Nasip

Herkes ne lazımsa kendi nasibince alıyor bu hayattan; ne dertten kaçış var ne de acıdan… Kendi deneyimimden bildiğim, süzdüğüm şu ki, çok canı acıyan kalakalıyor. Bildiği, umduğu, kurduğu hayatın, bir anda ellerinden kayıp gidişi karşısında nutku tutuluyor; ne olduğunu anlayamıyor. Kocaman bir boşluk oluyor. Sonra o boşluğu bir çığlık dolduruyor; hayata, bir insana, insanlara, kadere-şansa, Tanrıya ve kendine “Neden?” diye haykıran bir çığlık. Öfke hatta isyan çıkıyor ortaya.

Böyle olmaması mümkün değil miydi, bir şeyler yapılamaz mıydı, böylesi bir acı şart mıydı? …

Cevabı gelmeyen tüm sorular boşlukta yitip tükeniyor nihayet ve insan küsüyor. Acısını silecek anlamlı bir yanıt gelmediği için küsüyor. Hayata, insanlara, Tanrıya… Kendine kaçıyor ve artık gelen her şeyi, ne olduğuna bakmaksızın reddediyor. Teselli istemiyor. Acının yerini dolduracak küçük mutluluklar istemiyor. Çünkü biliyor; giden bazı şeylerin yeri hep kanıyor, boş kalıyor. O zaman da idare ediyor insan, uzatmaları oynuyor, oyun her ne ise bitsin de artık gidelim nereye gideceksek diyor. Ölmeyi istiyor.

Hayatta helalleşip bırakılamayacak herhangi bir şeyin varlığı cehennemde yaşıyor olmaktır. Ve insan başına geleni kabullenmiyor. Ve insan, olanın öyle olması için geçerli bir neden göremiyor. Ve insan; Tanrı, sistem, yaşam ile hesabını görüp kapatamıyor.

Her türden acı, siz onunla helalleşene dek yasta olmanın ve geçmişte kalarak ıstırap çekmenin sebebidir. Her türden ıstırap, olanı olduğu gibi kabullenemiyor olmanın ve sana ait olmayanı sahiplenmekten vazgeçemiyor olmanın uzantısıdır.

keder

Eşim, evladım, anne babam, sevdiklerim bana ait değil. Bu beden, ellerim, ayaklarım; dimağım, duygularım bana ait değil. Hatıralarım, zaferlerim ve dahi düşmüşlüklerim de bana ait değil… Hiçbiri bana ait değil. Gelip de geçen hiçbir şey bana ait değil. Esasında ne bu yas ne de bazen lezzetinde kaybolduğum bu ömür; hiçbiri bana ait değil…

Her türden acı, siz onunla helalleşene dek yasta olmanın ve geçmişte kalarak ıstırap çekmenin sebebidir. Her türden ıstırap, olanı olduğu gibi kabullenemiyor olmanın ve “bu olsun”, “bu olmasın” diye hayatı bölmenin uzantısıdır. İnsan tercihler yaptıkça, umdukça ve bir gelecek kurdukça olan her ne ise ondan, bir cehennem inşa ediyor olacaktır. Çünkü hayat, insanın kurmacalarıyla ilgilenmez. Çünkü hayat, engin bir denizdir ve bazen fırtınası bazen dinginliğiyle sizi karşılar. Bazen gemini, bazen limanını, bazen elinde neyin varsa hepsini bırakmazsan boğulursun. . Cehennem, bir yandan içinde acı çektiğiniz ve bir yandan da ondan vazgeçmeyerek her gün tekrar tekrar inşa ettiğiniz yerdir.

Dilerim, yaşadığımız her ne olursa olsun, olandaki hikmeti idrak ile deneyimi kalbimize almak ve acılarımızla helalleşerek kendi cehenneminizden çıkmak, hepimize nasip olsun.

Dilerim, yaşadığımız her ne olursa olsun, gidenin acısını kalbimize almak ve getirmiş olduğu güzelliğini hatırlayarak onu ait olduğu yere – hayatın akışına bırakmak hepimize nasip olsun.

Kendi cehenneminde olmak nedir bilen, görebilen hiç kimse başkalarının acısını, ıstırabını küçümseyemez. . Dilerim, ıstırabımızın, yasımızın hediyesi olarak yeterince “şefkat” hepimize nasip olsun.

Sevgiyle…

Benzer yazılar

2 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir