18 Ocak, 2019

3 Dakikalık Bir Yazı ve Tanrıça Yarası

Bildiğiniz gerçekliğin hepsini unutun. Varlığınızı, yaptıklarınızı, yaşadığınız olayları, sistemin baskısını, korkularınızı ve hatta ölümü. Şimdi 3 dakika sessiz kalın… Unutmanın unutma sırrına açılın…

3 dakika sonra…

Ne oldu? Unutmanın unutma sırrında ne hissettiniz? Boşluğun aslında en sıradan haliyle size dokunmasına izin verebildiniz mi? Veremediniz mi? O zaman kendinize üç dakika daha izin verin. Derin bir nefes alın ve gözlerinizi kapatın. Unutmanın unutma sırrına açılın…

3 dakika sonra…

Yine olamadı mı, peki bu sizin suçunuz mu? Konsantre olamayacak kadar yorgun musunuz? Aklınızdan geçenlerin esiri mi oldunuz? Yoksa en çok üzüldüğünüz olayla baş başa mıydınız?  Eğer böyleyse tüm bunları boş verin şimdi. Bu yazıyı 3 dakikada okuyacağınız şekilde tasarlayacağım o zaman.

tanrıça-yarasıEksik olan tanrıça enerjisiydi.

Bütün bu oyunları neden oynuyoruz? Niçin sancılı ve zor yolları seçiyoruz? Hepimizin aklından geçenler tamamen zihinsel gerçeklere dayalı. Orada kendimizi eksik ve parçalanmış hissediyoruz. Tam ve bütün olamadığımız halde, bilincimizin en derininde aslında bunu çok fazla istiyoruz. Fakat olmuyor, olamıyor. Bunun cevabı basit: Tanrıça enerjisinin yaralı ya da kapalı olması.

Geçenlerde bana gelen bir mail tüylerimi diken diken etti: “Tanrıça? Siz cinli misiniz?” Bunun bu şekilde algılanması yaranın derin olduğunu gösteriyor. Dişil enerjimiz cinlerin istilasına uğramış ve sürekli saldırı alıyor. Bu şunu gösteriyor: Bir aldatmaca var hepimiz buna kanmış durumdayız. “Ben Ben’im” enerjisi (Tanrının kendini ifade etmesi) tanrıçanın söylemidir. Onun kendini söze dökmesi, eriliyle ifade etmesidir ki; bu öyle ulu orta söylenecek bir durumdan ziyade içsel olarak bile kabul veremediğimiz bir haldir.

Aklınızdan geçenleri fütursuzca söylediğinizde yerin dibine geçtiniz mi? Mahallenin delisi olduğunuz durumlar yaşadınız mı? Sonra ne oldu? Şöyle bir derlenip, toparlandınız mı? Toplum dışı olmaktan korkarak  akıllı olma konusunda ikna mı oldunuz? İşte bu durum basitçe özümüzün kapatılmasıyla alakalı ince bir ayardır.

Peki neye ayarlanıyoruz?

 Elbette zihin odaklı olmaya.

Bu da tam da üstüne basa basa haykırdığımız yaradır. Özün kapalıysa tanrıça yaralıdır ve sen onun farkında bile değilsin.

Yapılmaması gerekenleri yaptıysan, konuşmaman gerekenleri söylediysen bunu da senin egonun ne kadar güçlü olduğuyla ilişkilendirildiyse sen doğru yoldasın demektir.

Neden?

Zihnin senin frenine basmaktan uzak ve sen olabildiğince kendinsin demektir.

Benlik ve tanrıça, işte bu ikisi yan yana istenilen bir durum değildir. O zaman cinlere karışmış olduğumuzla baş başa bıraktırılırız ve normal olmadığımız algısı yaratılır. Benlik sorgulanmadıkça; günah ve suçluluk enerjisiyle ilişkilendirildikçe biz de 3 dakikalığına bile kendimiz olamayız.

Benliğini sorguladığında bulacağın tek şey tanrıça, yani dişilindir.

Sorgulayın arkadaşlar. Sorgulayın. Orada muhteşem bir sizle karşılaşacaksınız. Dişil yara şifalanacak. Kendinizi cin virüsünden çıkaracaksınız. Değersizlik kalıplarından özgürleşeceksiniz. Kurban sendromuna yakalanmayacaksınız ve yaratımın sorumluluğun bilincinde kaderin sizin tarafınızdan senaryolaştırıldığının farkına varacaksınız. Eğer yazdıklarınızı beğenmiyorsanız onu yeniden yazma kabiliyetine genişleyeceksiniz.  Aksi takdirde yenilenen bir bilince sahip olmakla ilgili olan dişilin doğurganlığı, zihnin gevezeliğiyle örtülmesi sonucu yaranın şifası mümkün olamayacak.

Ben’im, benliğimin dişil güzelliğidir. Biricikliğimizin eşsizliğidir. Ötekileştirilmediğimiz ve Bir olduğumuzun farkındalığında, an mevhumuyla deneyime geçmemizdir.

Zihnin sonunu getirecek olan deliliğimin tezahür etmesidir. Bu delilik kendimizi kendimize delil kıldığımız şüphesiz tanrısallığımızdır ki; bunun en derin anlamı; tanrıçanın kendisini tanrısal olarak eril güçle ifade etmesidir. Tanrı ve tanrıça içimizdeki ilahi gücün zihne girmediğimiz anlarda aktive olmasıdır.

3 dakikayı geçirdiysem affola, ama siz hâlâ 3 dakika zihinsel kaldıysanız Ben Benim anlarda akmaya devam edecek. Onu yakalayana ne mutlu…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir