Tibet’te Din – Budizm’de Hac

Tibet’te Din

Tibet’in yazılı kaynakları 7. yüzyıla kadar gider, ancak göçebe kavimlerin İ.Ö. 2. yüzyılda bugünkü Tibet’te yaşadıkları biliniyor. Son elde edilen arkeolojik buluntulara göre ise, Tibet’in tarihi 50.000 yıl öncesi Neolitik çağa kadar iniyor. Tibet uygarlığının antik merkezi, bugünkü başkent Lhasa’nın 80 km. güney doğusundaki Yarlung vadisi olmuş.

Efsaneye göre Tibet halkı, dişi bir göksel varlıkla bir maymundan türemiş. 6. yüzyılda Yarlung’un savaşçı kralı Namri Songsten, Tibet’teki dağınık kabileleri birleştirmeye başlamış. Daha sonra oğlu Songsten Gampo’nun önderliğinde güçlü bir imparatorluk haline gelen Tibet, neredeyse tarihi boyunca kuzey komşusu Çin’le defalarca çatışmış. Yine 7. yüzyılda Tibet’in başkenti bugünkü yerine taşınmış ve sanskritçe yazı dili kabul edilerek ilk kanunlar oluşturulmuş.

770’lerde Tibet’e gelen ve Samye Manastırını ve ilk Budist üniversiteyi kuran Hintli Tantrik üstad Padmasambhava, Budizmin, Tibet’in eski ruhçu şamanist inanışı Bon dini karşısında iyice güçlenmesini sağlamış. 12. yüzyılda daha zayıf olan diğerlerinin yanısıra içinden, Nyingmapa, Sakyapa ve Kagyupa adlı 3 güçlü mezhep çıkaran Budizmden, 14. yüzyılda da Gelukpa mezhebi türemiş. Nitekim bugünkü Dalai Lama’lık mertebesi de bu mezhepten çıkmış.

Bon Dini

Tibetliler yüzyıllar boyunca, Hint budizmi ile kendi eski dinsel pratiklerinin karışımından oluşan kendilerine özgü bir dinsel yorumu uygulamışlar. Bugün bile din, Tibetlinin gündelik hayatının merkezini oluşturur. Budizmden önce Tibetin yerel dini, Tönpa Shenrab tarafından kurulan, rahiplere ve şamanlara dayalı bir tür şamanizm olan Bon diniydi. Dağ geçitlerinin, toprağın, suyun, nehirlerin ve dağların ruhunu kontrol etmek için büyü kullanılırdı. Kurban törenleri ile desteklenen doğaüstü güçlerle işbirliği büyü sayesinde yapılırdı. Bon dinine göre, dünya üç küreye ayrılır; cennet, dünya ve yer altı. Cennette “Lha” adı verilen tanrılar, dünyada “Nagalar” ve yer altında da “Tsen” adı verilen şeytanlar yer alırlar. Bu inanışa göre pek çok kutsal ruh vardır ve çoğu efsane dağ tanrılarıyla ilintilidir. Kehanetlerin oldukça önemli bir yer aldığı ve içinde Hint ve İran etkileri bulunan Bon dininin merkezi, Tibetin batısındaki Shang Shung krallığındadır.

Budizmin gelmesiyle birlikte, her iki din arasında büyük bir üstünlük mücadelesi başlar. Bunun sonucunda Bon, Budizmden pek çok öğe alır ve yavaş yavaş ona benzemeye başlar, karşılığında da Budizm, Bon’dan aldığı etkiyle gelişir. Bugün Tibet budizmi, dünyanın diğer yerlerindeki Budist uygulamalardan bir takım farklılıklar gösterir ve kendi metodolojisi izlenir. Aynı kültürde yetişmiş iki dinin birbirlerine etkisi gerçekten de güçlüdür, hatta bugünün bir Bon manastırını bir Budist manastırdan ayırmak ilk anda zor bile olabilir. En gözle görülebilir farklılıkları, izleyicileri tarafından tapınağın çevresinde yapılan dönüşlerin, Budizmin aksine saatin ters istikametinde yapılması ve ters Swastika.

1997 yılında, Asya’da yaptığım motosiklet yolculuğu sırasında Sıkkım’da, burasının tek Bon manastırı olan, “ShurishingYudrung Kudragling” adlı manastırı gezme fırsatım olmuştu. Budist manastırların aksine, manastırın çevresinde yapılan turlar saat yönünde değil de tam ters istikamette yapılıyordu ve duvarlarda ters Swastika figürleri bulunuyordu.

Budzim’de Hac

Budist hacılar, Lhasa şehrindeki Potala sarayının, kutsal dağ Kailas’ın veya diğer kutsal mekanların etrafında saat yönünde yapacakları “Korlam” adı verilen kutsal yürüyüş için, çoğu zaman uzun yolculuklar yaparlar. Din ve gündelik hayatın içiçe olduğu Tibetlinin yaşamında son derece önemli bir yeri olan bu hac yolculukları bazen son derece zor olabilir. Bazı hacı adayları, korlam’larını “kjangchag” ile yada daha açık olarak, tüm vücutlarıyla yere uzanıp tekrar ayağa kalkarak ve tekrar uzanarak ve sonra yine aynısını tekrarlayarak yapar. Özellikle, Buddha’nın doğduğu, Tibet takviminin 4. ayında (Mayıs) çok popüler olan korlam’ı uygulayan hacıların kutsal mekanların çevresinde dönmeleri, gezegenlerin güneşin etrafında döndüğü gibi, insanın da Buddha’nın etrafında dönmesini sembolize eder.

Tanrılara hediyeler verme geleneğinden gelişen “khata” yada beyaz örtüler, manastır ve türbe ziyaretlerinde, evlilik yada cenaze seremonilerinde kullanılır.

Elle, rüzgar, su veya sıcak hava gücüyle çevrilen, “manichorkor” yada dua tekerlekleri, Tibet Budizmine özgü bir uygulamadır. Elde taşınanından tutun da, Darjeeling’de gördüğüm 2.5 metre boyundaki gibi dev boyutlara kadar değişik ebatlarda olabilen dua tekerleklerinin üzerinde yazılı olan veya içinde saklanan elyazması kutsal mantraların her dönüşte evrene yayıldığına inanılır.

Çeşitli maddelerden yapılan 108 taşlı tesbihleri ellerinde hac yolculuklarını yapan hacılar, Buddha’nın adını söylemek için kutsal kabul edilen sayı olan 100 kez bunu yaparlar. Fazla 8 taş ise, saymada bir hata olursa unutulan yada kaybolan taşlar için kullanılır.

Köprülerde, çadırlarda, çatılarda veya yüksek dağ geçitlerinde hemen göze çarpan rengarenk dua bayrakları, etkileyici güzellikleriyle bambaşka bir lezzet katar bulunduğu yere. Dualar renkli kumaşlara yazılır ve rüzgarla birlikte evrene dağılır. 6 renkten oluşan dua bayraklarında kullanılan renkler de astrolojik olarak özellikle seçilmiştir ve kırmızı bayrağın ateşi, sarı bayrağın toprağı sembolize etmesi gibi her biri değişik bir element için kullanılır.

Himalayalar’da katıldığım 4 sekizbinlik dağ tırmanışı ekspedisyonunda tırmanış öncesinde, Budist Şerpalar tarafından gerçekleştirilen “Puja” törenlerinde, tanrılara yapılan sunumların arkasından kampın ortasına kurduğumuz direklere, tırmanışın kazasız – belasız geçmesi dileğiyle dua bayrakları asardık. Çoğu zaman dileklerimiz yerine gelirdi de…

Demir kuş uçtuğunda ve tekerlekli atlar geldiğinde, Tibet halkı karıncalar gibi bütün dünyaya yayılacak ve “Dharma”, Kırmızı Adam’ın dünyasına gelecek.

Padmasambhava 8. yy.

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.