Ölüm

Nedir ki hayat;
Ölüyorken her dakika?
Ha çoktan öldün ha öleceksin şuracıkta
Hepsi hepsi iki nefes sonra…

Yaşam denizinin dalgalarıdır; doğum ve ölüm. O halde her doğum, bir ölüm deneyimidir az evvelinde. Ve her ölüm, bir doğum deneyimidir biraz sonrasında

Öyleyse ne ki ölüm, yaşama bir övgüden başka?

Ölüm

Hayatın hiç acelesi yok, neyi kaçırmaktan korkuyorsun ki? Bu sonsuz bir yaşam. Ölüm sadece kafanda yeniye doğumuna verdiğin ad… Tek bilmen, hatırlaman gereken şey şu; hayat senin tarlan ve kader daima senden yana. Ektiklerini fazlasıyla biçeceksin. O zaman nedir seni böylesi korkutan? Git bir dirhem güzellik ek, bitimsiz bir güzelliğe karış ya da dileğin buysa git bir nefes rüzgâr ek, kendi fırtınanı biç. Sen nasıl istersen öyle… Bir şeyleri kaçırmış olmaktan, hakkıyla yaşamamış olmaktan hatta hiç yaşamamış olmaktan korkuyorsun. Öyle bir şansın yok. Yaşıyorsun işte… Korkmak yerine merak duy; derinleş. Yapamıyorsan; korkuna bak, onu merak et ve üzerinde derinleş; görmeye, anlamaya çalış. Ve hatta en çok da ölüm söz konusu olduğunda da yap bunu…

Ölüm, daha büyük ve daha derin bir yaşama yer açmak için var. O yüzden ölmekten korkmakla, yaşamın hakkını vermekten korkmak, bir ve aynı şeydir. Tanıdığın dünya dar gelmeye başlayınca, daha büyüğüne doğarsın – hepsi bu. Hem annen bile karnından dışarı atmadı mı seni bir zamanlar? Oysa insan, ölüm var diye doğmaya hiç değmezmiş gibi ve yine de ümitsizce ölümden kaçarak yaşıyor… Yaşam budur ve başka türlüsü olamaz sanıyor.

Ölümü düşünmek, çoğu zaman size yaşamın ne kadar da güzel ve her anın nasıl da kıymetli olduğunu hatırlatır. Ölümü çağırmak ise yaşamı reddetmektir. Yaşam avuçlarında tuttuğu süre zarfında insana lütfedilmiş bir nimettir. Kıymetini bilmekten sorumluyuz. Elbette ölüm katidir ve nasihat için yeterlidir ama güzel ölmek de güzel yaşamanın mahsulüdür.

Yaşamı hakkıyla kucaklayan kişi, bazen biraz ürperse de ölüme gülümseyerek gider. Güzellikle yaşanmış ve güzelliğe adanmış bir ömrün baş tacıdır ölüm. Böylesi bir hayat süren kişi, ölümü sevgiliyi bekler gibi bekler. Kimseye yük olmadan ve beden yükünü daha fazla taşımadan güzelliğe karışmak, kuş olup kanatlanmak diler.

Boş arzuların ve yalanın peşinde, kendinden uzakta ve kimseye faydası olmadan yaşanmış bir ömrün ise en büyük korkusudur ölüm. Böylesi bir ömür süren kişi, ölümün lafına bile katlanamaz; ölümden sürekli kaçmaya çabalar ve en nihayet ıstırap içinde çırpınarak, korkusunun kucağına düşer.

Hayatın hakkını veremeyenler ölüm yaklaştıkça korkarlar ve ölmeyi de bir türlü beceremezler. Yaşamayı becerebilenlerse ölmenin de üstesinden kolayca gelirler ve önemsemezler artık hayatın öylesini de böylesini de…

Amma velakin ölümü itsek, ondan kaçsak da onu çağırsak, arzulasak da ne yaşamın ne de ölümün sahibi bizler değiliz. Dolayısıyla yaşamın yahut ölümün binbir türlü hevesi için zaman dilemek bize düşmez. Her şeyin zamanını tayin etmek, zamanın sahibine aittir ve zamanın sahibi, bir zamanlama ustasıdır.

Senin benim zamanımız, küçük zamandır. Küçük heveslerin ve kaygıların, küçük zaferlerin ve yenilgilerin, küçük oyunların zamanı… Küçük zaman, kıymet bilmeyip zamanı öldürenlerin zamanıdır. Oysa zaman öldüreni, zaman çabuk öldürür ve zaman öldürmek için değil oldurmak içindir. Zaman; zamanında yaşamak ve zamanında ölmek içindir.

Seni beni, senin ve benim tüm küçüklüğümüzü aşan büyük bir zaman daha vardır ve o zamanda, hiçbir şey ne erken ne geç ne eksik ne fazla ne önce ne de sonradır.

Büyük zamanda, senin benim bir olan büyüklüğümüz, sayısız parçanın küçük hesaplarının dolmasını gözler. Büyük zaman; evvelsiz ve sonrasız, süregiden bir akıştır. Hem her şey çoktan olup bitmiş hem de hiç başlamamıştır. O yüzden büyük zamanda yaşam da ölüm de birdir. O yüzden büyük zamanda yaşayabilen; ölümsüz sayılır. Büyük zamanda yaşamak, kendi en derininde yaşamaktır. Büyük zamanda yaşamak; ‘daimî’ olanı, her şekilde, koşulda ve halde, “aşkla” görmektir. Aşk, aynı büyük anda hem öldürür hem de can verir. Nefes alıp vermek gibidir aşk… Ve insana yaşadığını hissettiren yegane şeydir.

Aşkla yanıp sönen yıldızlar gibidir hayat. Sürekli yaşamak, ancak sürekli ölebiliyor olmakla mümkündür. Ölüm, yaşamın yeniden ve yeni güzellikler var ederek ortaya çıkması, yükselmesi için bir fırsattır. Ve yaşam, ölümün ılık kucağında dinlenebilmek ve özlenmek için bir fırsattır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Bu sayfa kopyalama karşı korumalıdır !!