Görünen ve Görünmeyen Alemler

‘Görünmeyen Alemi de kapsayan dünya görüşü insanların psikolojisini değiştirecektir. Hiçbir şey bu yoldaki bilgi paylaşımını engellememelidir, çünkü bu bilincin genişlemesine destek olacaktır- ve bu insana olan sevgiyi yansıtacaktır’  ‘Agni-İoga, (‘Ateş Alemi’), I, 617

İnsanın düşünce sistemi, zihnin çalışması hakkındaki bilgileri toplamı, yaşadığı halleri dile dökme gibi faaliyetinin usulleri ve imkanları gayet kısıtlı kalıyor bazı Gerçekten Yaşananlar önünde. Zamanla öğrendiklerim sonucunda, kendimle ve başkalarıyla ilgili düşüncelerim çok nadiren gerçeği yansıttığını gördüm. Kişisel algılanacak durumlar da çok azdı. Hatta kendimle ilgili düşündüklerim de gerçek değilmiş ve gerçek olmasına gerek te yokmuş aslını alırsanız.

Hayli zaman geçtikten sonra beni engelleyen, sorunum olan durumların doğru ve basit açıklamasını buldum tabii. 40’lıyaşlarıma kadar ‘kalıplardan, ‘şöyle sanırlar’, ‘böyle sanırlar’ gibi yakınmalarım vardı… Zihin hakkında da iyi fikirlerimin olmadığını görürüm o dönemlerde.

Çoklu Zihin ya da Zihnin çoklu hali gibi adlandırabileceğimiz bir durum daha vardır. Zihnin kendini ikiye ve daha çok parçaya bölme gibi, kendisiyle konuşma, kendini dinleme gibi yeteneği de var. Bunun yanı sıra, başka boyutlardan gelenleri dinleme yeteneği de vardır.

Görünen ve Görünmeyen Alemler

Bazen belki siz de zihninizde bir ses işitirsiniz. Bazen birçok sesler de duyabilirsiniz. Onların birbiriyle konuştuğunu da duymanız mümkün olabilir. Ve bu her zaman sizin ‘hasta’ ya da ‘peygamber’ olduğunuz anlamına da gelmez.

Tabii ki, sizin bu duruma nasıl baktığınız, nasıl yorumlamak, adını ne koymak gibi seçiminize bağlıdır. Bazen cümleler belirmez zihninizde ya da sesler değil, sadece sezi ve duygular akımı, bazense telepatik aktarılmış gibi bilgilerle dolar içiniz. Kendinizi daha da erdemli, cesur, bilge his edersiniz ama belli dönemden sonra sanki mahrum oluyorsunuz, sıradanlaşmış, basitleşmiş, yozlaşmış gibi halleriniz gelir ardından ve siz şaşırırsınız, nasıl olup ta, içinizde bu kadar zıt kişilikler barınabileceğine…

Tabi ki anlamak istersiniz, merak edersiniz. Gerçekten çok isterseniz, cevapları muhakkak bulursunuz, ama anlatılması kolay olmayan bir Sistemdir bu. Yine de ip uçları ve işaretler vardır. Bilimin bilinen metotlarıyla araştırılamayan bir bölge olduğu için, Kendi Aklınıza, Kendi Deneyimlerinize göre yorum getirmek ya da bulduğunuz yorumların birine değilse başka birine inanmayı seçebilirsiniz. İşin aslı, tüm bunların kesinlikle tek temeli vardır ama çeşitli düşünce sistemlerine göre, çeşitli dönemlere göre fark gösterebilir anlatımı, tarzı ve yorumları.

Önceleri ‘kötü’ sesleri cinlere, ‘iyi’ sesleri ilahi kaynaklara atfediyorlardı. Ona göre ya insanlar kendi kendilerini ya da bunları paylaştıklarında etrafındakiler tarafınca şizofrenlikte, ya da peygambervari kabiliyetlere sahip özelliklerde, son dönemlerde ise ‘Psişikler’ ya da Medyumluk, yani çoklu algıya sahip olan özel doğaüstü yetenekleri olanlardan sanmak gibi eğilimlerde olurlardı. Beyninizde duyduklarınızın anlamını anlamıyorsanız, iyi ya da kötü mü olduklarına da karar veremiyorsanız, hepsi karışmış halde olsa ne yapmak, nasıl düşünmek lazım? Ya da hangisi ‘kötü’, hangisi ‘iyi’ olduğunu, hangisi doğru, hangisi yanıltıcı olduğuna nasıl karar verirsiniz? Akıl, Ruh ve Beden sağlıklı bir uyum içinde olmadan, kafanız karışabilir… Belli ya da belli olmayan nedenlerden dolayı, Beyniniz, zihniniz çok hızlandığında (hızlı zaman moduna geçtiğinde) Çoklu şuur halini yaşayabilirsiniz çoklu algınız varsa. İçten ve dıştan Zihninize ne empoze edilirse, ona hemen inanmaktan çok sakınmanız lazım! Kendinizi herhangi bir şeyle eşleştirmeye de acele etmeyin. Kimliğinize, öz hatıralarınıza, köklerinize tutunmaya çalışın.

Unutmayın, kalıplar, önyargılar, kişisel algılamalar (zihinsel ve duygusal illüzyonlar) zararlı olabilirler ama Kökler, Temeller, Özler zaruridir!

İnsanlığın geldiği şu noktada bütün bunlar hakkındaki gerçek bilgiye ihtiyacımız çok yükselmiş durumda. Maşallahı da yok değil ‘bilgi’ olarak sünülen şeylerin. Ama aklınıza almadan önce acele etmeden düşünmenizi öneririm… Genellikle, Gerçekler kendi içsel kaynağınıza gelir. Dışarıdan çeşitli kaynakları okurken, içinizde yeşermeye başlayan Bilgi Ağacınızı gözlemleyin. O yaşam gücüyle kıpırdamaya başlarsa ve hatta çiçekler açarsa, onun için uygun bilgiler ya da en azında doğru ip uçlarıdır bunlar. Ama her ne kadar çok insanların inandığı bir şey de olsa, yazılı kanonlar da olsa, sadece ‘İnan!’ denilen doğmalar da olsun, ya da çok ünlü ve başarılı bir akımın ünlü ve başarılı adamı tarafından yazılmış ya da söyleniyormuş olsa da çok inananları olan ‘guru’ ya da hoca da olsa, siz içinizdeki Bilgi Ağacında heyecan görmüyorsanız, içinize almayın her türlü ukalalıkları…

Ama, inkâr etmediğim bir şey varsa, tabi ki, ‘başka boyutlar’ gerçekten vardır ve onlarda da insan zihnine benzeyen varlıklar vardır. İlerideki bölümlerde yorumlamaya çalıştığım gibi, bilimdeki bazı bulgularla da aklıma yatmakta olan teorilerle desteklenen bir inancım vardır bu konuda. Ve bire bir yaşadığım güçlü ve fevkalade hallerim olmuştur boyutlar arası temaslar hakkında yazma ve konuşmada eminlik his ettiren.

Şuurları bizim şuurumuz basit haşarattan ne kadar fark ediyorsa, Evrende bizden de o kadar gelişmişliğiyle fark eden varlıklar mutlaka olmalı. Ve bu varlıklar Doğadaki evrim sürecinin yönlendirilmesinde aktif iştirak ediyorlar’ Prof. Herley’in bu sözlerini okuduğumda, bunun gibi aldığım başka anlamlar beni biraz daha cesur yaptılar seçtiğim yolda.

Bu Varlıklar hakkında insaniyet kültüründe de eskiden bilinir ve çeşitli adları mevcuttur: Tolteklerde Alliyes (Dost), birçok memlekette Tanrılar ya da Melekler deniliyor. Eski Türklerde mitolojik varlıklar diye adlandırdığımız efsanevi tanrısal güçler vardır. Altay Şamanizm’inde ve Yakutlarda ‘Zümreler’ denilen, çeşitli fonksiyonlarda uzmanlaşan şuurlu varlıklar toplulukları vardır.

Mesela Yakutlardaki hamilelik ve doğum durumlarında, hatta doğum sonrasında da anne ve bebeğin iyiliği için uğraşan ‘zümrelerin’ işleyişi genel olarak tüm Türklerin inandığı Ana Tanrıça Umay adlı kutsal varlığa atfedilen özelliklere sahiptir.

‘Zihnimiz, tanrıların boyutunda da varoluşunu sürdürür. Zihnimiz bu realitede de yaşar ve bu realiteyi algılar. Zihin uyanık realiteyi gözlerle görür ve algılar. O aynı zamanda gözle görülemeyeni de görür ve algılar. Ama mantık bu ikinci algılamanın pek farkında olmaz.’ diyor ‘Toltek Bilgelik Kitabı’ adlı eserinde Don Miguel Ruiz.

Zihin çok boyutlu bir yaşam sürer. Bazen zihnimizle algılanan ama zihnimizde üretilmeyen fikirlerimiz olabilir. Bu seslere inanma ya da inanmama seçimi size aittir. Nasıl ki, toplumsal rüyalara ve anlaşmalara inanıp inanmama özgürlüğünüz varsa, farklı zihninizle duyduğunuz sesleri kişisel algılama ya da algılamama, inanıp inanmama özgürlüğünüz de vardır. Bırakın, medyadan, arkadaşlarınızdan, çeşitli yayınlardan, TV’den duyduklarınızı, hatta ve hatta kendi zihninizin derinliklerinden bile gelmekte olan her sesi, her fikri de hemen ‘doğru’ olarak algılamayın. İnsanlar boyutunun kendi kuralları, ilkeleri, değerleri vardır. ‘Sesler’ duyan her insan kendini aziz, ermiş, süper insan gibi kaftanlara koyamaz.

Bunlar ‘ses duymayanlar da’ da olan ve olması gereken Vicdan, Erdem, Sevgi, Saygı, Mütevazilik vs. insanlık için daha önemli olan değerleriz bir kıymete sahip olamaz…

devam edecek…

Benzer yazılar

Yanıt verin.