Site icon Yuvaya Yolculuk Dergisi

Zıvanası gevşek ve şakulü kaymışlar

Eski çamlar bardak oldu

İnsanda, hatta bazen kurumlarda ve durumlarda, her türlü ilişki türünde; Zıvana gevşek, şakul de kaymışsa; bu kombinasyona söylenebilecek tek şey; küresel bir felaket ile karşı karşıya olduğunuz gerçeğidir. Aslında olanların ‘ardına’ baktığımızda, bu durumun Türkçe yansıması her konuda inanılmaz boyutlara varan liyakat eksikliğidir. Çünkü liyakat, bir işi yapabilecek beceriye sahip olmak kadar, yaptığı şeyin ne anlama geldiğini taşıyabilecek bir iç donanıma da sahip olmayı gerektirir. Ancak ne yazık ki her yer eğitimsiz, vasıfsız ve fakat hayali bir güç zehirlenmesinden mustarip insan kaynıyor. “Mış, miş” gibi yapma ustaları ve manipülasyon kralları; fakat masalın tadı şekeri yok; küflenmiş pasta gibi. İşler yürümüyor.

“Zıvana” dediğimiz, küçük ama çok şey içeren, önemli bir parçanın adı. Marangozlukta ve metal işlerinde, bir parçayı diğerine uygun ölçüde, hizasında ve sağlam biçimde tutan çıkıntı ya da yuva demek. İki tarafın birlikte kalmasını sağlıyor. Sarma sigara içinler de kâğıt parçalarından zıvana yaparlar, dumanı ölçülü çekip, tütünü ağza kaçırmamak için diye biliyorum. Uyumun somut hali yani.

Zıvana dediğin bildiğin erkek oluyor; yani eril bir aparat. Girdiği yer de dişil oluyor tabii bu durumda.

“Zıvanan gevşek” dediğimiz zaman şunu anlarız; iki taraf arasında bağlantı var ama güvenli bağlantı yok. Tutması gereken yere tam oturmuyor. İnsana uyarlarsak; iç denetimi zayıf, sınırları karman çorman, sözüyle davranışı hiç örtüşmeyen biri. Dağınık olan da sadece akıl değil; kendini taşıyan içsel mekanizması gevşemiş. Laçkalaşmış bir durum söz konusu. Sosyal medyada çok görülüyor bu tür eril kabuslar. Vasıfsız elaman.

“Zıvanadan çıkmak” kısmına geçersek;

Artık bağlantı tamamen kopmuş. Parça yerinde değil, bağlantı açıkta; çaresiz, başı boş kalmış. Bu öfke olabilir, kontrol kaybı olabilir. Tabiri caizse tam bir kontrolsüz delilik durumu. Denge yok, uyum yok. Masal ve gerçek arasındaki geçirgenlik keyifsiz, zoraki ve yaptırımcı.

Ama bir açıdan şakulü kaymış biriyle, zıvanası gevşek birinin sado mazoşist bir ilişkisi olması da çok mümkün değil mi? Mimar görse binayı boşalttırır, psikolog görse heyet kurar amma velakin kutupsal bir çekim masalı.

İşte burada zurnanın zart zurt demesini yine duyuyoruz;

Şakulü kaymış biri: Yön duygusu bozuk, doğru ile yanlış pusulasında ibre bozuk, ama elinde yanmayan mum ile anlam arıyor; işin kolayına kaçmış, “Beni biri hizalasın lan” diye içten içe bekliyor. Bir roman ya da masal kahramanı edası akıyor her yerinden.

Zıvanası gevşek biri: Sınırları sisli (ama romantik bir sis değil bu), kontrolü kaçırmaya meyilli, ya da kendisi kaçmaya çalışıyor, hatta sebep arayışı bile var, çünkü aşırılığını heyecan, kendini şelale sanıyor, “Biri beni tutsun ya da iteklesin” arzusunda (şelale olan arzular yani). Ama vitrin gösterişli.

Ortada bir cehennem gürültüsü var ama ne şakul ne zıvana farkında.

Bunun bir sonraki adımı şakulün “hızlı yaşa, genç öl, cesedin yakışıklı olsun” türünden hayali bir varsıllığa düşmesi. Göğsünü gere gere kökten inandığı ilahi nizam karşısında “ama ben spiritüalistim, ben herkesi seven bir spiritüalist olarak öldürüldüm, beni ışıklarda uyutun” diyecek. Yalandan kim ölmüş!

Mizah söz konusu oldukça, insanız ya, arada şakulü bilinçli olarak kaydırabilir, zıvanamızı gevşetebiliriz. Hafiften, sanata dokunur ucu.

Ancak; her iki taraf da ‘başı boş kalmış farkındalık’ yaşıyorlarsa durum vahim, hatta çok tehlikeli; çünkü bu gibi ‘otomatik farkındalık’: metaforu gerçek sanır, yaşananı vazgeçilmez kural gibi görür, açıklamayı hakikat yerine koyar ve insan yavaş yavaş farkında olduğunu sanır, uygular, ama sorgulamaz. Sonuç; otomatikleşme, robotlaşma. Özgür iradenin yok olup, masaldaki, cin ve peri ilişkisine dönüştüğü an. Sınırlar ihlal edilmiş, alanlar işgalde, üstü siyasi romantizm dahil her türlü romantizm ile süslenmiş bir psikolojik taciz vakası. Günümüz insanının durumu.

Bilinçli farkındalık ne yapar? “Bunun farkında olan benim” der ya da demelidir. Masala yem olmayan özgür irade bunu gerektirir. Farkındalık, kolektif bir sis olmaktan çıkar, kişisel bir uyanıklık hâline gelir. Başı boş, otomatik farkındalık, farkında olma hâlinin yaşanması ama sorumluluğunun alınmamasıdır. Pluribus adlı dizide buna benzer durumlar net olarak görünüyor.

Ancak; gezegenin rüyasına gelirsek, İnsanlar neyin normal, neyin mümkün, neyin doğru, neyin yanlış olduğuna topluca karar verince; bu kararlar kültüre, alışkanlıklara, inançlara ve sistemlere kadar ulaşır. Bir süre sonra mevcut düzen sorgulanmaz hâle gelir ve “hayat bundan ibaret” demeye başlarsınız. İşte bu, rüya benzetmesinin sebebidir: Çünkü insanlar bu düzenin içinde yaşarken onun ‘yapılmış’ bir şey olduğunu unutur. Oysa bu metaforun amacı uyandırmaktır. Ancak bazı yorumlarda bu ifade metafor olmaktan çıkarılıp, gerçekten var olan kozmik bir sistem gibi sunulur. O noktada artık uyandırmak yerine konformistleştiren, rahatlatan bir hikâyeye dönüşür. İnsanın kendini kandırma potansiyelinin yükselmesi, kendi kendini manipüle etmesidir bu.

Oysa asıl mesele farkındalığı artırmak değil, farkındalığı üstelenebilmek ve benimseyebilmek olmalı. Çünkü gezegenin rüyası, insanı bir hikâyeye yerleştirmek ya da eklemek için değil, bilince uyandırmak içindir. Şakulü kaymışlarla zıvanadan çıkmışlar, uyanabilmek için daha kaç fırın ekmek yemeli?

 

Feryal Çeviköz

Yazar

Exit mobile version