Aynadaki putlar

Biliyoruz ki, yaşam her gün karşımıza türlü türlü dersler çıkarıyor. Kimi can sıkıcı, kimi düşündürücü ve bazen de üzücü olan dersler. Hatta bazı dersler belirli aralıklarla ısrarla karşımıza çıkıyor. Sanki bize öğretmek istedikleri bir şeyler var. Israrla karşımıza çıkışları da; göremeyişimizden, duyamayışımızdan. Zamanın göreceli olduğunu hesaba katarsak bize uzun gelen yaşamımız aslında belki de yalnızca göz açıp kapayıncaya kadar… Bize uzun gelen rüyalarımızın bile aslında yalnızca birkaç saniyeden ibaret oluşu gibi… Hatta daha da ileri gidersek, belki de yaşam da kusursuz bir illüzyondan öte olmadığını söyleyebilirim…

Aksini iddia edenlere de maddenin yapısından söz edebilirim… Bizler… Bedenlerimizden ve çevremizdeki gerçekliklerin aslında %99’unun sadece enerjiden oluştuğunun farkında mıyız? Bizler enerjiyiz. Ve doğa enerji… Madde sandığımız şeyler yalnızca birer yanılgı…

İçindeyken son derece gerçekçi olan rüyalarımızdan uyandığımızda hatırladıklarımız, yaşama dair rüya yorumlarımız ise… Belki de yaşam illüzyonundan uyanışımızdan elimizde kalanlar, yalnızca gerçekliğe dair yaşam yorumlarımız olacak… İçinden geçtiğimiz bu Dünya ve Evren yalnızca bir enerji alanı… Bir spermin, yumurtaya ulaştığında ki çarpışmayla başlayan Dünya’ya uyanışımız ise yaşamın bizlere ilk önerisiydi. Yeni bir enerji alanı… İlk dersimiz… Zorluklardan geçiş ve doğum… Kusursuz bir uyanış… Aslında yapmamız gereken tek şey yaşamımız boyunca kendimize uyanmak… Defalarca kendimize uyanmak… Kusursuzca…

aynadakiputlar

Yaşamımız esnasında uyanışlarımız kademeli olarak devam ediyor. Ancak dış kabuklarımız sert… İnanışlar, yerleşik fikirler ve yaralar hep sert birer kabuk görevinde. Her kabuğu kırabilmemiz için de yaşam bizlere mütemadiyen fırsatlar öneriyor. Sert kabuklarımızı kırmak için bazen sevgi sızıntıları yeterliyken, bazen ise sert darbeler gerekebiliyor… Sert darbeler karşısında yılmak aslında yaşamın bir önerisi değil. Ancak insanlığın seçimi genelde yılmak ya da ertelemek oluyor.  Çünkü vazgeçmek en kolay yol. Fazla kadercilik aslında insanın kendinden kaçışından başka bir unsur değil. Kader aslında ayrıntılı yazılmış senaryolarımız değil… Kaderi kabullenmek de yaşamı kabulleniş ile eşdeğer değil. Yaşamı kabulleniş yaşamı tüm getirileriyle sevmek demek. Bu kabullenişe verilecek dersler de dahil. Ancak kaderi kabullenmek boyun eğip oturmak demek: Senaryo buysa ben kendi başyapıtım da yardımcı oyuncu olmayı kabul ediyorum demek… Elbette bunun derslerimize ya da bize bir faydası yok…

Derslerini veren şanslılar olarak kimimiz benliklerimizde sınıf atlıyoruz. Şükranla gelen içsel mezuniyetlerimiz bizlere ödül olarak tatmini, huzuru ve koşulsuz sevgiyi getiriyor…

Aslına bakarsak yaşam sürecimiz bize her daim içeriyi işaret ediyor.  İçselliğimize kavuşmamız için yaşam her zaman sonsuz öneriler sunuyor. Ancak tüm oklar içeri doğruyken biz huzuru hala dışımızda ki yerleşik kalıplardan umuyoruz. Sonra kendi kendimize soruyoruz:

“Neden hep aynı şeyleri yaşıyorum? Neden ben?”

Kaçımız etrafımızda bizi fazlaca rahatsız eden kişilerden veya durumlardan muzdaribiz? Her geçen gün daha da can sıkıcı hale gelmeye başlayan benzer durumlar kaçımızın tadını kaçırıyor? Cevap belli… Çoğumuzun…

Aslında yaşamın önerileri bizlerin içsel putlarımızı yıkmamız yönünde… Putları yıkmak zor  görünebilir. Ancak okların gösterdiği tek yoldur. Ve bu zorlukları bir kez aştın mı, en güzel ödüle yaklaşmış sayılırsın. Merkeze…

Sınavlarımızla ilgili öncelikle kabul etmemiz gereken nedir?

Sınavlarımızın hepsinin, tamamen kendimizle ilgili olduğudur. Karşımızdaki kişiyi değiştirmeye çalışmak yanlış bir seçim olacaktır.  kişide veya durumda bizleri sürekli rahatsız eden tutumun kendimizle ilgili detayını görmek doğrusudur. Kişide ve durumda bizlerin içselliğimizde putlaştırdığımız saklı bir neden var. Bizlere ‘ben buradayım’ diyor ve mütemadiyen gözümüze çarpıyor. O nedeni bulmak ve putlarımızı yok etmektir yegane çözüm. Yaşamın gözümüze soktuğu, damarımıza bastığı durumla da problemimiz ancak bu sayede çözülecek…

Yaşamın önerilerine ulaşmamız için yalnızca kendimize ya da olayların bütününe ayna tutmamız yeterli… Göz açıp kapayıncaya kadar geçecek bu illüzyonda; aynadaki putlarımızı yıkıp, kabuklarımızı kırmamız dileğiyle… Yeni uyanışlar dileğiyle…

Sizi seviyorum… Teşekkürler…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir