Derin yapı

Farkındalığımızı arttırıp an’larda hissettiğimiz duyguları anlamaya başladığımız zaman, olumsuz duyguların altında yatan anıları ve bu anılar ile ilişkili düşünceleri fark edebiliriz. Farklı duygular barındıran bir çok anı bir araya gelerek sizi güçlendiren veya sınırlayan bir inanç oluşturur. O nedenle karşılaştığınız bir duruma sahip olduğunuz inanca göre otomatik tepki verirsiniz.

Karşılaştığınız yeni bir insanı anında değerlendiren ve neticesinde hoşlandığınıza veya hoşlanmadığınıza karar veren bu sistemdir. Bu kararın altında yatan düşünce kendinizi değerli, yeterli hissetmek veya hissedememek olabilir. Her insanın kendisini değerli veya değersiz hissetmesine sebebiyet veren birbirinden farklı o kadar çok anı ve bunlarla ilişkili kelimelerle ifade edilemeyecek duygu vardır ki herkes değerlilik duygusunu farklı bir şekilde yaşar. Aslında duyguların sınırsızlığı ve kelimelerin yetersizliği nedeniyle isimlendirdiğimiz duygular her birimiz için ayrı şeyler ifade eder. Bizim için önemli olan o an hissettiğimiz duyguyu tam olarak ve her nasılsa o şekilde hissetmeye izin vermektir. Böylece duygunun bağlantılı olduğu anıları hatırlama ve altında yatan düşünceleri belirleme ve değiştirme şansımız olur.

Zihnimizin çalışma mekanizmasını öğrendikten sonra farkındalığımızı arttırır gerekli çalışmaları yaparsak geçmişte yaşadığımız olumsuz duygu yüklü anıların, an’da alacağımız kararları etkilemesini dolayısıyla bugünümüzü ve geleceğimizi sınırlandırmasını engelleyebiliriz. Geçmişimizden özgürleşir, benzer hataları, yaşam örüntülerini tekrarlamayı sonlandırabiliriz. Gerçek, şimdidedir. Bu, geçmişte yaşanmış olayların olumsuz duygularından arınmış olmak; o duyguların etkisinde hareket etmek zorunda kalmamak demektir.

Kendini aşırı sorumluluk sahibi hissettiği için çevresindeki bir çok işi üstlenen birini düşünün. Zaman içinde, işleri yetiştirememeye, sürekli yorgun hissetmeye ve muhtemelen öfke patlamaları yaşamaya başlayacaktır. Genelde bu tuzağa düşen danışanlar, hayattan zevk alamadıklarını, başarılı olsalar da mutlu olamadıklarını, takdir görmediklerini, yaşamın kendilerine herhangi bir anlam ifade etmediği şikayetinde bulunurlar. Bu kişinin öfkelenmesi son derece doğaldır çünkü artık kendi hedefleri ve değerleri doğrultusunda yaşamamaktadır. Çevresini suçlamakta, kendisine kızmakta ve ilk fırsatta öfke patlaması yaşamaktadır. Pekiyi, bu kişi niçin çevresindekilerin yüklenmesi gereken işlerin sorumluluğunu kendi üstüne alarak, kendisi olmaktan vazgeçmektedir? Bunu kendisine itiraf etmek çok zor olsa da gerçek, bu yükü üstlenerek elde edeceğini düşündüğü takdire, çevresini kontrol etme arzusuna, ebeveynlerine kendisini ispat etme çabasına derin bir ihtiyaç duyması olabilir. Çocukluktan itibaren kendi isteğiymiş gibi bu sorumluluğu üstlenen kişi bir gün gelir durumundan, hissettiği duygulardan şikayet etmeye başlar. Bu durumdan kurtulmak, sorunu çözmek yine kişinin elindedir. Hiç kimse bu sorunu onun için çözemez, ancak sorunu fark ettirebilir. Bu vakıadaki ve bir çok benzer durumdaki çelişkili durum şudur ki; kişi aşırı sorumluluk alma ihtiyacına dayalı zihinsel stratejisini fark etmediği sürece bu tutumundan vazgeçemez. Yani sorunun çözümünü kendi zihinsel dünyasında aramayıp, çevresindekilerin daha fazla sorumluluk alarak kendisine yardım etmesini istese de bir süre sonra yapısı gereği tekrar aşırı sorumluluk yüklenerek eski haline gelecektir.

Çözüm, yaşadığı olumsuz duyguların sorumluluğunu üslenmekle başlar. Başkalarını suçlamazsa sorunu ile yüzleşebilir. Sorunu tespit ettikten sonra altta yatan zihinsel stratejiyi ve yapısını anlamak olanaklı hale gelir.

Yaşadığımız olumsuz duygular, bizi sınırlandıran stratejileri fark etmek için birer anahtardır. O zaman olumsuz duyguları fark etmek ve onlar ile ilgili çalışma yapmak bizi özgürleştirecek harika bir yoldur. O zaman neden yapmıyoruz yada yapamıyoruz? Egomuzun da bir amacı var o da hayatta kalmamızı sağlamak. Bir çok savunma mekanizması kullanarak var olan gerçek sorun ve altındaki duyguyu bize hissettirmemek için çalışıyor. Acı duymamız için, kendince bir çok oyun oynuyor. Belki karşılaştığınız  durumda hissedeceğiniz acıyı savuşturuyor ama sorun olduğu gibi yerinde durduğu için hayatınız boyunca sizi sınırlandırmaya devam ediyor.

Meditasyon ve trans çalışmaları, bir süreliğine  egoyu asgari seviyeye indirdiğinden savunma mekanizmalarının da etkisi azalır, böylece bir çok olay ve kişi yargısızca gözlemlenebilir. Bu şekilde,  kendi iç dünyamıza doğru derinlemesine bir yolculuk yaparak bizi sınırlandıran duygulardan bağımsız bir şekilde gözlem yapabiliriz.

Dönüştürdüğümüz her olumsuz duygu, zihnimizi ve dolayısıyla anlık kararlarımızı etkileyen inançlarımızda yapacağımız bir değişiklik olacaktır. Bireyselleşme ve geçmişin zincirlerinden özgürleşmenin ilk adımı bu şekilde atılmış olacaktır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir