Astroloji’de Güneş

Astroloji genel olarak Dünya’dan bakışla gözlemlediğimiz gökyüzü konumlarını dikkate alarak, birtakım yorumlar yapar, yani Dünya’yı merkeze koyar. “Çünkü” der; “Biz Dünya üzerinde yaşıyoruz ve astroloji dünyevi yaşamımızla ilgili bilgiler verir bize ve burada gözlemcinin rolünün de büyük etkisi vardır.” Güneş’in, tüm gezegen ve yıldızların kendi etrafında dönüyor olması insanın pek de gururunu okşar. Dünya gözüyle bakmak, zihnin sınırlarını devreye sokmaktır oysa. Zihnin alışık olduğu ve kabul edebildiği kurallar koymaktır sisteme.

Oysa astroloji bir de şunu der: “Amaç, Güneş’e ulaşmak yani doğum haritanızda Güneş’in bulunduğu burcun ve konumun vaadlerini gerçekleştirmektir.” O halde bunu Dünya’dan bakarak değil, bizzat Güneş olarak yapmak gerekir; bedenin değil, gönlün gözüyle görmek gerekir sistemi.

Semboller dili olan astrolojideki glifler üstü kapalı da olsa pek güzel açıklar sistemi. Ulaşmamız istenen Güneş, bir nokta ve onu çevreleyen bir daire ile gösterilir. Bu sembol Mu medeniyetinde de “Tek Tanrı”yı ifade eder. Her can Tanrı’dan gelmiştir ve yine ona dönecektir; bunun için de ruhun 12 ihtirastan kaçınarak, 12 erdeme sarılması gerekir. Bu 12 ihtiras ile 12 erdemin astrolojideki karşılığı ise gölgeleriyle birlikte 12 burcun bilincimize sunduklarıdır. Birçok öğretide de, 12 sembolizmi karşımıza çıkar nitekim; bu erdemler 12 havari, 12 imam, 12 burç, DNA’nın 12 sarmalı, yılın 12 ayı, günün ve gecenin 12 saati, Olimpos’un 12 tanrısı, Musa taşa vurduğunda fışkıran 12 pınar olup, bizi BİR olana eriştirmek ister.

Semboldeki nokta, daireyi meydana getiren ilk nedendir; dairenin çekirdeği, tohumu, potansiyelidir. Dairenin ortasındaki merkez, tasavvufta da mutlak olan Allah’ın tekliğini, herhangi bir sembolün ifade etmekte aciz kaldığı Allah’ın “Ol” kelamını veya İlahi Nur’un yansımasını sembolize eder. Daire o İlahi Nur’un yansımasıyla birçok noktadan bir araya gelmiştir ve daireyi oluşturan her bir nokta merkezdeki nokta ile aşk içindedir. Hayyam’ın dediği gibi er veya geç bir araya gelir bu iki sevgili.

Tasavvuftaki bu Merkez, ulaşılması hedeflenen mükemmel insanı, İnsan-ı Kamil’i de simgeler. Dairenin çevresi sayısız noktadan meydana gelmiştir. Bu sayısız noktadan dairenin merkezine yarıçaplar çizilebilir ve bu yarıçapların her biri çember üzerindeki noktaları merkeze bağlar. Dairenin çevresi “şeriat” mertebesine işaret eder. Çevrenin farklı noktalarında yer alan ruhların farklı yollardan çizdikleri yarıçaplar ise “tarikat” mertebesidir. Yollar farklı olsa da hepsinin hedefi merkezdir ve güzel bir ifadeyle “Bu dünyadaki ruhlar adedince Tanrı’ya ulaşan yol vardır”. Merkez ise “hakikat” mertebesini temsil eder. Tek gerçek dairenin merkezidir; daire bu merkez sayesinde var olur. “Marifet” mertebesi ise dairenin çemberinin merkezin bir yansımasından ibaret olduğunu; her şeyin aslında TEK ve BÜTÜN olduğunu bilmektir.

Yanmakta olan bir el fenerini karanlıkta daireler çizecek şekilde döndürdüğünüzü düşünün; ışıktan daire görürsünüz, feneri değil. Aslında ortada tek bir ışık kaynağı ve onu döndüren bir kuvvet vardır; ancak bu dönüşle birlikte ışık sanki çoğalır ve süreklilik kazanır gibi görünmektedir. Bu ışığa baktığınızda başlangıcının ve sonunun ne olduğunu bilemezsiniz. Hatta onun aslında dönmekte yani dinamik olan tek bir nurun yansıması olduğunu anlayamazsınız. Hareketin olduğu yerde yaşam kendini gösterirken, statik ortamda tek bir nur vardır.

Güneş bizim saf özümüz, yaşam gücümüz ve en önemlisi Tanrısal yanımızdır. Dünya üzerinde durup Güneş’e bakmak yücelerde yaşayan ulu bir güce bakmak gibidir. Oysa Güneş’ten bakmak gerekir yaşama; orası vahdet mekanıdır; BİR ve BÜTÜN olduğumuzu idrak ettiğimiz yerdir; yuvamızdır, kalbimizdir. Şems’tir, Mevlana’ya ilham olan.

Güneş olduğumuzda astrolojideki Güneş sembolünde de olduğu gibi merkezimizdeki potansiyel harekete geçer, bu hareket dışımızda bir yaşam çemberi oluşturur ve hareket olan yerde bereket açığa çıkar, potansiyelimiz yaşam bulur.

Güneş’ten baktığımızda artık bize gündüz ve gece yoktur; daima ışık vardır. Güneş’ten baktığımızda doğu ve batı yoktur; mekansızlık vardır. Güneş’ten baktığımızda artık bize zaman yoktur; sonsuzluk vardır. Güneş’ten baktığımızda bedenimiz ve duygularımız bir aradadır; Dünya ve Ay dans ederek dönmektedir Güneş’in yani ruhun etrafında… Güneş’ten baktığımızda beden-zihin-ruh birliği mümkündür; Dünya’dan bakan bedende ve zihindedir oysa.

Astroloji çevrelerinde hep söylenen “Güneş’ini gerçekleştirmek” sözünün de anlatmak istediği budur esasında da, nedense insanoğlu kendini yerden koparamadığı için hep yere dair sorular içindedir. “Sevgilimle evlenecek miyim?”, “Ayrılayım mı?”, “Yeni bir işe girebilecek miyim?” soruları yere ait sorulardır ve astrolojinin o çok da ilgi gören magazinel yanıdır. Esasen astrolojinin görevi yuvaya giden ilahi yolculukta insanlara rehberlik yapmaktır. Astroloji, Tanrı’ya giden sayısız yoldan biridir yolda olanlar için…

Kaynaklar:
Sema Ayini- Semboller ve Anlamlar, Melih Ümit Menteş
Mapping the Psyche, Clare Martin
Planets and Possibilities, Susan Miller

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir