Yazıyorum

Yazıyorum… Anlatıyorum… Yoruluyorum ve susuyorum…
Sonra tekrar yazmaya başlıyorum… Uyanın diyorum ama kendimin bile uyanık olduğundan emin değilim. Sonra tekrar dile geliyorum. Bu döngü bir kabusun tekrarı gibi devam ediyor.

Yazıyorum... Anlatıyorum... Yoruluyorum ve susuyorum...

Bitmiyor insana dair öyküleri dile getirişlerim. Sonra usanmadan tekrar başa sarıp, anlatmaya başlıyorum. Naçizane bedenim kendi yolunda koştururken, zihnim fırtınalarda savrulup duruyor.
Kah kendi yalnızlığımda mola veriyorum kah derdine çare arayan bir yüreğin sözlerinde.

Bitmiyor yolculuğum.
Onlarca yıldır ses vermeye devam ediyorum. Yolculuğum nereye gider bilmiyorum ama insanlarla bir yerde yine kesişiyor işte. Anlatmanın, tarif etmenin, harita olmaya çalışmanın, uyan hayata geç kaldın demenin bile beşer dakika ertelendiği bir yolculuğun içinde nereye kadar çalar saat gibi öter dururum bilemiyorum ama bu gidişatın sonsuza kadar devam edeceğini biliyorum.

Tarih okumayı seviyorum, insan okumayı seviyorum, yaşamı okumayı seviyorum. Okuduğum, gördüğüm, duyduğum ve hissettiğim şeyleri ise paylaşmayı seviyorum.
Gel gör ki bu sevmeler bir müddet sonra acı veriyor. Görüyorum ki binlerce yıllık insanlık tarihinde istediğin kadar anlat, kan kokusu en çok ilgi çeken bilgi oluyor. Bu yüzden susmak mı? Yalnızlık mı? Öyküsüz kalanlara masallar anlatmak mı doğru bilemiyorum?

Yine susuyorum… Yine konuşuyorum… Yine anlatıyorum ve hikaye hiç bitmeden devam ediyor… Yalansız yarınları olmayan insanın, dürüst olduğunu düşündüğü anların çıplaklığında boğuluşunu izlemek de acıtıyor kuzgunun canını.

Yoksa… Neden geldik ki bu dünyaya. Kapılarla işi olmayan tanrının, bir kapıyı kapatıp başka kapıyı açtığı safsatası üzerinden mi büyüteceğiz çocuklarımızı ve yeşerteceğiz umutlarımızı.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir