Geleni karşıla

Seneler önce bir dostumdan öğrendiğim bir motto var: Geleni karşıla (İngilizcesi: Meet The Half Way). Hayatımızda kimi zaman olumsuz olarak addettiğimiz olaylar silsilesi karşısında umutsuzluğa kapıldığımız pek çok anıya sahibizdir. Bunların hepsi anı olsa da, şimdiki zamanımıza etkileri azımsanmayacak ölçüde fazla. Elimizi sobaya dokundurduğumuzda yanmamız gibi, sütten ağızımız yandığında yoğurdu üfleyerek yememiz gibi. Geleceğe doğru akmaya çalışan zihnimiz geçmişin bu olumsuz deneyimlerinden çıkarımsadığı temkinli adımlarla ilerler.

geleni karşıla

Klasik tiyatro dramaturjisinde durumlar vardır ve de düğümler. Bir durumdan -adı üstünde durağan bir görüntü- bir başka duruma geçebilmek için düğüm dediğimiz ilerletici etkilere ihtiyacımız vardır. Dostum geleni karşılayın demeden önce “Sorun yok, durumlar var ve durumlar geçicidir,” derdi. Biz bir durumu sorun olarak nitelediğimizde zihnimiz refleks olarak geçmişimizde yatan sorunlardan beslenip, temkinli davranmaya yöneliyor. Buna geçmişinden ders almak da diyebiliriz, fakat diğer yandan içinde bulunduğumuz durumun daha çok açmaz taraflarına bakmamıza neden olan düşünce kalıpları ürettiği de söylenebilir. Oysaki başımıza her ne gelmişse bu bir düğümdür ve bizi başka bir duruma seyahat ettirmektedir. Bu seyahat halindeyken umutsuzluğa kapılıp hayatı kontrol etme, en azından kendimizi kurtarabilecek kadar zırhlanabilme endişesi, yeni gelecek durum hakkında olumsuz bir beklentiye bizi sürüklüyor.

Genellikle de, korktuğumuz başımıza geliyor. İnsanın sezgisel bir varlık olduğunu altıncı hissi bulunduğunu bugün neredeyse bilimsel olarak kabul ediyoruz, dolayısıyla sezmiş olabiliriz ancak insanın yedinci duyusu olan “hayal gücü” sezdiğimiz gerçekliğin bir veçhesinin tarafımızdan yaratılmasına da engel değildir. Yani yarın hava güzel olacak diye bir sezgiye sahibim ama güzel çok geniş bir tanım, yağmurlu, sıcak, esintili hatta fırtınalı bir hava da güzel olabilir. Burada güzelin içini dolduran hayal gücümüz mü haklı yoksa güzel olacağını sezen altıncı duyumuz mu? Ya da hava kötü olacak dediğimizde zaten kötü bir hava için kötünün tohumlarını ve çağrışım alanlarını bünyemize, dolayısıyla günümüze davet etmiş olmuyor muyuz?

“Abi benim kolum koptu, canım yandı, ruhum ezildi sen hala bana felsefe yapıyorsun,” diyebilirsiniz. Ben de bazen “Allah’ım beni biran önce erdir, aydınlat,” diyorum sonra birden düşünüyorum “Bir an önce” aydınlanmanın yolu kolumun, bacağımın kopup da, bir köşede tüm gün oturmamdan geçiyorsa tövbe ediyorum.

Belki anne karnındaki stabil ve güvenli varoluşu özlüyoruz. Gerçi filmin sonunda ölüm hali ve yine stabil bir durum var ancak yaşama sürecinde nereye gittiğini bilmediğimiz bir tren yolculuğu söz konusu. Her istasyon iyi ya da kötü sözcükleriyle içini doldurabileceğimiz şaşırtmacalardan oluşuyor. Üstelik tam adapte olduğumuzda tren yine harekete geçiyor. Bu sancılı, korkulu, kaygılı bekleyiş sanırım ruhumuzun önceki istasyonlarda takılıp kalmasıyla ilgili. Önceki istasyonda başıma gelen kötü şeyler o istasyonda kalmış olabilir mi? Yok bu istasyona kadar hep kötü şeyler de oldu artık kötü bir şey olmasın. Makinist durdur treni ben inmek istiyorum. Hatta gidip kendimi atsam mı şu trenden. Artık üzüntü, acı, korku istemiyorum derken pencereden flu halde fotoğraf kareleri doluyor gözümüze. Ta ki tren hızlı bir frenle durup yine koltuğumuzdan bizi karşıki duvara yapıştırıncaya dek. Başımızı ve ağrıyan yerlerimizi kontrol edip, sağ olduğumuzdan emin olduktan sonra fotoğrafın artık flu olmadığını yeni bir durumun içinde gittikçe netleşen görüntüleri farkedebiliriz. Bu görüntülerin içinde bir görüntü olabiliriz.

Sorun yok, durum var ve durumlar geçicidir. Geleni karşılayın. Ruhumuzu trenin önüne katıp başımızı yolculuğun tadına bırakırsak yani geçmiş istasyondaki ruhumuzu da yanımızda götürürsek şimdinin zenginliğini yaşayabiliriz. O zaman her bir düğümün de kendi içinde durum olduğunu, trenin aslında gitmediğini bile farkedebiliriz. O zaman geçmişin yaralı izlerine bay bay geleceğin bilinmez şaşırtmacalarına da hay hay diyebiliriz. Ne derler: “Yaşam bir gündür o da bugün”. Dün sadece bir anıdır, yarını ne kadar bilmek istesek de bilemiyoruz. Bugün ise hep bugün. Günü yarı yolda karşılayalım. Merhaba Azrail ben de seni bekliyordum o bahsedilen ışıklı yol ne tarafta yardımcı olur musun? Hay hay… Ben seni çok severim, gelip ta buralardan toprağımızı götürmüşsün yaradana bizi yapsın diye. Şimdi de zahmet edip, yine rehberliğimizi yapıyorsun. Teşekkür ederim. Game Over. The End.

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir