Var olmak ve özgürlük

Bu dünyaya geldiğimiz günden beri  kim olduğumuz, nereden geldiğimiz ve neden burada  olduğumuzla ilgili sorguladığımız bir “Var olmak“ meselesi var. Bununla ilgili psikolojiler, oluşturulmuş çeşitli felsefi görüşler var. Platon der ki Ruh, hayata yaklaşırken Lethe’nin sularından içer. Biz unutmak için doğarız. Unutkanlıktan uyandığımız vakit kim olduğumuz, nereden geldiğimiz ve burada olduğumuzla ilgili yeniden biliş biçimi kazanırız.

Çağlar boyunca varoluşu sorgulayıp, anlam aramak adına felsefeler ortaya konmuş, bunun yanı sıra varoluş dinle temellendirilmeye çalışılarak Kutsallık ve dinlerle ilgili ibadet biçimleri varoluş meselesinde en temel amaç olarak görülmüştür.

Rus Filozof Nikolay Loski der ki; “Bir kişilik, benlikten daha yüksek değerlere yönelmemişse kaçınılmaz olarak yozlaşma ve çürüme baş gösterir.” Onun bu görüşünden  yola çıkarak varoluşu aşkın bir değere ve bunun uğruna adanmış yaşam yolculuğunu değerli kıldığını söyleyebiliriz.

Bu anlamda bir bakış açısıyla her türlü başarı öyküsü, bu uğurda harcanan çabalar, duygu ve düşünceler, şan, şöhret, maddiyat insan olmanın aşkın değerlerini bize ulaştıramıyorsa bir anlam ifade etmiyor, hatta insanoğlunu varoluşunun temel değerlerinden uzaklaştırıp kendine yabancılaştırmaktadır.

var-olmak-ve-ozgurluk

Sürekli bir etiket kaygısı içinde olan bireylerden oluşan toplumda Beni ortaya çıkarma çabasının maddesel, rekabetçi temellere dayandırılması insanı adeta söylenen yozlaşmanın kucağına atıyor. Şöyle bir günümüz toplumlarına baktığımız zaman gerçekten yozlaşma, çürüme bunun sonucunda insan hayatına önem verilmemesi her türlü savaşın bile olağan sayılmaya başlandığı ve hatta  çürümüş yaşam şekillerine alıştırılmış olarak Varoluş yolculuğuna her birimiz kendi çapımızda devam etmeye çalışmaktayız.

Günümüz Kapitalist sistemi bu çürümeyi her anlamda hızlandırmak için biçilmiş kaftan olarak yerini almıştır. Mevcut  toplumsal sistemler insanın Varoluşun bütün derinliği aşkınlığıyla keşfetmesini teşvik etmek bir yana bunu metalaştırmak, insanı bu sorgulamalardan uzaklaştırıp sadece etiketlerle var olmayı bir amaç edinmiş ve bu düşünceyi dayatmış gibi duruyor.

Ve gelinen noktada madde yarışı içinde olan insanlık gittikçe tatminsiz, doyumsuz, duyarsız hale gelmiştir. Her türlü maddi kazanım İnsan olma değerinin üzerine çıkmış adeta yaşamlar hiçe sayılarak güçlü olanın ve parası olanın yaşamaya hakkı vardır gibi Günümüz Popülist, pragmatist yaşam  tablosu ortaya çıkmıştır.

İnsanın hayatıyla ve Varoluşuyla ilgili anlamlı bir gayeye ihtiyacı vardır. Bu gaye de, “Olmak” adına gerçekleştirdiğimiz, özgürce kendimizi ifade ettiğimiz, kimseyle yarışmak, kıyaslanmak, etiketlenmek zorunda olmayıp İnsan olmanın Onurunu yaşadığımız ve yaşattığımız Hoşgörü ortamında gerçekleşecektir. Bu anlamda Var olmak demek; sahip olmak, ele geçirmek değil, bunları reddettiğimiz  kendimizi varlığımızın daha yüksek amaçlarını bulmaya adadığımız bir Özgürlük yolculuğudur.

Varoluş, İnsan Olmak adına daha aşkın, derin anlamlara yönelmişse bir manevi doyum ve tamamlanma vardır. Bu da, insanın başta  kendine, sonra dış dünyaya  Özgürce yönelerek,  Özgün düşünüp, sorgulayarak  Varlığının derinlerindeki yaratıcılığını Ortaya çıkarıp elde edeceği bir yaşam şeklidir.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir