19 Nisan, 2019

Arkası yarın

Nefes nefese uyandı bu sabah yine. Günlük yaşamından daha esaslı bir rüyadan yatağına düştü. Oldukça kısa süren sarsıntının ardından, alışageldiği gibi unutmayı seçerek sentetik bir güne daha adım attı. Düşük omuzları, karmaşık düşüncelerle ağırlaşan başını taşımakta zorlandı. Bıkkın ayakları ise onlara dayatılan güne karşı direnişteydi. Güvercin adımlarıyla banyonun yolunu tuttu. Yüzünde ki gece katmanından soğuk su yardımıyla arındı. Bir an aynada gördüğü yorgun çocuğa odaklandı. İçten dost canlısı görünüyordu çocuk, ancak aynı zamanda ürkütücü bir yabancıydı. Aslında ne olduğunun bir önemi yoktu. Ara sıra göz göze geldiği biriydi yalnızca. Bir andan ibaretti.

Arkası Yarın

Ama o da ne? Gözlerinin kenarlarına yeni bir çentik mi atılmıştı? Hah! İşte bu gerçek bir sorundu. Pahalı birer silgi vazifesi gören kremlere sığındı önce. Ardından kendini gülümseyen bir palyaço haline getirecek makyaj malzemeleri ile yeni bir sirk gününe hazırlandı. Nasılsa rolü ezberindeydi. Klişe işler, ara, arkadaşlar, günlük güç gösterileri, “Ne olacak bu memleketin hali?” Konuşmaları, ara, ufak flörtler, iş sorunları, sosyal medya, ketojenik diyet, ekonomi, ödemeler, stres, ara, kendine alkış, adsız ilişki, sahte güven, büyük korku, İstiklal Marşı ve kapanış… Olağan aksiyon sahnelerini düşündü ve ardından derin bir nefes alarak karışmış saçlarına baktı. Bilmiyordu ki; arapsaçına dönen takma saçları değil, zihninde ki saçaklardı. Ne bir tarak, ne bir krem anlamsızlığın ördüğü saçakları açabilirdi. Çünkü anlamsızlığın ne başı vardı, ne de sonu. Yalnızca devrim niteliğinde kararlarla kökten çözülebilirdi. Ancak arkası yarın dizi oyunculuğuna öyle alışmıştı ki; gerçeğin doğaçlaması ancak gözünü kör eden bir ışık olabilirdi. Karanlıkla terbiye edilmiş bir yarasa insan için ışık ölümcül bir tehlike demekti. Neyse ki kısa sürede şekillendirdiği saçları ile karmaşık zihnini örtmeyi başardı.

Dolabından 5/12 taksidini ödediği seçkin markalı zırhını seçtiğinde kendini yeniden güvende hissetti. Omuzları dikleşti. Günlük, olağan bir tek kale savaşa girerken kendine ilk golü atmıştı. İçsel zafer naralarıyla evden çıkarken, sahteliğin irite tınısı kesif yalnızlık stadyumunda yankılandı. Ama o yine duymadı…

O gün, özgüven sandığı dev egosu ile birkaç kişiye haddini bildirdi. Adaleti sağladığı için kendisiyle gurur duydu ve biraz daha kabardı. Günün yoğunluğundan sıyrıldığı bir ara ezberlediği ancak felsefesini anlamadığı kişisel gelişim tekniklerini uyguladı ve sosyal medyada o güne özel birkaç olumlama paylaştı. O an nirvanaya ulaştığını hissetti. Ancak sigara molası bittiğinde nikotin dolu nefesini verdi ve yine tek gerçekliği olan arafa yöneldi. Akşama doğru mesaj atmaya başlayan sözde sevgiliye vereceği her cevabı bir bir seçerek yazdı. Hamlesini iyi yapmalıydı. Sevgiye bile bir zırhı vardı herkesin. Kendini hem korumalı, hem de talepkar olmalıydı. Aslında sorun şuydu: insanlar sevginin akışkan olduğunu unutmuşlardı. Birbirlerine yaklaştıklarında kangren ettikleri, damarına bastıkları duyguları sancıyordu ve bunu aşk sanıyorlardı. Kestiklerinde ise rahatlıyorlardı ancak eksilenin de, kanayanın da kendileri olduğunu bilmiyorlardı. Zırhlarının içinde birbirine akamayan güvensiz kalpler birbiriyle ölesiye sevişirken kendileriyle savaşıyorlardı, sözde bibirlerine ölüyorlardı. Herkes arıyordu, ancak kimse bulamıyordu. Ekonomik kuramların bile şaşmadığı bir dengede, sonsuz kaliteyi talep ederken aynı zamanda Çin malı sevgilerini arz ediyorlardı. Bir an parlak, albenili, ancak içi boş bir piyasaydı… Aşk-meşk veya karı-kız işleri olarak adlandırılıyordu seyyar aşıkların dilinde, satıştaydı, taklitti, tek kullanımlık ve ucuzdu…

Bir an düşündü: “ O haklıydı.” Tuttuğunu sandığı anda öyle paramparça olmuştu ki elinde sevgi sandığı her ne ise… Hem de defalarca… Bu nedenle üçünü, beşini elinde tutup arada ya tutarsa mantığı ile ilerlemeyi seçmek hakkıydı. Kurgulu, büyük sözler, restler, uzak gelişler ama yakın mesafeler ile ucuzlatmıştı ve sevgisini harcanabilirleştirerek kendisi ucuzlamıştı da. Farkında değildi.

Tek kale maçtı ya hayat; attığı bu gol de yine kendineydi. Her elinde kalan gösterişli sevgi aynı zamanda kendi kalbiydi. Tükettiği ise sevgiye inancıydı… Ofis tuvaletinde makyajını tazelerken içindeki küskün çocuk düşünmüştü bu konuyu. Ancak kendisi, kendisinden ödün veremeyeceği için içinden çıkamadı, yine boşverdi. Bencillik, gerçekten sevmeyi ve sevilmeyi bilmeyen için şüphesiz en güvenlisiydi.

Akşama doğru bir Avm kafesinde arkadaşları ile buluştu. “Peki ya ne olacaktı memleketin hali?” Sözleri ile birer halk kahramanı olan bireylerin ne üstlerine giydikleri yereldi ne yedikleri ne içtikleri… Amerikan fıstığı ile süslenmiş İtalyan pesto soslu Brezilya kinoasını tüketirken emperyalizme sövdüler yine yeniden. Gericiliğe sövdüler ancak ne ileri götürmek, ne de olanı korumak için konuşmaktan öteye geçen bir çalışmaları yoktu. Ancak itiraf etmeliyim ki: Belki arka masada oturan ben bile aynısını yapmış olabilirim… Ödün vermeden kurtarılmayı beklemek yanılgısı içinde gerçeğe uyumlanmak öyle zor ki… O’nu anlatırken bir özeleştiri de kendime yapmak istedim. Dersimi aldım… Neyse gün sonunda yine ona döneyim…

Günlük hengamenin ardından akşam olup evine gitti. Açılan kapıdan geçtiğinde omuzları yeniden düştü. Yorgundu beden ve sızlıyordu düşünceler. Zırhını çıkarttı, astı. Palyaço maskesini temizlediğinde soluk benizli yabancı çocuk yine karşısındaydı. Ah o pahalı krem yok muydu? Göz kenarında ki çentik yerli yerindeydi… O esnada telefonuna gelen mesaja baktı. Hamle yapacak hali kalmamıştı, iyi geceler diledi yalnızca ve yalnızlığını paylaşırcasına. Ayakları yine direnişe geçti. Gerçekten olmak istediği yerde miydi? Güvercin adımlarla yatağına döndü. Gün gözlerinden akıp gitti… Klişe işler, ara, arkadaşlar, günlük güç gösterileri, “Ne olacak bu memleketin hali?” Konuşmaları, ara, ufak flörtler, iş sorunları, sosyal medya, ketojenik diyet, ekonomi, ödemeler, stres, ara, kendine alkış, adsız ilişki, sahte güven, büyük korku, İstiklal Marşı ve kapanış…

Arkası yarındı… Yarın bir devrim olmazsa yine aynıydı…

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir