ve onun senin ısırmasına yaşam alanına girmesine izin verme. Kendini sev, kendini büyüt, kendinle ol ve terk et zamansızlıktaki yolcuğunu, kocaman sarıl kendine ve kucakla; ruhunu, zihnini, benliğini, bedenini… Yarını şimdi sevdiğin kendinle inşa edersen en azından senin dünyan güzel olacak, başkasının karanlığına da senin ışığın yoldaş olacak. Gülümse

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir