Birlik Bilincinde Ol’mak…

Birlik Bilincinde Ol’mak…

Son yirmi yılımı işgal eden kelimedir BİR’lik BİL’inci… Bir Ol’mak. Yansıma… Ayna… Kötü yoktur. Sev ve sevgini sınırsızca dağıt dünya değişsin dönüşsün. Her ne varsa SEN’de var. Sen düzelirsen dünya düzelir. İçindeki suçluyu iyileştir. Gördüğün ve seni rahatsız eden şey senin içinde, onu onar rahatsız olacağın şey ortadan kalkacak… Uzar gider liste… Bunlara ilave olarak tekamül, tevekkül, teslimiyet, aciziyet, yaratılış, ruh, öz ve modern dervişlik kavramları girdi.

Birlik Bilincinde Ol’makKendimi tanımak için çok uzun zaman harcadım, halen bir sürü eksiğim ve gediğim var biliyorum. Ham olanı tam olana çevirmek her insan çocuğunun harcı değil, benim de eksik gedik bir şey oldu. Çatlaklar var, yaralar var, acılar var, öfkeler var… Var oğlu var… Kendimden kaçtığım zamanlarım çoktu. Görmezden gelip geçiyordum yanımdan fakat hiçbir zaman, çevreme zarar verecek davranış sergilemedim. Kendi canımı yakma pahasına da olsa başkalarının canı yanmasın diye çabaladım. Ağrılarını almak istedim, sancılarını yüklendim, haddim olmayarak yaptım bunları. Tanrıcılık oynamak değildi yaptığım, insani bir eylemdi bana göre… Velhasıl ne kadar başardım bunu bilemiyorum. Bildiğim bir şey var vazgeçmedim.

Ahmaklık gibi geliyor bazen, herkes acısıyla mutlu iken neden çomak sokup dünyasına uyandırmaya çalışıyorum ki… Sonra biri geliyor ve diyor ki sancım var düşlerimden düşüyorum ve havada asılı kalıyorum, bir ip var mı tutunacağım… Yaprakları ilmek ilmek işleyip ip yapıyorum, belki bir damla ile birlikte bir araya gelirde sancısına derman bulur diye. Ona bırakıyorum tüm adımları sadece bir ip ve bir harita veriyorum. Harita da bana ait olan bir harita değil, onun kendi haritasını teslim ediyorum aslında fakat yine de yanında olmak, uzaktan izlemek, her an seslenmek gibi bir çabadan da kendimi alıkoyamıyorum. Biliyorum ki gördüğüm, duyduğum, bildiğim yani üç maymunu oynamadığım her şeye katkı sağlayabilirim. Ormanlar yanıyor, bırakın yansınlar tekamülleri bu demek kadar ahmakça geliyor, insanları sancıları ile baş başa bırakmak. O ormanda yanan her bir canlı için kaderleri bu şekildeymiş ne yapalım demek de insani gelmiyor bana. Yapılacak bir şey var mı? Var tabi… Hiçbir şey yapamıyorsan, bir avuç su serpersin o ateşin üzerine ve söner. Bir yerlerde ruhu arıza yapmış milyonlarca insan çocuğu saltanatı sürerken halen şifacı yanlarıyla bu dünyayı güzelleştirmeye çalışan binlerce insan çocuğu da onların arasında doğup duruyor. Tekamüle ve kadere bırakmazsan, avazın çıktığın kadar bağırırsan, sesini duyup mağaranın dışındaki ışığa yüzünü dönecek birileri elbette olacaktır. Amaç tüm ömründe bir kişiyi o ışığa çevirmek olmalı… Bir ışık gören, birden fazla karanlığa ışık olmaya çalışacaktır.

Emek olmazsa, çaba olmazsa yangın sönmeyecek, ışık büyümeyecek, tekamül diye eve saldığınız ve tuvalet terbiyesi vermediğiniz köpek, evin her yerine pisleyecek ve bunun sorumlusu o köpek olmayacak, sen de olmayacaksın, tekamül olacak. Bu gerçek olabilir mi? Oluyor işte…

Gelelim yazının başındaki “içimdeki” kavramına. Her şey içimde…. Kalp var, akciğer var, böbrek, dalak, pankreas, beyin, kas, iskelet, bağırsaklar, karaciğer ve daha bir sürü şey, ama içinde katil yok, tecavüzcü yok, yola çöp atan karaktersiz yok, ağaçları yakan cani yok, çocuklara tecavüz eden ruhsuz yok, kadınlara şiddet uygulayan psikopat yok. Bakıyorum bulamıyorum, bulsam emin olun mis gibi yıkayıp salacağım ve dünyayı iyileştireceğim de yok arkadaş. Ya ben arızalıyım bunları bulamıyorum ya da siz arızalısınız bunları zorla kendinizde ve bende ortaya çıkartmaya çalışıyorsunuz.

İnsanı, inancı, tarihi, düşünce akımlarını, siyasi ideolojileri, dinleri, felsefeyi, sosyolojiyi, psikolojiyi, antropolojiyi, kişisel gelişimi, taraflı tarafsız haberleri, bilimsel makaleleri, uzayı, dünyayı ve daha sayamadığım pek çok şeyi okuyor, izliyor ve dinliyorum ama hiçbirinin içinde bu içimdeki boktan insan güruhundan bahseden bir metne rastlamadım. Bir meyveyi kopartırken ağaçtan izin isteyen ve özür dileyip teşekkür eden biri ile o ağacı sadece zevki için kesen kişiyi nasıl aynılaştırabilirsiniz. Aklınız bunu nasıl alıyor.

Çoğu insan çocuğu ile sohbet ediyorum, yüreklerindeki sancı o kadar derin ki sancıları sancılarımla yoldaş olup akıyor ortalığa, birilerine derman olmak için çırpınıp duruyor. Sahile vuran denizyıldızlarını tek tek atıyoruz. Diğer taraftan büyük bir güruh, onları ezip geçiyor, görmezden geliyor, hatta onların kıyıya vurmasını sağlayacak çöpünü denize döküyor. Damlaya toz konsa gözleri yaşaran ile bütün atığını sokağa döken embesili nasıl BİR’leştirebiliyor zihniniz açıkçası anlamakta çok zorlanıyorum. Varlığımı bütün bu arızalı sistemin dışında tutma çabasıyla o kadar çok yoruldum ki herkes gibi yaşamak çok kolay, üstelik onlar da sürekli olarak ödüllendiriliyorlar. Hırsızlar, pezevenkler, üçkağıtçılar, dolandırıcılar, mafyacılık oynayanlar, çete işiyle uğraşanlar, yoksulun hakkını yiyenler, çocuğa kadına şiddet uygulayanlar; itibar görüyor bu garip sistemde. En zorunu yaparken bir de onların yediği haltların izlerini içimde aramak kadar ahmakça bir çaba daha fazla yoracak gibi geliyor. Herkes kendi cehenneminde yansın artık ve ben bir katilin bıçağındaki kan kokusunun arkasındaki suçluyu içinde ara diyenlere okkalı bir sevgi cümlesi söyleyerek yoluma gideceğim. Aşkla kalın… Bakın işte bu tüm yeryüzünde olan bir şey ve onu aramak içime dönebilirim ve onunla eylenebilirim ama elinde cinsel organı ile sokaklarda dolaşanlarla aynı kefeye girmem arkadaş. Haydi herkes kendi tekamül yolculuğundaki arabaya binsin ve yoluna gitsin…

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Gülay Şimşek

    Kaleminize sağlık ne güzel yine anlatmışsınız.
    Hep bu kavramlar Birlik bilinci, ayna, her şey benim içimde. dışarıda duyduğunuz, gördüğünüz, hayatınıza giren herkesten, her şeyden sorumlusunuz.
    Bunları içinize dönüp kendinizde de arayın denilmişti.
    Tabii ki kendimizi tanımak kolay değil ama tanımak için yola çıkmış olmak ve çaba göstermek de kendi hayatımız için alabileceğimiz bir sorumluluktur.
    Evet ben de ne varsa etrafıma onu yansıtıyordum yani çekim yasası diyorlardı bir kaç kişisel gelişimci arkadaş.
    Ben onu anlamak için çok uğraş verdim.
    Bilinçaltı ya da ruhumuzun önünü kapatan zihinsel engeller…
    Bunun için evet dediğiniz gibi kendimize emek vermek gerekli.

    Ayna kavramını anlamakta sıkıntı yaşıyordum geçmişte.
    Yaralarımı görüp kabul ederek, bunun benim hayatıma nasıl katkı sağladığını, bu yaralarımın nasıl içimdeki Ben’i bulmak için önemli olduğuna odağımı çevirdim daha çok.
    O acılardan, geçmişte kurban bilincine girmedim hiç çok şükür.
    Sadece bu yaralarımdan utanıyor kimseye anlatamıyordum.
    Sonraları bu yaramı da şifalandırdım çok şükür.
    Sizin de yazılarınız bu konuda rehber oluyor bana.
    Bundan dolayı
    Daha bir azimle çaba gösteriyorum.
    Bu yolculuk sonsuz ruhumun yolculuğu.
    Bunu fark ettikçe ruhumun daha belirgin olduğunu, şeffaflaştığımı hissediyorum.
    Bunun için yaralarımdan ders alarak ilerlemeyi seçtim.
    Artık ben de her şeyin sebebini kendimde aramak istemiyorum.
    11 yılım geçti bu şekilde.
    Ben de artık Aşk’ı araştırmak için içime dönmeyi seçiyorum.
    Bundan dolayı kendi kendime tüm hamlığımı iyileştirmeye gayret ediyorum.
    Tekamül bana göre gittikçe Öz’üme kavuşmak.
    O da AŞK işte.
    Doğuştan içimizde olan bu Aşk’ı unuttuk.
    Anımsamak için içimize dönmek fikri çok hoşuma gitti. Artık her katili, her tecavüzcüyü, sevgisizliği, doğaya zarar verenleri, hayvana zulüm edenleri içimde araştırmak yerine, Sevgiye odaklanmak daha güzel.
    Geçmiş geçmiştir.
    Atalarımdan her an hep sorumlu tutuluyordum.
    Hepsinden özgürleşmeyi seçiyorum.
    Ben bu yaşantıda her şeyin en iyisini ve en güzelini yaşamayı hak ediyorum herkes gibi…
    Bu Hakkımın olduğunu kabul ediyorum.
    Bunun için bana bu şans verilmiş.

    Ben de bu şansı kullanıyorum.
    Sıfırlayıp geçmişi, Yeni Ben’e köklenerek nefes alıyorum.
    Aydınlattınız bizi yine sağ olun.
    Sevgiler

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir