22 Ağustos, 2018

Önce Kendin Ol Sonra Yok Ol

Çok komiğiz aslında. Hani dizileri izlerken söylenen anneannelerimiz, babaannelerimiz vardır. “Bak görüyor musun? Yine kötülük yapıyor kıza, Allah seni kahretsin!” gibi. Biz de onların diziye kendilerini bu kadar kaptırmış olmalarına çok güleriz. İzlerken dizinin içine girer, olayla ve kişilerle bütünleşir, sanki sahneler gerçekmiş gibi duygulara kaptırırlar kendilerini. İşte biz de aynen onlar gibiyiz.

ÖNCE KENDİN OL SONRA YOK OL

Bir illüzyonun içinde sıkışmış, bu illüzyonun gerçekliğine kendimizi inandırmış, olan biten şeylere kızıyor, üzülüyor, kaptırmış gidiyoruz.

Aslında illüzyondan çıkan çok insan var ve onlar her köşeden sesleniyorlar; “Kendinizi kaptırmayın, bu gerçek değil!” diyerek bizi uyandırmaya çalışıyorlar. Biz onları görüyoruz, duyuyoruz, okuyoruz ama bir türlü ne dediklerini anlamıyoruz. Sonra yine illüzyonda dikkatimizi çeken bir olay oluyor yine duyguların içine düşüveriyoruz.

Yaşadığımız her deneyim yüzümüzü gerçeğe dönmemiz ve oraya doğru yola çıkmamız için yaşanır. Özellikle bizim ‘kötü’ diye adlandırdığımız deneyimler çünkü ancak kötü deneyimlerin, olumsuz duyguları bizi esir aldığında bir çıkış aramaya başlarız.

Bize ‘kötü’ diye adlandırdığımız yaşam deneyimlerini yaşatan yakınlarımız, anne, baba, akraba, arkadaş, sevgili ya da eşlerimiz aslında rol arkadaşlarımızdır. Onlar bize kendimiz olma yolunda fırsatlar yaratmakta, bir şey öğretmeye çalışmaktalar ama biz onları suçlayıp durmaktan, neyi öğrenmemiz gerektiğini bir türlü göremeyiz. “Bana bağırdı, baskı yaptı, beni aldattı, bana onu yaptı, bunu yaptı.” Bize göre hep karşı taraf suçludur ama aslında her durumda kendi kararımızı alıp, yaşamakta olduğumuz şeye katlanmaktan vazgeçme ve kendimiz olma şansımız vardır.

Bunu fark ettiğimiz zaman, bu adımı atma cesaretini göstermek yerine kendimize kızmaya başlarız. “Neden yapamıyorum, çekip gidemiyorum, beceriksizim, hayır diyemiyorum, sınır koyamıyorum, baskıya boyun eğiyorum.” gibi.

Bütün katlandığımız şeylerin altında aslında korkularımız vardır.

Tüm bu suçlamaları ve duyguları bırakıp korkularımızı aşıp adım attığımızda ise önümüzde bambaşka bir dünya olduğunu görürüz. Bizim kararlarımızla şekillenen ve sonuçlarını da kendimizin yaşadığı. İşte o zaman, maskemizi çıkarıp, kendimiz olma cesaretini göstermiş ve nihayet yola çıkmış oluruz.

Yolun daha ilerisinde ise benliğimizi bırakmak var.

Aynada, gözlerimizin içine baktığımızda, orada ebedi olanın, tek var olanın o olduğunu ve bizim bu yaşadığımız deneyimin öznesinin gerçekte var olmadığını anladığımız anda, özne ölür acı biter, yalnızca varoluşun neşesi kalır geriye. Hayata gelme amacımız da budur. Kendimizi bir benlik zannetmekten vazgeçip, sonsuz olanla bütünleşmek ve hayatın neşesine katılmak.

Önce kendin ol, sonra yok ol.

Herkesin kısa sürede ilerlemesi dileğiyle…

Bu yazıyı paylaşmak ister misiniz?

Benzer yazılar

1 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir