Üç küçük domuz

Üç küçük domuz masalını bilir misiniz? Hemen hatırlayalım. Üç kardeş domuzlar evden ayrılma çağına gelmişlerdir, anneleri “ne yaparsanız elinizden gelenin en iyisini yapın” diye nasihatte bulunur. Birinci domuz evini samandan, ikincisi ağaçtan, üçüncü domuz ise betondan yapar. Sonra kötü adamımız kurt musallat olur başlarına. İlk önce samandan evde yaşayan domuzu taciz eder ve sonrasında yıkar evini başına. Bu domuzcuk zor bela kendini kardeşinin evine atar. Kötü adamımız kurt durur mu, yine bir taciz sonrasında bu ağaçtan evi de yıkmayı başarır. İkisi beraber canlarını kurtarıp diğer kardeşinin yanına sığınırlar. Bu betondan ev öyle özenli yapılmıştır ki, kurt ne kadar taciz ederse etsin bu evi yıkmayı başaramaz ve üç küçük domuz kardeş böylelikle kötülüklerden korunmuş olur.

Bu meselden çıkaracağımız sonuçlaran biri “yaptığımız işi özenle yapmaktır.” Bir diğer sonuç ise “birlikten kuvvet doğar” olabilir belki. Ben masalın devamını merak ediyorum daha çok. Sonra ne olmuştur üç kardeş betondan evde birlikte mi yaşamışlardır? Birbirlerine yardım edip üç beton evden oluşan bir site mi kurmuşlardır? Evden ayrılmışlardır ancak yine beraber kurtulmuşlardır öyleyse evden neden ayrılmışlardır. Konu sadece aileden kopmak mıdır? Yani anneden uzaklaşmak için mi evden ayrılmışlardır? Aile evinden uzaklaşıp onları kendi evlerini imar etmeye iten motivasyon nedir? Aile evini betondan hatta gümüşten yapmalarına mani olan nedir?

Bir ev yapmak için ihtiyacımız olan şey her şeyden önce boş bir alandır öyle değil mi? Bir kaya, ağaç, düz zemin, gölet, nehir her ne olursa olsun yerçekimine karşı sabitlenebileceğimiz boş bir alan. Sonra seçtiğimiz malzemeye göre saman, ağaç, beton olabilir, bir duvar öreriz. Bu duvar bizi dışarıdan ayıran sınır çizgilerimizdir. Dilersek bu sınırları çitlerle, hatta yere çizeceğiniz düz bir çizgiyle dahi belirleyebiliriz. Artık biz içeride kendi alanımızda güvendeyizdir ta ki sınırı ihlal edecek bir kurt, canavar, düşman, kötü adam gelinceye dek. Bu güvenli alana girip çıkmak için kapılar yaparız. Hatta evin içini de bölümlere ayırıp buralara da açılır kapanır malzemeler ekleriz. Bu kapılar sayesinde uyurken, çalışırken, duş alırken ‘içeride’ bizimle alanı paylaşan kişiler, bizi rahatsız edemez. Dış kapı ise dışarıdaki dostlarımız içindir. Çalsınlar kapımızı, açalım buyur edelim. Sonra tekrar açalım uğurlayalım onları. Zira düşman kapı kullanmaz, kapıyı kırar, duvarı yıkar.

Kendi alanlarımız, odalarımız ve kapılarımız hatta yataklarımız sayesinde güvenli alanlarımızı korumaya çalışırız. Bu bir tür ana rahminde hissettiğimiz güvenli alanı aramak gibidir. Zira ana rahminden dışarıya ilk çıktığımızda yine karşılaştığımız tablo benzer bir güvenli alan hissiyatıdır. Bir aile yapısı bizi kollar, gözetir ve canavarlara karşı korur. Bir beşikte başlayan yeni yerçekimli deneyimimiz, günden güne uzayan yataklarla bizi kucaklar. Ta ki evden ayrılma yaşımız gelip çatıncaya dek. Yani kendi güvenli alanımızı yaratabileceğimize kani olununcaya dek.

üç küçük domuz

Evin duvarları, kapıları, çitleri dedik ama çatısı çok mühimdir. Çatı, dam olmazsa yeterince güvende olamayız. Doğa koşulları, uçabilen yaratıklar ve fazlası bize rahat vermez. Bir çatı altında toplanmak zorundayız. Peki çatı nedir, anne, baba tarafından temsil edilen ortak kabul görmüş kurallar. Bu kurallara uymak güvenli alanı korumanın gereğidir çünkü. Yoksa canavarlar bizi yer. Toplumsal yaşamın çekirdek birimi olan aile genişledikçe aşiret, millet gibi daha geniş çatılar icat eder ve onların sınır çizgilerini daha geniş çizmeye çalışırız. Bir kabile reisi baba rolüne soyunur. Canavarlar şimdi korksunlar çünkü biz üç değil çok sayıda küçük domuz olduk. Bir de bakmışız ki bu sınırlar birbirine değmeye başlar, Türkler, İranlılar, Ruslar gibi değişik isim ve sosyo kültürel paydalarla bağlanmış aileler birbirlerini kötü adamımız kurt gibi görmeye başlar. Artık insan postu giymiş olan kurtlara karşıdır mücadelemiz. Ortak kurallar ve değerler çekirdek ailemizden başlayarak, halka halka diğer ailelerimiz yani toplum tarafından bize benimsetilir. Böylelikle üç küçük domuzun kurta karşı birlik olması gibi biz de dış mihraklara karşı birlik olabiliriz.

Buraya kadar masalımız bu şekilde geldi. Peki soyut düşmanlarımıza ne demeli? Enflasyon canavarı kaç samandan evi yerle bir etmiştir, kaç ağaçtan evi yıkıp geçmiştir? Her ne kadar aileden ayrılıp kendi evimizi kurma yaşımıza gelsek de, ejderha misali bu canavara karşı direnmek hayli zor. Diyelim ki kardeşimizin betondan bir evi var, sizce birlikten kuvvet doğurabilecek güce sahip miyiz? Annemizin huzurlu rahmini ararken yaşadığımız tüm bu serüven, bizi yani bu dünya masalının insan kahramanlarını hangi güvenli mekanlara sürüklemektedir?

Ateş’in kontrolünü ele almak insanoğlunun en değerli dönüm noktalarından biri olsa gerek. Bir ateşin etrafında toplanabiliyor olmak. Isınmak, ocağı tüttürmek, karanlıkta aydınlığı izleyebilmek. Her odada bir ateş yanıyor artık, bir ısınma sistemi, her eve bir çamaşır makinesi, televizyon, ve kişisel bilgisayarlarımız. Hepimizin kendimize göre kuduğu dünya. Bebekken bir oyuncak, okul çağında ders programı ya da poster, sonra sonra kendine ait bir çamaşır makinesi ve hatta kendine ait ısınma sistemi ve de ocak. Kendi ocağımızı tüttürmenin değerinden bahsediyorum. Ailemize ait değil, bana ait bir ocaktan bahsediyorum. Bana ait bir küçük dünya samandan, ağaçtan ya da betondan.

Son günlerde yoksulluk çeken dostlarla sohbet ediyoruz. Daha kaç tane bulaşık ya da çamaşır makinesi almamız gerekecek? Kapılarımız kapalı, canavarlar dışarıda kol geziyor. Şimdi bir reklam…

Sahip olduğumuz nedir? Sahip olmaya çalıştığımız nedir? Güzel mekanımız, ‘ütopia’mız nerede? Fiziksel ve siyasi haritaların neresinde? Zihnimiz duvarlar örüp, sınırlar çekip, kapılar açıp, çatılar kurup bizi yerçekimiyle nasıl buluşturuyor? Kaçımız evimiz yıkıldığında diğer domuz kardeşinin yanına sığınabiliyor? Sosyal mühendisler, psikanalistler tarafından geliştirilen tüm bu tüketime dayalı imgeler bizim beynimizin hangi küçük lobcuklarını kaşıyor? Aynı anda kaç insanla bir çatı altında soluyabiliriz?

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir