Açılır yaşam sahnesinin perdeleri. Serilir önümüze kurgulanan tüm dünyevi oyunlar. Görünür olur artık sahnenin önündekiler ve ardındakiler. Oyunun dışına çıkma cesareti olanlarsa, gözlemler ruhsal makamından kurgulanan hikâyeleri.

Dünden bugüne taşıdığımız değerlerle birlikte düşlerimizdir sahneye yansıyanlar. İzlediğimiz oyun düşlerimizle yazdığımız hikâyelerden öte değildir. Öyleyse oyunun içinden çıkıp, farkındalıkla üzerinde düşünmek gerek. Nasıl bir oyunun içinde gerçekliğimizden uzak düştük? Hangi evrensel değerlerimizi, kendimizi oyuna kaptırıp yok saydık? Hangi dünyevi rollerimizi egomuza teslim edip, ruhsal kudretimizden vazgeçtik? Neler kattık, aydınlık yarınlarımız için bu yaşam oyununa? Nasıl bir anlam kattık varlığımızla dünya sahnesine? Hangi tohumları ektik, bizi besleyen düş bahçemize? Nasıl bir sahne inşa edip kendimize, nicedir düşlerimizle oyalanmayı tercih ettik?
Bizler tene bürünüp düşlerimize inip, düşlediklerimizi deneyimleyenleriz bu sahnede. Ruhsal makamımızda gözlemleyen olduğumuzu unutup, düşlediğimiz oyunların içinde kaybolmuşuz. Düşlerimizle kurguladıklarımızı gerçek sanıp, perdenin ardında kalanları göremez olmuşuz. Oysaki oyunun dışına çıktığımızda, farklı gözlerle izleriz olan biteni. O vakit gözlemleyen olduğumuz gerçeğiyle, uyanır bilincimiz hakikatine. Ve aralanır tüm perdeler, asıl hikâyemize değiş tokuş ettiklerimize.
Bizler tene bürünüp nicedir yollara düşenleriz, bu düşler bahçesinde. Yürüdüğümüz yollarda ayak izlerimiz kalır ebedi. Değerlerimizle şekillenen o izler, mirasımız olur geleceğimize. Yolculuğumuz boyunca heybemizde biriktirdiklerimizle yeni yeniden yazarız oyunun hikâyesini. Öyleyse hikâyemize konu olan değerlerimizi, yeniden yazma zamanı. Oyunun içinden çıkıp, sahnenin perdelerini biraz daha aralama zamanı. Ruhsal makamımızdan gözlemleyen bilincimizle, oyunu başka gözlerle izleme zamanı. Oyunun içinde ayrıca oyun kurgulayanları, gönül gözüyle görme zamanı.
Evrensel bilgelikle donatılmış kudretli varlığımızı, onurlandırmalı tüm değerlerimiz. Bilgelikle yürümeliyiz, ruhsal yolculuğumuzun düş bahçelerinde. İçine düştüğümüz oyundan çıkıp, gözlemleyen bilincimizin derin sırlarını keşfe koyulmalıyız. Aklımızın, duygularımızın ve deneyimlerimizin efendisi olarak yolculuğumuzun nihai amacını hatırlamalıyız. İçine çekildiğimiz hız tuzağından uzaklaşıp, sonsuz huzuru içsel dünyamızda aramalıyız.
Kendi gölgelerinle yüzleşirsen eğer, ışığını daha fazla arttırırsın. Aklının ve duygularının efendisi olursan, ruhunun bilgeliğini açığa çıkartırsın. Hakikatini bilgelikle yansıtırsan, yürüdüğün yolları daha fazla aydınlatırsın. Aydınlandıkça bu dünya sahnesi, daha çok görünür olur karanlık. O vakit anlarsın ki, karanlığa rağmen sarsılmaz ruhsal varlığının kudreti.
Evrenin tüm zıtlıklarında ahengi yakalarsan, her birinin nasıl da birbirini tamamladığını görürsün. Öyleyse gönül gözünle bir daha bak dünya sahnesine. Hakikatin farklı yansımalarını görürsün, var olan her şeyin özünde. Algılarının yanılsamalarına kaptırma kendini sakın ola! Bu dünya sahnesinde var olan her şeyin, ahenkle birbirini tamamladığını gözlemle ruhunun makamında. Sezgilerinle ve ruhunun bilgeliğiyle başka bir gözle izle düşlerinde olan bitenleri.
Unutma! Dünya sahnesinde izlediklerin, içsel dünyanın yansımasından öte değil. Öyleyse daha dikkatle bak içsel dünyanda biriktirdiklerine. Ve hatırla! Düşlerinde saklı hikâyeni başlatan evrensel gerçekliğini. Gözlemlersen gök kubbenin incilerini, anlarsın ki her biri içsel gerçekliğinin birer yansıması. Yaşamın sonsuzluğuyla olan derin bağını hatırladığında SEN… Ruhunun sarsılmaz kudretini sahiplenirsin. Sen varlığınla, hayal edebildiklerinin dahi çok ötesindesin.
Adına yaşam dediğimiz bu ezeli oyun… Ruhsal makamımızdan düşlerimize inip, düşlediklerimizi deneyimlediğimiz bu dünya sahnesinde sergilenir nicedir. Bizler düşlerimizde kaybolmadan… Düşlerimizle anlam bulan yaşamın, ezeli bir oyun olduğunu hatırlamalıyız. Dünyevi kimliklerimizin ve egomuzun, ruhsal bilincimizi perdelemesine izin vermemeliyiz. Fiziksel ve ruhsal düzeyde yaşadığımız her deneyimin, yaşamsal döngülerimizle birlikte evrensel döngülerle olan ilişkisini de fark etmeliyiz. Ruhsal yolculuğumuzu aydınlatan göksel yıldızların, bize rehberlik eden kadim dilini keşfetmeliyiz. Böylece düşlerimizle hayat bulan oyunun içinde öğrenirken BİZ… Uyanıp hakikatimize, oyunun dışına çıkma cesareti gösterebildiğimizde… Ruhsal makamımızdan bilgelikle gözlemleriz bu dünya sahnesini.
Unutma!
Tene bürünmüş ruhsal varlığınla SEN… Düşlerinle kurguladığın bu yaşam oyununu, perdenin ardında gözlemleyensin.
O vakit…. Gözlemle ruhunun makamından dünya sahnesini. Kendinden kendine çıktığın ruhsal yolculuğunda, gözlemci bilincinle düşlerini yeniden yaz ustalıkla. Başkalarının kurguladığı oyunun dışına çıkarak farkındalıkla… Aydınlık düşlerinle yarınlara SEN, umut dolu daha anlamlı hikâyeler yaz.
“Ruhunu Dinle, İyi Yaşa ve Sağlıklı Ol” isimli Spotify Podcast Kanalımı Takip Edebilirsin



Sevgili Şenay
Son dönemde içinden geçtiğimiz ve kırılgan bir yaşam olarak nitelendirdiğim -ki bunu kendi yaşam deneyimlerime göre tanımladım- 2025 kapanışı ve 2026 açılışının sadece bir kavram olduğunu anlatıyorum kendime. Bir plan varsa ve adına da “ilahi” diyorsak orada muhtemelen bu döngüler yıllara, aylara ve günlere göre değil, deneyimlere var akıllanıp akıllanmadığımıza göre belirleniyor… Belki de bu yüzden sürekli olarak uyan ve hatırla diye sesleniyoruz kendimize. Uyanacak mıyım? Uyumuyorum ki…. Hatırlayacak mıyım? Neyi unuttum ki… düşünceleri arasında evrilip duruyoruz ve arayıştayız. Aradığımız şeyi tanımlayabilsek arayışta değil inşa sürecinde olacağız onun da bir tanımı olmadığı için ömrü boyunca bir noktanın peşinde dolaşan milyonlarca kelime gibi cümleler kurup duruyoruz. Farkındalıklı uyanışlar diliyorum bize ve bizim gibi yolda olanlara… Emeğine kalemine sağlık…