Bütüncül bakış

Biyolojide, minimum yasası veya sınırlayıcı etkenler ilkesi olarak geçen Liebig Kanunu’na göre; çevrede yeterli miktarda bulunmadığı zaman biyolojik gelişimi sınırlayan maddelere “sınırlayıcı etken” adı verilir. Buna göre bir bitkinin gelişmesi için gerekli kimyasal maddeler arasında hangisi bitki için gereken minimum miktara en yakın değerdeyse o maddenin büyümeyi sınırlayıcı etkisi görülecektir. Bir diğer deyişle, bir organizmanın sağlıklı yaşaması için gereken girdilerden en eksik olan, eksik olmayan diğerlerinin ne kadarlarının kullanılabileceğini belirler. Bu yasa; toplumsal hayatı da yaşayan, değişen ve gelişen bir organizma olarak değerlendiren sosyologların da ilgisini çekmiş ve toplumsal hayatla ilgili konularda da kullanılmış.

Kişisel kanaatim olarak bir ülkenin A’sı ne ise Z’si de odur, o olmak zorundadır. Trafik konularında, yolsuzluk ve rüşvetin yaygınlığı konularında, eğitim sorunları konularında, sosyal güvenlik ve sağlık sistemleri konularında, hukukun hızı ve etkinliği konularında, kaçak yapılaşma veya kaçak elektrik kullanımı konularında, medyamızı esir eden magazin ve televole kültürsüzlüğü gibi konularda dünya sıralamasında yerimiz, hepimizin bildiği ve utandığı konumdayken, örneğin afet zararlarının azaltılması ve afetlere hazırlık konularında, son 6-7 yılda yapılan bütün iyi niyetli çabalara ve muazzam kaynak aktarımlarına rağmen, Japonya veya Amerika gibi olmamızı beklemek hayalperestlikten başka bir şey olmayacaktır. Çünkü bir organizmada bütün bileşenler birbiri ile doğrudan veya dolaylı etkileşim içindedir. Sadece biri üzerinde kurgulanan, diğerlerinin çok ötesinde bir ölçekte iyileştirme veya dönüştürme çabaları, diğerleri göz ardı edildiği sürece başarılı olma şansına sahip değildir, olsa bile başarısının sürekliliğini sağlama ve sürdürülebilir kılma şansına sahip değildir.

Hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet gibi konuları veya medyadaki kontrolsüz büyüyen televole ve magazin programlarını veya eğitim ve sağlık sorunlarımızı veya tinerciler ve sokak çocuklarını veya aile içi şiddet konularını birbirinden bağımsız, birbiriyle ilgisiz konular olarak ele alıp, sadece kendi çerçevelerinde değerlendirirsek ve çözüm çalışmalarını da bu sınırlılıkla yapmaya kalkarsak büyük bir yanılgıya düşeriz. Bir sistem, belirli bir alanda yer alan ve birbiri ile doğrudan veya dolaylı ilişki içinde bulunan unsurlardan oluşur. Sistemin güvenilirliği kendisini oluşturan unsurların güvenilirliğinin bileşkesidir.

Toplumsal hayatı ve toplumsal hayatın her alanını da benzer şekilde bir sistemin parçaları olarak ele almamız ve herhangi birinde çözüm veya iyileştirme çabalarını değerlendirirken de, diğerleri ile olan ilişkilerini ve etkileşimini de göz önünde bulundurmamız gerekir. Bu anlamda bakıldığında, ülkemizin çok ciddi ve uzun süredir devam eden artık kronikleşmiş sorunları olduğunu ilk başta kabul etmemiz ve çözüm arayışlarımızda da kendimizi kandırmaktan dikkatli bir şekilde sakınmamız gerekmektedir. Bugün başbakanı, bakanları yüce divanda yargılanan ama her nedense zaman aşımı gibi garip bir gerekçeyle veya sürekli çıkartılan aflarla son anda paçayı kurtaran, silahlı kuvvetlerinin en üst düzey paşası yolsuzluk yüzünden cezaevine düşen, milli savunma bakanı hapiste olan, yolsuzluk ve rüşvette dünya sıralamasında başlarda yer alan, birçok milletvekilinin ancak dokunulmazlık zırhıyla aramızda dolaşabildiği, 24 saat magazin ve futbol bombardımanına maruz bırakılan, 16-17 yaşında beyni yıkanmış çocuklara siyasi cinayetlerin işlettirildiği bir toplumda, sorunlarımızı sadece göründüğü yerde ve göründüğü kadarmış diye algılayarak bir yere varamayacağımızı anlamamız gerekmektedir.

Hepimiz daha iyi yaşam koşulları istiyoruz, buna elbette ki hakkımız var. Bunun için çaba da gösteriyoruz, ancak sadece istemek ve sorunları tek boyutlu, sadece göründüğü yerde ele alıp çözmeye çalışmak bu isteğimize kısa dönemde ulaşmamıza ne yazık ki olanak vermeyecektir. Türkiye’nin sorunları ne yazık ki kısa dönemde çözülemeyecek kadar ciddi ve köklüdür. Asla çözümsüz değildir, sadece çözecek niyete ve iradeye ve elbette ki zamana ihtiyaç duymaktadır.

Bu nedenle de sorunlarımıza bütüncül bakış açısı ile bakmalı, sistem içerisinde, sadece o anda patlak veren yeri geçici olarak yamamaya çalışmaktan vazgeçip, sistemin bütününü ele geçirmiş olan hastalıklarla doğrudan mücadele etmemiz gerekmektedir. Aksi taktirde, depremde hasar gören bir binanın sadece sıvasının yenilenip, ana taşıyıcı yapısının aynı kırıklarla ancak bir sonraki depreme kadar dayanabileceği, son derece hassas ve kırılgan iç yapısı ile tesadüfen ayakta kalan dışarıdan sağlam görünen ama içi çürümüş bir binadan farkımız olmayacaktır.

Türkiye bundan daha iyisine layıktır. Ülkemizi çağdaş medeniyetler seviyesinin üzerine çıkarma konusunda gerçekten kararlıysak, doğanın yasalarını ciddiye alarak hareket etmemiz gerekmektedir. Öncelikle gelişmemizi, düzelmemizi sınırlayan, her türlü engelle, her birini ciddiye alarak ve sorunlarımızın köküne inerek mücadele etmeliyiz.

Binlerce yıllık Anadolu görgüsünden süzülerek gelen birlikte yaşama kültürünü, Anadolu’nun bağrından yetişmiş ermişlerin, Yunus’ların, Mevlana’ların; “yaradılanı sevdik yaradandan ötürü” öğretilerini ve ailemden getirdiğim kentli olma kültürünü, tarih boyunca fedakârlığın ve cesaretin eşsiz örneklerini vermiş asil milletimin değerleriyle birlikte akılcı ve çağdaş bir vizyonla harmanlayınca, kendi dışımdaki şeylere karşı da sorumluluk taşımam gerektiğini kavradım. Kendimden ve yakın çevremden başlayıp, bütüncül bakış açısı, sevgi, saygı ve empati ile beslenen bu sorumluluk anlayışını öncelikle ülkeme, tanıdığım-tanımadığım bütün milletime, hatta bazen başka ülkelere ve onların milletlerine kadar da yansıtabildim.

Ve bundan da hep büyük mutluluk duydum…

Varlığımız tekil olmasına rağmen sorumluluğumuzun evrensel olduğuna inanıyorum. Diğer canlılardan farklı olarak sahip olduğumuz aklımız gereği, küresel hatta evrensel bir sorumluluk taşımamız gerektiğini düşünüyorum.

Bence en doğrusu yaşama güçlü bir kişisel farkındalıkla başlamak ve kendini iyice tanıyıp, yeteneklerini, sınırlarını öğrendikten sonra, doğanın ve sistemin işleyişini kavramak ve sonra da bu sistemin içinde, kendi yerinin farkına varmak olmalı.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir